Asi Bilge: Şeyh Bedrettin Asi bilge, ilk bakışta, örtüşen iki terim değil. Asilik, isyankarlık, ihtilalcilik, devrimcilik, genellikle kurulu düzene olan isyan/tepkiyi anlattığı için eylemcidir,tepkicidir,savaşaçıdır. Bilgelik ise daha bir dinginlenmiş, ağırbaşlı,söyleyeceğini ölçüp biçen bir aydındır “İdam edeldiği zamandan bu yana, hakkında birbiriyle çelişen düşünceler belirtilmiş olan Simavna Kadısı Bedrettin bugün bile tümüyle nesnel bir gözle incelenmemiştir. 15. yy’ın ilk yarısını dolduran bu filozof dinsel taassup ve siyasi düşüncelerin şiddetli saldırılarına uğdradı. Bu yüzden adeta bilerek önemsenmedi. 1. Bedrettin’i ilk inceleyenler, hakkında ağır eleştirilerde bulunan İslam bilginleridir. Örneğin Üsküdarlı Aziz Muhmud Hüdai Efendi gibi. Bununla birlikte onu savunanlar da vardır: Örenğin Şeyh İlahi, Şeyh Muslihiddin, ... Devamı
Osmanlıda ilk bilim yuvası nerede kurduldu denirse, bunun Orhan Bey zamanında 1330’da İznik’te kurulan İznik Medresesi olduğunu söyleyebiliriz. Medreseler, Selçuklulardan devralınan kurumlardı. İznik Medresesi, her yönüyle Selçuklu Medreselerinin bir devamı niteliğindeydi. Öt yandanİznik , Bizans devrinden beri önemli bir dinsel ve bilimsel merkezdi. Sufi ulemadan Antakya’lı Abdurrahman el-Bistamî (öl: 1454) İznik için “ulemalar yuvası” demişti. Palamas da oradayken Taceddin Kürdi de bu medresede ders veriyordu. Bu ilk medresenin ilk baş müderrisi de Davud b. Mahmud el-Rumi el-Kayseri (öl: 1350) dir. Bu adam, Mısır’da okudu, akli ve nakli bilimlerde uzmandı. Muhyiddin ibnu’l-Arabi’nin Fususu’l-Hikem adlı eserine yazdığı bir açıklamada(şerhte) tasavvufu savundu; bu açıklama, tasavvufun Osmanlı topraklarında tanınmasını sağladı. Diğer önemli bir... Devamı
Hüseyin Topdemir Dr. A.Ü Bilim Tarihi Anabilim Dalı Takiyüddin başarılı çalışmalar sergilediği optik alanında, Gözbebeğinin ve Aklın Işığı adlı bir yapıt kaleme almıştır. Bu kitabın dikkat çekici yönü, temel dokusunun ıslam Dünyası’nda yaklaşık sekiz yüzyıl önce başlatılmış olan köklü ve başarılı optik çalışmaları sonucunda elde edilmiş temel argümanlardan ve problemlerden oluşturulmuş olmasıdır. Öyle ki, elde edilen yüksek düzey, 17.yüzyıla kadar Batı’da güncelliğini koruyan temel tartışmaların çerçevesini oluştururken, aynı şekilde, Osmanlı ımparatorluğu’nda da bütün canlılığıyla etkinliğini sürdürmüştür. Bu durumu anlamak ve anlamlandırmak zor değildir. Çünkü 17.yüzyıla kadar Batı’da optik konusunda egemen olan görüş, ıbnü’l-Heysem’in bir tür gelenek halin... Devamı
Pek çok bilim tarihi kaynaklarında, bilimsel çalışmalar Batlamyus’dan sonra rönesans dönemine geçer, 2.yy’dan 16.yy’a atlanarak 14 yüzyıl kadar sürenin üzerine bir sünger çekilir. Ancak bunun böyle olmadığı aşikardır:Bilginin bu süre içinde dokunulmadan korunması ve bilginin birdenbire 16. yüzyılda Rönesans’ta aniden ortaya çıkması imkansızdır. Bir bölüm tarihci ise, İslam dünyasını, antik kültür hazinelerini koruyarak tekrar batıya nakleden “aracı” (postacı) hüviyetine sokar.Onlara göre Müslüman bilim adamları hiçbir katkı yapmamışlardır.Halbuki bilim literatürüne girmiş pek çok Arapça isim, tanım ve kavram vardır.Bu konuda yapılan bir diğer yanlışsa Müslüman bilim adamlarından söz ederlerken sürekli Arap diye bahsedilmesidir.Arapça bilim dilidir ancak bilim... Devamı
İslâm, Hindistan’a Afganistan’ın dağ geçitlerinden güneye inen Türkler tarafından yayıldı. X. Yüzyılda Gazne orduları Kuzey Hindistan illerini ve Pencap’ı ele geçirdi. Gaznelilerin Gazne ve Herat kentlerindeki mimarlık eserlerine, arkeoloji dünyasında her ne hikmetse fazla ilgi duyulmamıştır. Bu bölge yapılarında da genelde İran mimarlık üslûbunun hâkim unsur olduğu bir gerçektir. Kuzeyden Hindistan’a inenlerin Hindistan’da inşa ettikleri eserlerde, İran mimarlık üslûbu devam etmekle beraber, yerel ‘Jaina’ mimarlık üslûbuna ait çizgi ve motiflerin de beraberce kullanıldığı görülmektedir.
XIII. Yüzyıla geldiğimizde, Delhi’de Kutub Camii ve de Ajmir Camii’nde plan kurgusu, taç kapısı ve kubbeleri ile İran üslûbunun devam ettiği, sadece aşırı süslemelerde yerel motiflerin kullanıldığı gör&uu... Devamı