banner bilim
 
Ana Sayfa « E-tarih.org    
   
İslam dünyasında mimarlık
  EMEVİ HALİFELERİ DÖNEMİ (661-750)
  » Üst Konu
HZ. MUHAMMED DÖNEMİ
DÖRT HALİFE DÖNEMİ (632-660)
EMEVİ HALİFELERİ DÖNEMİ (661-750)
ENDÜLÜS EMEVİLERİ DÖNEMİ (756-1031)
ENDÜLÜSTE TAVAİF-İ MÜLUK DÖNEMİ (1031-1090)
ENDÜLÜS'TE MURABITLAR (1090-1147) ve MUVAHHİDLER (1147-1248) DÖNEMİ
GIRNATA SULTANLIĞI (1232-1492)
KUZEY AFRİKA EMİRLİKLERİ
AGLEBÎLER DÖNEMİ (800-969)
MURABITLAR (1030-1269) ve MUVAHHİTLER (1056-1147) DÖNEMİ
MERÎNÎLER DÖNEMİ (1195-1470)
ABBASİ HALİFELERİ DÖNEMİ (750-1258)
TOLUNOĞULLARI DÖNEMİ (868-905)
FATIMÎLER DÖNEMİ (969-1170)
EYYUBÎLER DÖNEMİ (1174-1250?ler)
MEMLÛKLAR DÖNEMİ (1250-1517)
İRAN ve HORASAN
İLHANLILAR DÖNEMİ (1256-1344)
TİMURLULAR DÖNEMİ (1370-1501)
SAFEVÎLER DÖNEMİ (1502-1736)
HİNDİSTAN ve ÇİN
İSLÂM?IN YÜKSELEN YILDIZI: TÜRK MİMARLIĞI
BÜYÜK SELÇUKLULAR (1000?ler-1157)
ANADOLU SELÇUKLULARI (1060-1308)
ANADOLU BEYLİKLERİ DÖNEMİ MİMARLIĞI
OSMANLI İMPARATORLUĞU
20. YÜZYILDA İSLÂM MİMARLIĞI

 
EMEVİ HALİFELERİ DÖNEMİ (661-750)

Şam'daki Emeviye Camisi
Şam'daki Emeviye Camisi
Muaviye, işlenen politik cinayetlerin ardından Halife oldu (661). 90 yıl süren Emevi saltanatında 17 halife geldi-geçti. Artık halifeler, Hz. Peygamber’in yolundan giden halefler değil, düpedüz saltanat süren ve İslâm’ı doktrin olarak kullanan istilâcı emirlerdi. Muaviye’nin saltanatı 680 yılına kadar, 20 yıl sürdü. Fakat İslâm’da doğan ayrılıkçılıkla bir türlü istikrar sağlanamıyordu. Ubeydullah, Hz. Ali’nin oğulları Hasan ve Hüseyin’i ortadan kaldırarak Irak’a vali olmuştu. Hz. Ali’nin izleri silinmeye çalışılıyor, Emevi saltanatı, başkenti Kûfe’den Dımışk’a (Şam’a) naklediyordu. (661)

Şam’ın fethinde Müslümanlar Saint Jean (Sen Jan) kilisesinin yarısını cami yaparak diğer yarısını Hıristiyanlara bırakmışlardı. Yani kendi ibadetlerini yerine getirirlerken Hıristiyanlara da hak tanımışlardı.

Muaviye’nin yerine geçen Yezid, 3 yıl halifelik yaptı (680-683). Yezid’in komutanı Hasan bin Nubayr, muhalif bir emirlik olan Mekke üzerine yürüyerek Kâbe’yi kuşattı. Mancınıkla attığı taş güllelerle Kâbe’yi yıktı. Yezid’den sonra halife olan II. Muaviye’nin bir yıllık iktidarında (683-684) Mekke Emir’i olan Abdullah bin Zübeyr, harabe haline gelmiş Kâbe’yi zemine kadar yıktırarak Hz. İbrahim’in yaptığı temellere ulaştı. Yeni mekânı bu temeller üzerine bina etti. Ancak politik çekişme durmak bilmiyordu. Yine bir yıllık halife Mervan (684-685), Mekke’yi kendi yönetimine katmak üzere, Haccac bin Yusuf’u, Emir Abdullah bin Zübeyr’in üzerine saldırttı. Mekke, 7 aylık kuşatma sonunda düştü; Emir öldürüldü.

Halife Abdülmelik (685-705), İslâm mimarlığı açısından önemli bir isimdir. Şimdi tekrar Kudüs’e dönelim: Hz. Süleyman mabedi arazisi üzerine kurulan ‘Harem-i Şerif’te Hz. Ömer tarafından yaptırılan ‘Kubbe-tüs Sahra’ veya Ömer Camii’nin 691 yılında Halife Abdülmelik tarafından zengin dekorasyonla ihya edildiğinden bahsetmiştim. İnşa tarihi kesin bilinmemekle beraber yine aynı yıllarda inşa edildiği düşünülen İslâm’ın ikinci önemli eseri ‘Mescid-i Aksa’ da bu arazi üzerinde inşa edildi. Mescid-i Aksa’nın yerinde Bizans İmparatoru Jüstinyen dönemine ait bir kilise vardı. Cami, bu kilisenin üzerine inşa edilmiştir. İlk inşa edilen camide, orta hacimde yüksek tavanlı ve dikdörtgen planlı nef (hol), nefin sonunda bir kubbe, orta nefin sağ ve sol yanlarında sıralı sütunlar ve de iki yanda eni daha dar ve daha alçak tavanlı nefler vardı. Orta ve yan nefler, dikdörtgen planı bütünlüyordu. Mimarlık tarihine meraklı olanlar bilirler. Ben burada sanki tipik bir kilise planı tarifi yapmış oluyorum. Bu plan, hiçbir literatürde rastlamamakla beraber bana mevcut kilisenin ufak tadilâtla camiye çevrildiği intibaını vermektedir. Nitekim sonraki yıllarda, muhtemelen Abbasi halifeleri döneminde (750’lerden sonra) bu planın sağ ve soluna küçük neflerin tekrarı şeklinde 6’şar aks ilave edilmiş, cami İslâm’ın gereklerinden olan saf halinde namaz kılabilme olanağına kavuşmuştur. Daha sonraki yıllarda Haçlıların istilâsı ile tekrar kiliseye çevrilmiş, 1187’de Selahaddin Eyyubi’nin onarımı ile eski düzenine kavuşmuştur. Kubbe-tüs Sahra ve Mescid-i Aksa’dan ve yan binalardan oluşan Harem-i Şerif, bu gün de ‘Beyt-ül Mukaddes’ olarak nitelendirilmekte ve kutsallığını sürdürmektedir.

Halife Velid döneminde (705-715) Kuteybe bin Müslim, Türk illerine seferler yaptı. 706’da yağma ile beraber Şaman Türkleri kılıçtan geçirdi, adeta soykırım yaptı. Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad, İslâm’ı kabul edince Han yapıldı ve kendisine Kuteybe ismi verildi. 710’da Semerkand, 712’de Kâbil, Fergana seferleri ile bölge İslâmlaştırıldı. İslâm orduları Kuzey Afrika’ya yöneldi, 711 yılına gelindiğinde Avrupa kıtasına geçerek İspanya’yı fethettiler. Böylece Emevi hanedanı tarihteki en büyük İslâm İmparatorluğunu kurmuş bulunuyordu.

Konumuz dışındaki bu olayları burada keselim ve dönemin önemli mimarlık eserlerini inceleyelim. Yukarıda Şam’daki Sen Jan kilisesinin yarısının camiye dönüştürüldüğünü anlatmıştım. Halife Velid, işte bu kilisenin yerine 710’da Şam Ulu Camii’ni (Ümeyye Camii’ni) inşa ettirmiştir. Camiyi görmediğim için kilise malzeme ve mimarlık elemanlarının bu camide kullanılıp kullanılmadığını fotoğraflardan kestirmem mümkün değil. Camide kullanılan ve ‘Kompozit’ izlenimi veren sütun başlıkları ve de fil ayaklarının oranları eski kilise elemanları oldukları izlemini veriyor. Konuyu arkeologların takdirine sunuyorum. Sütun ve sütun başlıkları üzerini örten taş kemerlerde tam (yarım daire) kemer ve sivri kemerlerin bir arada kullanıldığını görüyorum. Tam kemerlerde Bizans etkili, sivri kemerlerde İran etkili çizgilerin, Arap mimarlık sanatında yeni bir yorum kazandığını gözlemliyorum. Bu caminin en önemli yeniliği, kiliselerdeki kadar abartılı olmasa da ilk defa ‘mihrap’ elemanının kullanılması olmuştur. Kâbe’ye bakan ‘kıble’ye yönlendirilmiş, tavanı kubbeli ve niş şeklindeki ilk mihrap, bu camide kullanılmıştır. Sen Jan kilisesinin çan kulelerinin yerini iki yandaki minareler almış olabilir. Kare planlı minareler eski kule temelleri üzerine yapıldığı intibaını vermektedir. (Bu yargım yine cami elevasyon çizimlerinden mülhem.) Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, bu yapıda Hıristiyan asıllı mimar, usta ve kalfalar kullanılmış olabilir. Ancak yapı, plan kurgusu itibariyle bir İslâm mimarlık eseri olmuştur. 732’de inşa edilen Tunus Zeytune Camii de Ümeyye Camii ile aynı mimarlık özelliklerini taşır. (Kare planlı minaresi XIX. Yüzyılda ilave edilmiştir.)

X. yüzyılda camiyi görenlerin anlatımı ile Halife Velid, camiyi kıymetli taşlarla, altın objelerle ve renkli camlarla bezemiş. Ancak XI. yüzyılda çıkan bir yangında, daha önemlisi 1400 yılındaki Timur istilasında yapılan yağma ve talanla bu bezemeler yok edilmiştir. Daha sonra onarım görmüşse de yakın zamanda, 1893’teki bir yangınla tekrar harabiyete dönmüş, sonra tekrar onarım görmüştür. Onarım mimarlarının bir huyu vardı ve de hâlâ vardır. Onardıkları yapılara mutlaka kendilerinden bir şeyler katmak isterler. Bu caminin cephe elevasyonlarında da, örneğin orta aks üst kısımda görülen fronton (üçgen alınlık) ile tam kemerli ve ritmik pencereler Arap mimarlık sanatında görülmeyen, 1800-1900’lerin Avrupa’sında kullanılan antik Grek ve Roma etkili yapıları hatırlatmaktadır. Cami her hal ü kârda ve yıkımlardan sonra, Velid döneminin şaşaasını kaybetmiş olsa gerektir.

Yine 711 yılının Velid dönemi yapısı Kuseyr-i Amra’nın eski bir fotoğrafında, yapının Grek şapellerinde görülen 3 adet yarım daire kesitli tonozun ana kitleyi örttüğü, diğer yapı kileleri ile uyumlu, orantılı bir kompozisyon yaratıldığı, ana yapının kısmen yıkılmış durumda olduğu görülüyor. Bu günkü durumunu gösteren bir fotoğrafa rastlamadım.

Halife Velid’in bu velut inşa çalışmalarından sonra gelen halifelerin dönemlerinde de politik huzursuzluklar devam ediyordu. Süleyman bin Abdülmelik (715-717)’den sonraki Halife Ömer bin Abdülaziz (717-720) zehirlenerek öldürüldü. II. Yezid (720-724), Hişam bin Abdülmelik (724-743), II. Velid (743-744), III. Yezid (744), İbrahim bin Velid (744), II. Mervan (744-750) dönemleri ile Emevi saltanatı son buldu. Saltanat süren halifelerin son yıllarındaki iktidar tarihlerine dikkat edersek oluşan politik karmaşayı anlayabiliyoruz.

Yılmaz Ergüvenç