10-09-2010, 09:05 PM
IV. Haçlı Seferi malumunuz Kutsal topraklarda değil Bizans'ın kalbinde İstanbul'da neticelenen bir Haçlı seferi idi. Neticenin sonucunda İstanbul'da bir Latin Devleti kurulduğuna ve Bizans'ın üçe parçalandığını (İznik, Epir ve Trabzon Rum İmparatorlukları) ve 1261 yılında Latinlerin gafletinden yararlanan İznik Rum İmparatorluğunun Bizans İmparatorluğunu yeniden canlandırdığını da tarihle kıyısından köşesinden ilgilenenlerin ekserisi bilmekte.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur: IV. Haçlı Seferi III. Haçlı Seferinin başarısız olması üzerine mi tertip edildi yoksa bu gerekçe örtülü bir gerekçe, asıl maksat farklı mı idi? Bu soruya yanıt verecek bir bilgiye ulaştığım için bunu sizlerle paylaşmak gereği duydum.
Venedik Düçalığının veya siz Cumhuriyeti de diyebilirsiniz malumunuz kurulduğu topraklar bir zamanların devasa Roma İmparatorluğunun merkezi olan Roma'ya oldukça yakın bir mıntıkada yer almaktaydı. Roma İmparatorluğu parçalanınca da bu topraklar Bizans İmparatorluğunun payına miras kaldı. 727 yılında kent civarında güçlenen yerel yöneticiler "duka" adı verilen ve seçimle iş başına gelen idarecilerle yönetilmeye başlayacaktır. Bu hareket Venedik'in adım adım bağımsızlığa doğru gittiğini gösterecektir.
814 yılında ise şehrin önde gelenleri "Dukalar Sarayı"nı inşa ederek artık Bizans'a düş yakamızdan işaretlerini ufaktan ufağa göndermeye başlayacaktır. Asıl bu hasiseden daha önemli olan bir hadise bizim konumuzu dolaylı yoldan bağladığından ötürü anlatılmadan geçilmez. 825 yılında ilginç bir hırsızlık vakası tarihe geçecek ve Hıristiyanlığın 4 büyük incilinden biri olan "Markos İncili"nin müellifi Aziz Markos'nun relikleri (kutsal kalıntıları) bulunduğu İskenderiye kentinden kaçırılarak Venedik'e getirilmiştir. Bu tarihten sonra dünyanın farklı yerlerindeki kutsal eşyaları Venedik'e kaçırma girişimi Venedik erkanının kendine vazife biçtiği bir eylem olacaktır. Venedik bu girişimi ile bir azizin değerli eşyalarını barındırdığı için kutsal kent hüviyeti vermeye çalışarak mıntıkasında etkili olmaya çalışacaktır. Zaten kısa bir süre sonra şehirde bu aziz adına bir şapel ve devasa bir bazilika inşa edilmeye başlanır. Bundan sonra Aziz Marko'nun sembolü olan kanatlı aslan figürü de Venedik armasında yer alacaktır. Devletin diğer bir adı da bu yüzden "Aziz Marko Cumhuriyeti" olarak adlandırılacaktır.
Nitekim 10. asırdan itibaren Bizans'ın güç kaybetmeye başlaması ile Venedik artık tam bağımsız olarak hareket etmeye başlar. 991 yılında dukalık makamına gelen II. Pietro Orselo 999 yılında Adriyatik kıyısındaki topraklarını korsanlardan tamamen temizler ve dini bir merasimle "Venedik'in denizle evliliği" adını alacak ritüeli başlatır. Orselo bu hareketinden sonra "Venedik ve Dalmaçya'nın dukası" ünvanını kullanacak ve devleti giderek güçlenecektir.
Bir asır kadar sonra ise Venedik ve Bizans ilişkileri iyiye gitmeye başlar. Bilhassa Türkler karşısında Bizanslıların başarısız olması ve donanmalarının da giderek güç kaybetmesi onları denizlerde Venedik'e bağımlı hale getirecektir. 1071-1085 yılları arasında dukalık yapan Domenico Selvo'nun İmparator I. Aleksios Komnenos'un kızıyla olan izdivacı neticesi Venedik çok önemli ticari imtiyazlar elde edecektir. Venedik, İstanbul'da günümüz Unkapanı ile Yeni Camii arasında uzanan sahil şeridinde bir mahalleye sahip olmuş, ayrıca Çanakkale, Trabzon, Antakya, Foça gibi önemli limanlarda konsolosluklar açmış ve Bizans limanlarında vergi muafiyeti haklarını elde etmiş oluyordu gelişmeler neticesinde.
Tabii ki gelişmeler zamanla Bizans aleyhine gerçekleşince İstanbul halkında giderek Latinlere karşı nefret hisleri peyda olmaya başlayacaktır. Bizans halkta ki bu huzursuzluğu gidermek amacıyla 1171 yılında Venedik'e tanınan geniş imtiyazları kaldırma ve mallarını istimlak etme teşebbüsüne girişecek, Venedik ise buna mukabil Sakız ve Midilli adalarını yağmalayacaktır. Gelişmeler üzerine İmparator I. Manuel'in gösterdiği acziyet ise Bizans halkında zaten var olan nefret hislerini giderek körüklüyecektir. I. Manuel'in 1180 yılında vefat etmesi üzerine 11 yaşındaki oğlu II. Aleksios Komnenos ile Ünye'de (o zamanki Oinaion) sürgünde bulunan yeğeni Andronikos Komnenos arasında taht çekişmesi gerçekleşecek ve Venedik kendi kızları Maria'dan doğma 11 yaşındaki adayı destekleyecektir. Ancak Venedik'in tüm çabalarına karşı halkın desteğini arkasına alan Andronikos Komnenos 1183 yılında tahtın ortağı olarak İmparatorluk makamına gelir ve akabinde çok fazla vakit kaybetmeden genç Aleksios'u ortadan kaldırmayı başarır. Andronikos gibi Bizans halkı da boş durmaz ve Latinlerden hınçlarını çıkartmaya başlar. İstanbul'da meydana gelen kitlesel hareketler neticesi pek çok Venedikli ve Cenevizli kılıçtan geçirilir. Papa'nın temsilcisi ve Katolik din adamları da bu katliamlardan nasibini alır. Kardinalin kesik başı bir sokak köpeğini kuyruğuna bağlanır ve sokaklarda teşhir edilir. Sabık İmparatoriçe Maria'da Venedik kanından olduğu için bizzat yeni İmparator Andronikos'un talimatıyla ortadan kaldırılır. Tüm bu yaşananlar Venediklilerin Bizans'a ve özellikle İstanbul halkına kinlenmesine neden olur. Venedik artık intikam için fırsat kolluyordur. Ancak bunu gerçekleştirmek için de sinsice hareket etmek gerektir. Ve aranan fırsat ayağa kadar gelir. 1200 yılında dönemin Papası olan III. Indecentius Kudüs'ün kurtarılması için bir Haçlı seferi tertip etmek ister. 1192 yılında Venedik Düçalığına gelen ve tüm Venedik tarihinin en etkin düçası olarak bilinen Enrico Dandilo bu fırsatı tepmez. Papanın çağrısına ilk yanıt veren kişi olur. Aslında sefer Papalığa göre şöyle gerçekleşecektir. Sefere iştirak edecek ülke askerleri Venedik'te bir araya gelecekler ve buradan deniz yoluyla tabii ki Venedik gemileriyle kutsal topraklara iştirak edeceklerdir. Papa Venedik'i ödüllendirmek için taşımadan dolayı gelecek olan tüm gelirleri Venedik'e bağışlar. Dandalo tersanede 300 kadar gemi inşa ettirir. 1202 yılında ise sefere çıkacak hale gelir. Ancak Haçlıların taşıma karşılığında Venedik'e ödemesi gereken ücret henüz hazır değildir. Zaten bunu bilen ve hareketlerini buna göre tertip eden Dandalo Venedik'e gelen haçlı birliklerine ilginç bir teklifte bulunur. Haçlılar, borçlarının bir kısmına karşılık Dalmaçya kıyısında bulunan Zara (Zadar) kentini kuşatıp Venedik adına ele geçireceklerdir. Zara ise Katolik bir krallık olan Macar Krallığına bağlıdır o esnada. (Macar Krallığı bahse konu dönemde Bizans'ın müttefiki idi. İleride gerçekleşecek İstanbul'un savunulması sırasında Haçlılara karşı Bizans'ı destekleyecek ve şehri savunmak maksadıyla Bizans'a askeri destek gönderecektir) Netice de kent Macar Kralının şaşkın bakışları arasında işgal edilir. Bu hareket Papayı oldukça sinirlendirmiş ve kendisini aforoz ile tehdit etmiştir. Ayrıca Dandalo'nun ayağına kadar başka bir fırsat da gelmiştir. Bir Bizans prensi olan Aleksios amcası olan III. Aleksios'a karşı Avrupa'ya yardım amaçlı çıkmıştır. Bu maksatla Dandalo ile görüşür. Zaten İstanbul halkına karşı kini olan ancak bunu gizlemeyi başaran Dandalo'da kendisine yardım edeceğini belirterek yönünü İstanbul tarafına çevirir. Papa'nın şiddetli muhalefetine rağmen Dandalo nüfuzunu ve karakterini kullanarak normal de Haçlı seferinin donanma komutanı olmasına rağmen bir anda Haçlı güçlerinin komutanı konumuna kendisini getirir ve 13 Nisan 1204 tarihinde şehri ele geçirerek iki düşünü birden gerçekleştirir. Bunlardan ilki 1183 tarihinde ki bahse konu Latin katliamının intikamını almak ve diğeri ise Venedik'in 825 yılından beri devlet politikası olan kutsal ve değerli eşyaları Venedik'e taşıma siyasetidir.
O dönem İstanbul'dan yağmalanan eşyalar arasında neler yoktur ki? İstanbul'un en eski abidesi olan ve Hipodromdaki dört yarış atından müteşekkil quadriga atları, günümüzde Laleli Camii yakınlarında olduğu tahmin edilen Tetrark anıtı bunların en önemlilerindendir.
Velhasıl IV. Haçlı seferi her ne kadar başlangıçta Haçlı seferi gibi gözükmüş olsa da aslında birilerinin müdahaleleri ile sefer başka bir maksada kanalize olmuştur.
Burada asıl sorulması gereken soru şudur: IV. Haçlı Seferi III. Haçlı Seferinin başarısız olması üzerine mi tertip edildi yoksa bu gerekçe örtülü bir gerekçe, asıl maksat farklı mı idi? Bu soruya yanıt verecek bir bilgiye ulaştığım için bunu sizlerle paylaşmak gereği duydum.
Venedik Düçalığının veya siz Cumhuriyeti de diyebilirsiniz malumunuz kurulduğu topraklar bir zamanların devasa Roma İmparatorluğunun merkezi olan Roma'ya oldukça yakın bir mıntıkada yer almaktaydı. Roma İmparatorluğu parçalanınca da bu topraklar Bizans İmparatorluğunun payına miras kaldı. 727 yılında kent civarında güçlenen yerel yöneticiler "duka" adı verilen ve seçimle iş başına gelen idarecilerle yönetilmeye başlayacaktır. Bu hareket Venedik'in adım adım bağımsızlığa doğru gittiğini gösterecektir.
814 yılında ise şehrin önde gelenleri "Dukalar Sarayı"nı inşa ederek artık Bizans'a düş yakamızdan işaretlerini ufaktan ufağa göndermeye başlayacaktır. Asıl bu hasiseden daha önemli olan bir hadise bizim konumuzu dolaylı yoldan bağladığından ötürü anlatılmadan geçilmez. 825 yılında ilginç bir hırsızlık vakası tarihe geçecek ve Hıristiyanlığın 4 büyük incilinden biri olan "Markos İncili"nin müellifi Aziz Markos'nun relikleri (kutsal kalıntıları) bulunduğu İskenderiye kentinden kaçırılarak Venedik'e getirilmiştir. Bu tarihten sonra dünyanın farklı yerlerindeki kutsal eşyaları Venedik'e kaçırma girişimi Venedik erkanının kendine vazife biçtiği bir eylem olacaktır. Venedik bu girişimi ile bir azizin değerli eşyalarını barındırdığı için kutsal kent hüviyeti vermeye çalışarak mıntıkasında etkili olmaya çalışacaktır. Zaten kısa bir süre sonra şehirde bu aziz adına bir şapel ve devasa bir bazilika inşa edilmeye başlanır. Bundan sonra Aziz Marko'nun sembolü olan kanatlı aslan figürü de Venedik armasında yer alacaktır. Devletin diğer bir adı da bu yüzden "Aziz Marko Cumhuriyeti" olarak adlandırılacaktır.
Nitekim 10. asırdan itibaren Bizans'ın güç kaybetmeye başlaması ile Venedik artık tam bağımsız olarak hareket etmeye başlar. 991 yılında dukalık makamına gelen II. Pietro Orselo 999 yılında Adriyatik kıyısındaki topraklarını korsanlardan tamamen temizler ve dini bir merasimle "Venedik'in denizle evliliği" adını alacak ritüeli başlatır. Orselo bu hareketinden sonra "Venedik ve Dalmaçya'nın dukası" ünvanını kullanacak ve devleti giderek güçlenecektir.
Bir asır kadar sonra ise Venedik ve Bizans ilişkileri iyiye gitmeye başlar. Bilhassa Türkler karşısında Bizanslıların başarısız olması ve donanmalarının da giderek güç kaybetmesi onları denizlerde Venedik'e bağımlı hale getirecektir. 1071-1085 yılları arasında dukalık yapan Domenico Selvo'nun İmparator I. Aleksios Komnenos'un kızıyla olan izdivacı neticesi Venedik çok önemli ticari imtiyazlar elde edecektir. Venedik, İstanbul'da günümüz Unkapanı ile Yeni Camii arasında uzanan sahil şeridinde bir mahalleye sahip olmuş, ayrıca Çanakkale, Trabzon, Antakya, Foça gibi önemli limanlarda konsolosluklar açmış ve Bizans limanlarında vergi muafiyeti haklarını elde etmiş oluyordu gelişmeler neticesinde.
Tabii ki gelişmeler zamanla Bizans aleyhine gerçekleşince İstanbul halkında giderek Latinlere karşı nefret hisleri peyda olmaya başlayacaktır. Bizans halkta ki bu huzursuzluğu gidermek amacıyla 1171 yılında Venedik'e tanınan geniş imtiyazları kaldırma ve mallarını istimlak etme teşebbüsüne girişecek, Venedik ise buna mukabil Sakız ve Midilli adalarını yağmalayacaktır. Gelişmeler üzerine İmparator I. Manuel'in gösterdiği acziyet ise Bizans halkında zaten var olan nefret hislerini giderek körüklüyecektir. I. Manuel'in 1180 yılında vefat etmesi üzerine 11 yaşındaki oğlu II. Aleksios Komnenos ile Ünye'de (o zamanki Oinaion) sürgünde bulunan yeğeni Andronikos Komnenos arasında taht çekişmesi gerçekleşecek ve Venedik kendi kızları Maria'dan doğma 11 yaşındaki adayı destekleyecektir. Ancak Venedik'in tüm çabalarına karşı halkın desteğini arkasına alan Andronikos Komnenos 1183 yılında tahtın ortağı olarak İmparatorluk makamına gelir ve akabinde çok fazla vakit kaybetmeden genç Aleksios'u ortadan kaldırmayı başarır. Andronikos gibi Bizans halkı da boş durmaz ve Latinlerden hınçlarını çıkartmaya başlar. İstanbul'da meydana gelen kitlesel hareketler neticesi pek çok Venedikli ve Cenevizli kılıçtan geçirilir. Papa'nın temsilcisi ve Katolik din adamları da bu katliamlardan nasibini alır. Kardinalin kesik başı bir sokak köpeğini kuyruğuna bağlanır ve sokaklarda teşhir edilir. Sabık İmparatoriçe Maria'da Venedik kanından olduğu için bizzat yeni İmparator Andronikos'un talimatıyla ortadan kaldırılır. Tüm bu yaşananlar Venediklilerin Bizans'a ve özellikle İstanbul halkına kinlenmesine neden olur. Venedik artık intikam için fırsat kolluyordur. Ancak bunu gerçekleştirmek için de sinsice hareket etmek gerektir. Ve aranan fırsat ayağa kadar gelir. 1200 yılında dönemin Papası olan III. Indecentius Kudüs'ün kurtarılması için bir Haçlı seferi tertip etmek ister. 1192 yılında Venedik Düçalığına gelen ve tüm Venedik tarihinin en etkin düçası olarak bilinen Enrico Dandilo bu fırsatı tepmez. Papanın çağrısına ilk yanıt veren kişi olur. Aslında sefer Papalığa göre şöyle gerçekleşecektir. Sefere iştirak edecek ülke askerleri Venedik'te bir araya gelecekler ve buradan deniz yoluyla tabii ki Venedik gemileriyle kutsal topraklara iştirak edeceklerdir. Papa Venedik'i ödüllendirmek için taşımadan dolayı gelecek olan tüm gelirleri Venedik'e bağışlar. Dandalo tersanede 300 kadar gemi inşa ettirir. 1202 yılında ise sefere çıkacak hale gelir. Ancak Haçlıların taşıma karşılığında Venedik'e ödemesi gereken ücret henüz hazır değildir. Zaten bunu bilen ve hareketlerini buna göre tertip eden Dandalo Venedik'e gelen haçlı birliklerine ilginç bir teklifte bulunur. Haçlılar, borçlarının bir kısmına karşılık Dalmaçya kıyısında bulunan Zara (Zadar) kentini kuşatıp Venedik adına ele geçireceklerdir. Zara ise Katolik bir krallık olan Macar Krallığına bağlıdır o esnada. (Macar Krallığı bahse konu dönemde Bizans'ın müttefiki idi. İleride gerçekleşecek İstanbul'un savunulması sırasında Haçlılara karşı Bizans'ı destekleyecek ve şehri savunmak maksadıyla Bizans'a askeri destek gönderecektir) Netice de kent Macar Kralının şaşkın bakışları arasında işgal edilir. Bu hareket Papayı oldukça sinirlendirmiş ve kendisini aforoz ile tehdit etmiştir. Ayrıca Dandalo'nun ayağına kadar başka bir fırsat da gelmiştir. Bir Bizans prensi olan Aleksios amcası olan III. Aleksios'a karşı Avrupa'ya yardım amaçlı çıkmıştır. Bu maksatla Dandalo ile görüşür. Zaten İstanbul halkına karşı kini olan ancak bunu gizlemeyi başaran Dandalo'da kendisine yardım edeceğini belirterek yönünü İstanbul tarafına çevirir. Papa'nın şiddetli muhalefetine rağmen Dandalo nüfuzunu ve karakterini kullanarak normal de Haçlı seferinin donanma komutanı olmasına rağmen bir anda Haçlı güçlerinin komutanı konumuna kendisini getirir ve 13 Nisan 1204 tarihinde şehri ele geçirerek iki düşünü birden gerçekleştirir. Bunlardan ilki 1183 tarihinde ki bahse konu Latin katliamının intikamını almak ve diğeri ise Venedik'in 825 yılından beri devlet politikası olan kutsal ve değerli eşyaları Venedik'e taşıma siyasetidir.
O dönem İstanbul'dan yağmalanan eşyalar arasında neler yoktur ki? İstanbul'un en eski abidesi olan ve Hipodromdaki dört yarış atından müteşekkil quadriga atları, günümüzde Laleli Camii yakınlarında olduğu tahmin edilen Tetrark anıtı bunların en önemlilerindendir.
Velhasıl IV. Haçlı seferi her ne kadar başlangıçta Haçlı seferi gibi gözükmüş olsa da aslında birilerinin müdahaleleri ile sefer başka bir maksada kanalize olmuştur.
Yararlanılan Kaynak:
Önder Kaya, Gezgin Kültür Dergisi 23. sayısı (Aralık 2008), sayfa 69-72