Japonya tüm dünyaya bir doğu milletinin de gelişmeyi ve ilerlemeyi başarabileceğini ispat etti. Kim ne derse desin Onlar gerçekten son çağın efsaneleri...
Japonlar hakkında ben de önceleri daha olumlu düşünürdüm.Ancak önceki sayfada arkadaşlarımızın yazdığı gibi hiç de göründüğü gibi olmayan insanlarmış Japonlar.Evet onurlu,çalışkan,doğa dostu,temiz,geleneklerine düşkünler...
Diğer yüzleri de bencil,kan dökücü,acımasız ve gaddar oluşları,Japon olmayan milletleri aşağı görmeleri,onları insan olarak bile saymamaları...
Bütün Dünya dergisinin Şubat sayısında insanlık tarihine Nanking Tecavüzü olarak geçen,Nazi barbarlığından hiç de farklı olmayan bir yazıyı okuyunca Japon tarihini ve içyüzlerini aslında hiç bilmediğimi düşündüm.
Olaydan kısaca bahsetmek gerekirse,1937 yılının Aralık ayında Çin-Japon Savaşı devam ederken Japon İmparatorluk Ordusu,Çin'in Nanking kentine giriyor;sivillerin güvenli bölge olarak ilan edilen bu kente sığındığı bilinmesine rağmen, 6 hafta boyunca 600.000 kişiden 150.000'i savaş tutsağı sayılarak,diğerleri de farklı tecavüz ve caniliklerle olmak üzere toplam 300.000 kişi katlediliyor;en az 20.000-hatta 60.000 civarında olduğu söyleniyor-kadın ve çocuklara(bebekler dahil) topluca tecavüz ediliyor ve öldürülüyor.
Japonların uzun süre inkar ettikleri bu olay,1995'te Başbakan Murayama ve 2001'de de Başbakan Koizumi tarafından kabul edilerek "Japon halkı olarak Asya'daki komşularına verdikleri zarar ve ıstıraptan dolayı vicdan azabı çektiklerini ve yürekten özür diledikleri" açıklamasıyla çok üstü kapalı bir şekilde basında da yer almıştı.
Yazıyı okuyana kadar Japonların,Koreli ve Çin halkına daha ziyade 2.Dünya Savaşı sırasında zarar verdiğini düşünürdüm:Zira Uzakdoğu savaş filmlerinde tutsak olan kadınlar "rahatlatıcı kadın" olarak nitelendirilip Japon Ordusu'nun emrine amade fahişeliğe zorlanırdı.(Hatta bu kadınlar arasında Avrupalı tutsak kadınlar da vardı)İşin bu boyuttan çok daha büyük olduğunu;2.Dünya Savaşından çok önce de Japonların Asyalı komşularına korkunç katliamlar yaptığını öğrenmiş oldum.
Bizim aslında Japonlarla olan dostluğumuz siyasi sebeplerledir. 93.Harbi'nden sonra gücünü artıran Rusya'nın bu gücü bizim üzerimizde değilde Japonya üzerinde tecrübe etmesi bize seneler kazandırmıştır. Sultan Hamid'de bu yüzden Japonlarla ilişki kurulmasında beis görmemiştir. Bu yakınlık tamamen siyasi menfaate dayanmıştır ancak Türk toplumu anılan dönemlerde ve daha sonraları okur-yazar ve araştırmacı bir toplum olmadığı için Japonlara karşı olumlu bir bakış açısıyla yaklaşmıştır. Ayrıca II.Dünya Harbinde atom bombası facialarının yaşanması ve Japon toplumunun zarar görmesi de onlara karşı sempatimizi artıran başka bir amil olmuştur.
Japonya'nın 1868'de Meiji döneminde başlattığı reform döneminin yüzyılın bitimine kadar hemen hemen başarıyla tamamlanması aslında ülkemizdeki meşrutiyet yanlılarını da etkilemiştir.
Meiji döneminde yumuşak sayılabilecek bir geçişle anayasacılığın başarıya ulaşması Şair Mehmed Akif'ten İttihat Terakki gruplarına kadar birçok reformist grupta heyecan ve gıptayla karşılandı. Çünkü;
Japonya hıristiyan bir Avrupa devleti değildi. Tam bir Asya devletiydi ama gerekli zihniyet dönüşümünü anayasacılıkla birlikte başarıp, bu yolda pek az kan dökmek suretiyle ileri seviyelere erişmişti. İmparatorla hükümet arasında siyaseten iyi bir denge de sağlanmıştı.
Bütün bunlara Japonların 1905 savaşında Rusları perişan etmesi eklenince 93 harbinin ezikliğiyle büyüyen genç subayların gözünde bu ülkenin yıldızı iyiden iyiye parladı. Öyle ki Enver Bey ve diğer arkadaşları toplantılarda sık sık Japonya'nın geldiği noktadan bahseder olmuştu...