07-24-2008, 12:21 AM
“RUH ADAM” HÜSEYİN NİHAL ATSIZ
Ruh Adam, Edebiyatımızın ince sanatları ile süslenmiş estetik kaygı varlığını her satırında hissedebileceğiniz mükemmellik seviyesinde bir romandır. Roman sadece bu ince sanatları için bile okunabilecek bir edebi eser olmasına rağmen içeride ayrıca güzel bir hikaye ve sağlam bir eleştiri vardır.Hem de hikaye ve eleştiride en az edebi tarafı kadar kuvvetlidir.
İlk önce kitapta anlatılan ana olaydan bahsedersek; olay devamını merak ettiren psikolojik hikaye tabirine uygun yazılmış, kuruluşu mükemmel bir olaydır. Anlatılmak istenen temel tema Türklerin eski törelerine ve değerlerine tarih boyunca sahip çıktığını ancak bu sahip çıkmanın Osmanlının en parlak dönemlerinin sonlarına doğru azaldığını yerine din zannederek Arap ve Fars kültürüne konulduğunu anlatmaktadır. Oysa hikayenin olayı Tanrıkut Metehan’ın zamanında başlıyor töre ihlali gereği yine töresel ceza (lanet) veriliyor daha sonra hikaye Uygur dönemine geliyor yani değerler (Manihaizm ve rearkarnasyon gibi) katılarak güzelleşiyor. Fakat temel hiç değişmiyor. En son olarak da bizim dönemimize geliyor fakat bizim dönemimizde kişilik sorunları ortaya çıkıyor zira temeli oluşturan değerler bizim dönemimizde oldukça fazla baltalanmış, milletcek kendi kültürümüzün yerine doğu ve batı kültürlerinin esiri oluşumuz bu döngünün zorlaşmasına neden oluyor.Oysa hikayenin ilk Döngüsünde hem o zamanki hem de eski Türk Değerlerine ne güzelde sahip çıkılıyor. Asıl olayın yanı sıra aralara serpiştirilmiş ve kollarla ana olaya bağlanmış olaycıklar hikayeyi karışıklaştırmadan bilakis güzelleştirerek aktarılmıştır. Örneğin Prenses Leyla hikayesi Türklerin aslında kadına verdiği önemin bizi bozan değerler tarafından nasıl suiistimal ettiğini anlatmaktadır.
İkinci olarak kitapta eleştirilsel yaklaşımlar hikayeyi hiç bozmadan aktarılmıştır. İlk önce kitabın ilk sayfalarında tarihimizin kendimiz tarafından yazılmadığı birkaç tesirli cümle ile eleştirilmiş. Sonra da Atsız kendisine yapılan haksızlıkları, nasıl iftiralarla suçlu ilan edildiğini (Gerçi Suçlu ilan edenler bir mahkeme sonra Sanık demişlerdir.) ve 1944 mahkemelerini bir yad etmiştir. Gerekilen simgelerle gayet bariz bir şekilde inandıklarını ve bu yüzden yaşadıklarını eleştirmiştir. Hikayenin devamında yine birçok eleştiri yapılmaya devam etmektedir. Büyük bir ihtimalle hikayenin akışı yüzünden kaçırdığım bir çok eleştiri hikayede mevcuttur. Ama anladığım ve diğerlerinden önemli saydığım üç eleştiriyi yazmadan geçmeyeceğim. İlki genç nesildeki hatta çocuk dediğimiz kızlarımızın Atsızın Tabiri ile modayı, batı dansları gibi konuların benim değimimle popüler kültürün nasıl esiri olduğunu ve bu esirlik yüzünden öz kültürlerinden nasıl uzaklaştıklarını eleştirmektedir. İkincisi Tasavvuf edebiyatı hakkındadır. Bu edebiyatın hatta olgunun aslında başka kültür ve dinlerin bir çorbası olduğunu güzel bir dille eleştirmektedir. Üçüncü olarak da Yahudi ve dönmelerin şeytandan farksız olduğunu ve nifak tohumlarının bunlar tarafından ekildiğini eleştirmektedir.
Bir edebi eserde olması istenilecek her şeyi içinde bulunduran bu roman. Atsız’ı hem Dede Korkutlaştırmış, hem edebiyat devi yapmış, hem de düzene karşı başlatılan ihtilalin Kürşad’ı yapmıştır. Bir kereden fazla okunmasını tavsiye edeceğim zira her okunuşta ayrı güzelleştiğini iddia ettiğim bu romanı sadece belirli bir zümreye değil bütün insanlığa tavsiye ederim.
Ruh Adam, Edebiyatımızın ince sanatları ile süslenmiş estetik kaygı varlığını her satırında hissedebileceğiniz mükemmellik seviyesinde bir romandır. Roman sadece bu ince sanatları için bile okunabilecek bir edebi eser olmasına rağmen içeride ayrıca güzel bir hikaye ve sağlam bir eleştiri vardır.Hem de hikaye ve eleştiride en az edebi tarafı kadar kuvvetlidir.
İlk önce kitapta anlatılan ana olaydan bahsedersek; olay devamını merak ettiren psikolojik hikaye tabirine uygun yazılmış, kuruluşu mükemmel bir olaydır. Anlatılmak istenen temel tema Türklerin eski törelerine ve değerlerine tarih boyunca sahip çıktığını ancak bu sahip çıkmanın Osmanlının en parlak dönemlerinin sonlarına doğru azaldığını yerine din zannederek Arap ve Fars kültürüne konulduğunu anlatmaktadır. Oysa hikayenin olayı Tanrıkut Metehan’ın zamanında başlıyor töre ihlali gereği yine töresel ceza (lanet) veriliyor daha sonra hikaye Uygur dönemine geliyor yani değerler (Manihaizm ve rearkarnasyon gibi) katılarak güzelleşiyor. Fakat temel hiç değişmiyor. En son olarak da bizim dönemimize geliyor fakat bizim dönemimizde kişilik sorunları ortaya çıkıyor zira temeli oluşturan değerler bizim dönemimizde oldukça fazla baltalanmış, milletcek kendi kültürümüzün yerine doğu ve batı kültürlerinin esiri oluşumuz bu döngünün zorlaşmasına neden oluyor.Oysa hikayenin ilk Döngüsünde hem o zamanki hem de eski Türk Değerlerine ne güzelde sahip çıkılıyor. Asıl olayın yanı sıra aralara serpiştirilmiş ve kollarla ana olaya bağlanmış olaycıklar hikayeyi karışıklaştırmadan bilakis güzelleştirerek aktarılmıştır. Örneğin Prenses Leyla hikayesi Türklerin aslında kadına verdiği önemin bizi bozan değerler tarafından nasıl suiistimal ettiğini anlatmaktadır.
İkinci olarak kitapta eleştirilsel yaklaşımlar hikayeyi hiç bozmadan aktarılmıştır. İlk önce kitabın ilk sayfalarında tarihimizin kendimiz tarafından yazılmadığı birkaç tesirli cümle ile eleştirilmiş. Sonra da Atsız kendisine yapılan haksızlıkları, nasıl iftiralarla suçlu ilan edildiğini (Gerçi Suçlu ilan edenler bir mahkeme sonra Sanık demişlerdir.) ve 1944 mahkemelerini bir yad etmiştir. Gerekilen simgelerle gayet bariz bir şekilde inandıklarını ve bu yüzden yaşadıklarını eleştirmiştir. Hikayenin devamında yine birçok eleştiri yapılmaya devam etmektedir. Büyük bir ihtimalle hikayenin akışı yüzünden kaçırdığım bir çok eleştiri hikayede mevcuttur. Ama anladığım ve diğerlerinden önemli saydığım üç eleştiriyi yazmadan geçmeyeceğim. İlki genç nesildeki hatta çocuk dediğimiz kızlarımızın Atsızın Tabiri ile modayı, batı dansları gibi konuların benim değimimle popüler kültürün nasıl esiri olduğunu ve bu esirlik yüzünden öz kültürlerinden nasıl uzaklaştıklarını eleştirmektedir. İkincisi Tasavvuf edebiyatı hakkındadır. Bu edebiyatın hatta olgunun aslında başka kültür ve dinlerin bir çorbası olduğunu güzel bir dille eleştirmektedir. Üçüncü olarak da Yahudi ve dönmelerin şeytandan farksız olduğunu ve nifak tohumlarının bunlar tarafından ekildiğini eleştirmektedir.
Bir edebi eserde olması istenilecek her şeyi içinde bulunduran bu roman. Atsız’ı hem Dede Korkutlaştırmış, hem edebiyat devi yapmış, hem de düzene karşı başlatılan ihtilalin Kürşad’ı yapmıştır. Bir kereden fazla okunmasını tavsiye edeceğim zira her okunuşta ayrı güzelleştiğini iddia ettiğim bu romanı sadece belirli bir zümreye değil bütün insanlığa tavsiye ederim.