e-tarih forum

Tam Versiyon: Türk Kızılay'ı ???
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
TÜRKİYE KIZILAYI ???
Sabah işlerimi halletmiş yürürken gözüme Kızılay Genel merkezi üzerindeki “Türkiye Kızılay Derneği” yazısı çarptı. Acayip bir duygu ile kendi kendime soruşturmasını yaptım.
Efendim Türkiye kelimesi masumane bir kelime gibi gözükse de kullanıldığı yere göre mana kazanan tehlikeli bir kelimedir. Türkiye ile kast edilmek istenen eğer bir ülke değilse o zaman bu tehlike nüfuz etmeye başlar. Yüzyıllık Türk Kızılay’ında da kast edilen tabii ki devlet olan Türkiye değildir. Bazı üstün zekâlı vatandaş ve yöneticilerimizin Avrupa’nın direktifleri doğrultusunda uydurduğu yeni bir millettir.
Tarihin ne işe yaradığını anlamamız için, bu kelimenin daha doğrusu kelimeyi kullanmanın bize çok büyük faydaları olacaktır. Yıllar önce devamı olduğumuz Osmanlı devleti kuruluş itibari ile Türk imparatorluğu olmasına rağmen özellikle yıkılış dönemlerinde Avrupa’nın her verdiği ödevi yerine getiren aciz bir hal almıştı. İşte bu sıralarda özellikle Tanzimat sonrası Avrupa “Osmanlı” diye bir millet oluşturmamız için bize baskı gösterdi. Bu millet Rum’u Ermeni’yi Arap’ı vs. bir sayan ve aynı hakları tanıyan bir tanım olarak iyi niyetli bir hareketti. Osmanlının o dönemki aydınları bunun yıkılmayı engelleyeceğini bile düşündü. Nitekim ilk mebus meclisi kuruldu ve buna o döneme kadar azınlık olan milletlerde alındı. Ama nasıl bir adalet ile alındıysa Türk olan mebus sayısı çok azınlıkta kaldı. Alınan kararlar ile yıkılmamız hızlandı ve 25 sene gibi kısa sürede Osmanlı’dan ayrılan bir sürü Osmanlı!! Kendi devletini kurdu. 40 sene içinde de koskoca imparatorluk tarihe karıştı. Geriye yapılan hatanın anlatıldığı tarihi veriler kaldı. Avrupa devletlerinin bize dayattığı “Osmanlı” milleti aslında hiçbir zaman olamayacak yani ölü doğacak bir bebekti. Bunu sadece kendi asli fikirlerinde bir basamak olarak kullanmışlardı.
Tarihin başka boyutundan bu konuya tekrar baktığımızda farklı zararlarını da görebiliriz. İsmail Gaspirali’nin Türk-Tatar dediği ve çarlık Rusya’sı devrinde farklı ağızları tek dil ile birleştirdiği Türklerin, Komünist Rusya tarafından nasıl da devlet isminde milletlere bölündüğü aşikârdır. Bugün Azerbaycan Türkü kendini Azerbaycanlı, Türkmenistan Türkü kendini Türkmen, Kazakistan Türkü Kazak, Özbekistan Türkü ise Özbek sanmaktadır. Aynı atadan gelip aynı ülküye hizmet eden büyük milleti çeşitli oyunlar ile kendi devletlerinin isminde farklı milletlere bölünmesi bize ders olmalıdır. 80 yıl gibi kısa bir sürede koskoca Tatar-Türk milleti, ortak dil ortak kültürde olmasına rağmen Özbek, Başkurt, Tatar, Kazak, Azeri, Kırımlı, Yakut vs. diye ayrıldığına göre bugün masum görünen hatalara düşmemek bizim boynumuzun borcudur.
Türk milletinin fedakarlıklarının ürünü olan, Türk milletinin dünya insanlığına samimi yardım aracı olan yüzyılı aşmış yaşı ile insanlığa hizmet eden Türk Kızılay’ının ismi her yerde Türk Kızılay’ı kalmalıdır. Türkiye Kızılay’ı gibi kulağa hoş gelmeyen isimlerden özenle kaçmak gerekir.
Belki bu yazıyı okuyanlar bana yok canım abarttığın kadar bir durum yok diyebilirler. Belki bazısı paranoya sahibi biri olduğumu da düşünebilir. Ama tarihin bize gösterdiği örneklerde masumane hamleler ile başladı. Sonuç ise ortadadır. Bu millet bin yıldır büyük cefalar ile bu toprakları kendine vatan yaptı. Bugün kendi ismini kendi samimi kuruluşlarına verme hakkında işte bu nedenle sahiptir. Örneğin Türk Kızılay’ı Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu vs . Bu hakkı bizden almaya çalışanların masumiyetini bir Türk olarak ben kabul edemiyorum.
Atatürk’ün dediği gibi Türkiye Türklerindir.
MUHAMMET ÇELİK
m.celik53@gmail.com
Teñrikut demiş kiNitekim ilk mebus meclisi kuruldu ve buna o döneme kadar azınlık olan milletlerde alındı. Ama nasıl bir adalet ile alındıysa Türk olan mebus sayısı çok azınlıkta kaldı.

Evet Sultan Abdülhamit Han başlıca bu durumdan rahatsız olduğu için ilk Meclis'i dağıttı. Osmanlı-Rus Savaşında alınan yenilgi ise bunun sadece bahanesiydi. Ünlü Alman devlet adamı Bismark bile Sultan'ın bu davranışını sonraları takdir etmiş ve bir İmparatorluğun asli unsuruna dayanmayan bir meclisin yarardan ziyade zarar getireceği hususunu dile getirmiştir.
Ayrıca çoğu yazar tarafından Sultan Abdülhamit hakkında sıkı ümmetçi ve millet (Türk) düşmanı olduğu açıklamaları dile getirilmektedir. Oysa ki sanılanın aksine Abdülhamit fanatik olmamakla beraber Türk milliyetçisiydi. Onun hatıralarını kaleme alan bazı yazarlar Osmanlı'nın asırlarca Anadolu insanını yani Türkleri cepheye sürerek Türk milletinin kültürel ve ekonomik manada geri bıraktıkları hususlarını dillendirmiş ve bu hatayı bir nebze telafi etme gayesiyle Türk evlatlarının okuyabileceği mektepler açtığı hususlarını belirtmişlerdir. Ayrıca onun ümmetçi söylemleri ve girişimleri İngiliz ve Fransız yayılmacılığına karşı aldığı bir tedbirdir. Nitekim bu silahtan iyice yararlanmıştır. Özellikle Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele esnasında bizlere olan yardımları ve destekleri o zamanlar atılan adımların meyvesidir.
Ayrıca Abdülhamit'in uzakdoğudaki girişimleri unutulmamalıdır.
Referans URL