07-14-2008, 08:32 PM
1984…Galiba hayatımın kitaplarımdan biri oldu.Winston’ın Julia’yı satıp,düşüncelerini daha doğrusu bilincini ve duygularını değiştirebilmesi beni derinden etkiledi.Ölürken Büyük Birader’in resmine bakıp onu sevdiğini düşünmesi akıl almaz bir hadisedir.Üstelik işkence seanslarının birinde “ölürken onu seviyor gibi yapabilirim ama onu asla sevmeyeceğim” dediği halde…Kendimi Winston’un yerine koyuyorum ve acaba ben satar mıydım diye düşünüyorum.Yanıtını bulabilmiş değilim.
Bu kitabın bu derece etkili olmasını sağlayan şey galiba o dönemlerde insanların başından geçen kötü hadiselerdir.Orwell 1903’te sömürge Hindistan’da doğdu.1922’de İngiliz Polis Teşkilatı'na girdi ve 1928’de istifa etti.İstifasında etkili olan şey İngiliz sömürgeciliği ve emperyalizmidir.Daha sonra komünizme adadı kendisi.Düşüncesine göre “bütün uluslar iğrençtir ancak bazıları daha iğrençtir”.Komünist olduktan sonra Stalin’in Troçki’yi ve taraftarlarını öldürtmesi ve İspanya’da karşı iki tarafın birbirine girmesi komünizme olan inancını da sarstı.Bunun üzerine bir de başlayan 2. Dünya Savaşı ve getirdiği büyük yıkım 1984’ü doğuran ortamdır.Savaştan sonra “bomba” denildiğinde yatağın altına saklanacak kadar psikolojisi bozulmuş insanların olduğu bu dünyada, gelecek de hiçbir zaman iyi olamayacaktır.
Kitabın önsözünde E.M Forster onun için çağımızın peygamberi olabilecek bir adamdı, fakat değildi diyor.Çünkü Orwell, acı gerçekleri insanların gözü önüne sermiştir fakat yapılacak hiçbir şey olmadığını söylemiştir.Oysa bir peygamber hem gerçekleri söyler hem de yol gösterip umut verir.Orwell kitabı yazdıktan sonra komünistler tarafından İngiliz İstihbaratı’ndan olmakla suçlanmıştır fakat Orwell kitabında sadece komünizmi değil tüm sistemleri ve insanlığı eleştirmiştir.Spor organizasyonlarını,magazini yerden yere vuran bir adam nasıl olur da kapitalizm yanlısı olabilir.Orwell bir makalesine şöyle demektedir:”Bugün dünyada var olan dev hınç birikimini daha da genişletmek için en iyi yol,Yahudilerle Araplar,Almanlarla Çekoslovaklar vb. arasında,her maçta yüz bin kişilik karışık bir izleyici kitlesinin hazır bulunacağı bir futbol turnuvası düzenlemektir”
İşte tüm bu düşünceler ve ortamın etkileri altında 1984 yılında bir dünya…İngsos adlı bir doktrin.Doktrinin aslında var olmayan ama her zaman zihinlerde büyük bir sevgi ya da korku yaratan “Büyük Birader” imgesi.İngsos’a göre “SAVAŞ BARIŞTIR,ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR,BİLGİSİZLİK KUVVETTİR”
SAVAŞ BARIŞTIR;toplumların bilinci ancak savaşla kontrol edilebilir.Savaş olduğunda üretim artıkları savaş vasıtasıyla harcanır.Üretim artıkları halka dağıtılacak olursa halkın refahı artar ve bilinçlenmesine zemin hazırlanır.Ayrıca piramitin tepesindeki parti üyelerine yaklaşan proleterler için partiye saygı duymanın bir manası kalmaz. Savaşla birlikte toplumda sürekli bir gerilim yaratılarak,koruyucunun parti olduğu bir kez daha gösterilir ve tabakalar arasında savaşım engellenir.Dolayısıyla savaş barıştır.1. Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan en büyük sebep de artık malların harcanmasıdır.Bir Pazar kavgası yaşanmıştır.Birileri sömürgeleşmiş fakat hiçbir zaman bu artık mallar kendi ülkelerinin içindeki fakirlere dağıtılmamıştır.Bugün Afrika’da ne kadar insanın açlık sınırında olduğunu ben de bilmiyorum?ABD, bugün 1984’te İngsos doktrinindeki gibi artık mallar ve bu malları harcamak için savaşmıyor mu?Toplumunun dengesini korumak için El-Kaide gibi bir düşmanı halkının önüne çıkarmamış mıdır?Oysa Manhatten’a bakarsak çok garip bir manzarayla karşılaşırız:Bir sokakta kravatlı,saçları briyantinli ve yıllık geliri 250 bin dolar olan adam, bir sokakta ise yiyecek ekmeğini çöpten toplayan bir zenci!Artık mallar ise Irak’ta ve Afganistan’da bomba ve füze…ABD’de artık mallar,kapitalizm ve buna karşı mücadele eden bir sosyalistin hikayesi olan Jack London’un “Demir Ökçe” adlı politik romanını herkese tavsiye ederim.
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR;proleterler istediği gibi yaşarlar.İstedikleri gibi evlenirler,aşık olurlar,zina ederler,çikolata yerler,eğlenirler.Ama onlar birer hayvandır ve doktrinin kölesidirler.Pornografik yayınlar,spor müsabakaları,düşünceden ve estetikten yoksun adi romanlar ve şarkılar,magazin vs. bunların hepsi proleterler için vardır.Ancak bunlar hayvandırlar partiye göre,güdülmesi gereken bir hayvan.Ve tüm bu argümanlarla bilinçleri kontrol edilir,isyan edemezler.Dolayısıyla özgürlük köleliktir aslında.Bugün de dünyaya bakarsak böyle değil midir?Televizyonlar,dergiler,internet tüm bu kokuşmuş şeylerle dolu değil midir?ABD’de caminin bile ne olduğunu bilmeyen insanlar yaşamamakta mıdır?
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR;ne kadar az düşünürsen ne kadar cahilsen ne kadar az sorgularsan o kadar iyisindir ve doktrine hizmet edersin.Bunun için de 1984’te insanların dilleri yok edilmekte ve çok az kelimenin olduğu bir dil “yenikonuş” yaratılmaktadır.George Orwell’e göre “özgürlük,yazıyla ilintilidir ve özgürlüğü yok etmek isteyen bürokratlar kötü konuşur,kötü yazarlar;anlamın,bütün anlamın kaybolduğu cümlelere sığınırlar.Her yurttaşın özellikle de gazetecilerin görevi,bu tür cümle ve sözcükleri yakalayıp bunlara karşı savaşmaktır.Dille özgürlük arasında doğrudan bir bağ vardır”.Günümüz şartlarına bakalım;dilimiz yok edilmiyor mu?Her gün daha az kelimeyle konuşur hale gelmiyor muyuz?Anlamsız kısaltmalar ve sözler kullanmıyor muyuz?
İngsos doktrininin en etkili icatlarından biri de “çiftdüşün” dür.Buna göre insan, belleğini ve bilincini kontrol edebilir.Bizim bilincimizin dışında gerçek bir dünya yoktur.Gerçek sadece zihinlerimizdedir.Bu felsefe aslında pek çok kitapta ve filmde kullanılmıştır.1984’te O’Brien ile Winston’un konuşmalarını okurken aklıma “The Matrix” filminde Ajan Smith ile Morpheus arasındaki konuşma aklıma geldi.Ajan Smith de aynı O’Brien gibi “ gerçek nedir?” diyordu.Gerçek;zihnimizde kabul ettiklerimizdir ve değiştirilebilir.Yalanlar gerçek olabilir sonra yalanı gerçek yaptığımızdan dolayı işlediğimizin bir suç olduğunu düşünürüz.Ve bunu da unutursak yani ikidefa “çiftdüşün” eyleminde bulunursak “2+2=5” olabilir.
Orwell’in kitapta verdiği bir mesaj da şudur:İnsanlık Neolitik çağdan bu yana sürekli üçe bölünmüştür.Piramidin tepesindekiler,orta sınıftakiler ve proleterler yani en aşağı sınıf.En aşağının hiçbir umudu yoktur,onlar her zaman sistemden şikayetçidirler ama ellerinden bir şey gelmez.İyisi mi bu düşünceleri bir kenara bırakıp mutlu olmanın çaresine bakılmalıdır.Orta sınıf ise devamlı üst sınıfın yerine gelmek için uğraşır.Gelmeden evvel her şeyi düzeltmek için kendine söz verir.Bir kere üst mertebeye gelsin,her şey düzelecektir fakat o üst mevkiye geldi mi mevkisini korumanın derdine düşer.Sözler unutulur.Belki de bu yüzden politikacı yalancı adamdır.
Kitabın ilk yirmi sayfasını okuduğumda içime bir kasvet çöktü ve elimde olmayarak, nacizhane bir şeyler karaladım.Bunu sizlerle paylaşmak isterim:
Bir duvarın dibindeyim
Sırtımı duvara mı vermeliyim?
Ama hayır,
Ben yüzümü duvara vereceğim.
Bu dünyaya yüzümü verip de
Ne edeceğim?
Duvarın ötesine bakacağım.
O da ne..!
Duvar yükseldikçe yükseliyor,
Kızıl tuğlalar örülmüş intizamlı,
Uzanıyor gökyüzüne.
En tepesine konmuş kara bulutlar.
Duvara oturmuş kırık boyunlu akbabalar.
Arkamda kurbanlar olmalı.
Helikopterler,tanklar,tüfekler…
Akbabalarla uçaklar anlaşmış,
Göz kırparlar birbirlerine
Birisi boşaltır yükünü
Zevkle arkamdaki dünyaya.
Diğeri çöker iştahla leşlere
Ve kan göllerine.
Ne yapmalıyım?
Ah ediyorum,yanıyor alev alev aklım.
Tek çare,yıkmalı bu duvarı.
Tek umuttur bu.
Geçmeli duvarın ötesine.
Orada da var belki yeni nesil
Savaş makinaları,leş canavarları.
Denemeli bunu!
Belki,belki olur bir çare
İnsanlığın acı haykırışına.
Ama nasıl, nasıl dostlarım?
Nasıl tek başıma yaparım?
Son olarak;tüm bu iğrençliklere sebep olan şey nedir?Benim bu soruya kendimce verebildiğim yanıt "insan nefsidir".Mülk kendisinin olsun ister hep.Oysa, “mülk yalnızca Allah’ındır”
Ahmet Erdem Göçmen
Bu kitabın bu derece etkili olmasını sağlayan şey galiba o dönemlerde insanların başından geçen kötü hadiselerdir.Orwell 1903’te sömürge Hindistan’da doğdu.1922’de İngiliz Polis Teşkilatı'na girdi ve 1928’de istifa etti.İstifasında etkili olan şey İngiliz sömürgeciliği ve emperyalizmidir.Daha sonra komünizme adadı kendisi.Düşüncesine göre “bütün uluslar iğrençtir ancak bazıları daha iğrençtir”.Komünist olduktan sonra Stalin’in Troçki’yi ve taraftarlarını öldürtmesi ve İspanya’da karşı iki tarafın birbirine girmesi komünizme olan inancını da sarstı.Bunun üzerine bir de başlayan 2. Dünya Savaşı ve getirdiği büyük yıkım 1984’ü doğuran ortamdır.Savaştan sonra “bomba” denildiğinde yatağın altına saklanacak kadar psikolojisi bozulmuş insanların olduğu bu dünyada, gelecek de hiçbir zaman iyi olamayacaktır.
Kitabın önsözünde E.M Forster onun için çağımızın peygamberi olabilecek bir adamdı, fakat değildi diyor.Çünkü Orwell, acı gerçekleri insanların gözü önüne sermiştir fakat yapılacak hiçbir şey olmadığını söylemiştir.Oysa bir peygamber hem gerçekleri söyler hem de yol gösterip umut verir.Orwell kitabı yazdıktan sonra komünistler tarafından İngiliz İstihbaratı’ndan olmakla suçlanmıştır fakat Orwell kitabında sadece komünizmi değil tüm sistemleri ve insanlığı eleştirmiştir.Spor organizasyonlarını,magazini yerden yere vuran bir adam nasıl olur da kapitalizm yanlısı olabilir.Orwell bir makalesine şöyle demektedir:”Bugün dünyada var olan dev hınç birikimini daha da genişletmek için en iyi yol,Yahudilerle Araplar,Almanlarla Çekoslovaklar vb. arasında,her maçta yüz bin kişilik karışık bir izleyici kitlesinin hazır bulunacağı bir futbol turnuvası düzenlemektir”
İşte tüm bu düşünceler ve ortamın etkileri altında 1984 yılında bir dünya…İngsos adlı bir doktrin.Doktrinin aslında var olmayan ama her zaman zihinlerde büyük bir sevgi ya da korku yaratan “Büyük Birader” imgesi.İngsos’a göre “SAVAŞ BARIŞTIR,ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR,BİLGİSİZLİK KUVVETTİR”
SAVAŞ BARIŞTIR;toplumların bilinci ancak savaşla kontrol edilebilir.Savaş olduğunda üretim artıkları savaş vasıtasıyla harcanır.Üretim artıkları halka dağıtılacak olursa halkın refahı artar ve bilinçlenmesine zemin hazırlanır.Ayrıca piramitin tepesindeki parti üyelerine yaklaşan proleterler için partiye saygı duymanın bir manası kalmaz. Savaşla birlikte toplumda sürekli bir gerilim yaratılarak,koruyucunun parti olduğu bir kez daha gösterilir ve tabakalar arasında savaşım engellenir.Dolayısıyla savaş barıştır.1. Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan en büyük sebep de artık malların harcanmasıdır.Bir Pazar kavgası yaşanmıştır.Birileri sömürgeleşmiş fakat hiçbir zaman bu artık mallar kendi ülkelerinin içindeki fakirlere dağıtılmamıştır.Bugün Afrika’da ne kadar insanın açlık sınırında olduğunu ben de bilmiyorum?ABD, bugün 1984’te İngsos doktrinindeki gibi artık mallar ve bu malları harcamak için savaşmıyor mu?Toplumunun dengesini korumak için El-Kaide gibi bir düşmanı halkının önüne çıkarmamış mıdır?Oysa Manhatten’a bakarsak çok garip bir manzarayla karşılaşırız:Bir sokakta kravatlı,saçları briyantinli ve yıllık geliri 250 bin dolar olan adam, bir sokakta ise yiyecek ekmeğini çöpten toplayan bir zenci!Artık mallar ise Irak’ta ve Afganistan’da bomba ve füze…ABD’de artık mallar,kapitalizm ve buna karşı mücadele eden bir sosyalistin hikayesi olan Jack London’un “Demir Ökçe” adlı politik romanını herkese tavsiye ederim.
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR;proleterler istediği gibi yaşarlar.İstedikleri gibi evlenirler,aşık olurlar,zina ederler,çikolata yerler,eğlenirler.Ama onlar birer hayvandır ve doktrinin kölesidirler.Pornografik yayınlar,spor müsabakaları,düşünceden ve estetikten yoksun adi romanlar ve şarkılar,magazin vs. bunların hepsi proleterler için vardır.Ancak bunlar hayvandırlar partiye göre,güdülmesi gereken bir hayvan.Ve tüm bu argümanlarla bilinçleri kontrol edilir,isyan edemezler.Dolayısıyla özgürlük köleliktir aslında.Bugün de dünyaya bakarsak böyle değil midir?Televizyonlar,dergiler,internet tüm bu kokuşmuş şeylerle dolu değil midir?ABD’de caminin bile ne olduğunu bilmeyen insanlar yaşamamakta mıdır?
BİLGİSİZLİK KUVVETTİR;ne kadar az düşünürsen ne kadar cahilsen ne kadar az sorgularsan o kadar iyisindir ve doktrine hizmet edersin.Bunun için de 1984’te insanların dilleri yok edilmekte ve çok az kelimenin olduğu bir dil “yenikonuş” yaratılmaktadır.George Orwell’e göre “özgürlük,yazıyla ilintilidir ve özgürlüğü yok etmek isteyen bürokratlar kötü konuşur,kötü yazarlar;anlamın,bütün anlamın kaybolduğu cümlelere sığınırlar.Her yurttaşın özellikle de gazetecilerin görevi,bu tür cümle ve sözcükleri yakalayıp bunlara karşı savaşmaktır.Dille özgürlük arasında doğrudan bir bağ vardır”.Günümüz şartlarına bakalım;dilimiz yok edilmiyor mu?Her gün daha az kelimeyle konuşur hale gelmiyor muyuz?Anlamsız kısaltmalar ve sözler kullanmıyor muyuz?
İngsos doktrininin en etkili icatlarından biri de “çiftdüşün” dür.Buna göre insan, belleğini ve bilincini kontrol edebilir.Bizim bilincimizin dışında gerçek bir dünya yoktur.Gerçek sadece zihinlerimizdedir.Bu felsefe aslında pek çok kitapta ve filmde kullanılmıştır.1984’te O’Brien ile Winston’un konuşmalarını okurken aklıma “The Matrix” filminde Ajan Smith ile Morpheus arasındaki konuşma aklıma geldi.Ajan Smith de aynı O’Brien gibi “ gerçek nedir?” diyordu.Gerçek;zihnimizde kabul ettiklerimizdir ve değiştirilebilir.Yalanlar gerçek olabilir sonra yalanı gerçek yaptığımızdan dolayı işlediğimizin bir suç olduğunu düşünürüz.Ve bunu da unutursak yani ikidefa “çiftdüşün” eyleminde bulunursak “2+2=5” olabilir.
Orwell’in kitapta verdiği bir mesaj da şudur:İnsanlık Neolitik çağdan bu yana sürekli üçe bölünmüştür.Piramidin tepesindekiler,orta sınıftakiler ve proleterler yani en aşağı sınıf.En aşağının hiçbir umudu yoktur,onlar her zaman sistemden şikayetçidirler ama ellerinden bir şey gelmez.İyisi mi bu düşünceleri bir kenara bırakıp mutlu olmanın çaresine bakılmalıdır.Orta sınıf ise devamlı üst sınıfın yerine gelmek için uğraşır.Gelmeden evvel her şeyi düzeltmek için kendine söz verir.Bir kere üst mertebeye gelsin,her şey düzelecektir fakat o üst mevkiye geldi mi mevkisini korumanın derdine düşer.Sözler unutulur.Belki de bu yüzden politikacı yalancı adamdır.
Kitabın ilk yirmi sayfasını okuduğumda içime bir kasvet çöktü ve elimde olmayarak, nacizhane bir şeyler karaladım.Bunu sizlerle paylaşmak isterim:
Bir duvarın dibindeyim
Sırtımı duvara mı vermeliyim?
Ama hayır,
Ben yüzümü duvara vereceğim.
Bu dünyaya yüzümü verip de
Ne edeceğim?
Duvarın ötesine bakacağım.
O da ne..!
Duvar yükseldikçe yükseliyor,
Kızıl tuğlalar örülmüş intizamlı,
Uzanıyor gökyüzüne.
En tepesine konmuş kara bulutlar.
Duvara oturmuş kırık boyunlu akbabalar.
Arkamda kurbanlar olmalı.
Helikopterler,tanklar,tüfekler…
Akbabalarla uçaklar anlaşmış,
Göz kırparlar birbirlerine
Birisi boşaltır yükünü
Zevkle arkamdaki dünyaya.
Diğeri çöker iştahla leşlere
Ve kan göllerine.
Ne yapmalıyım?
Ah ediyorum,yanıyor alev alev aklım.
Tek çare,yıkmalı bu duvarı.
Tek umuttur bu.
Geçmeli duvarın ötesine.
Orada da var belki yeni nesil
Savaş makinaları,leş canavarları.
Denemeli bunu!
Belki,belki olur bir çare
İnsanlığın acı haykırışına.
Ama nasıl, nasıl dostlarım?
Nasıl tek başıma yaparım?
Son olarak;tüm bu iğrençliklere sebep olan şey nedir?Benim bu soruya kendimce verebildiğim yanıt "insan nefsidir".Mülk kendisinin olsun ister hep.Oysa, “mülk yalnızca Allah’ındır”
Ahmet Erdem Göçmen

