Bir de şu açıdan bakın:
Düşünüyorum öyleyse varım,
Düşünen bir insanı düşünüyorum,
ve bu insanın beni düşündüğünü düşünüyorum.
Böylece o beni düşündüğü için ben onun aklında bir düş oluyorum, o ise gerçekten var oluyor.
Alıntı:Düşünüyorum öyleyse varım,
Düşünen bir insanı düşünüyorum,
ve bu insanın beni düşündüğünü düşünüyorum.
Böylece o beni düşündüğü için ben onun aklında bir düş oluyorum, o ise gerçekten var oluyor.
Burada sanırım bizim haricimizdeki insanların varlığının kesin olduğunu çıkarsamaya çalıştın.Doğru anladıysam ben şöyle bir yorum getireceğim:
"Eğer dışımızdaki bir insan bizi düşünüyor ise o gerçektir.Bu durumda onun için ben düş oluyorum.Ben gerçek olmuyorum".Ancak az önce tırnak içine aldığım cümleyi daha doğrusu düşünceyi ben dile getirdim.Ben, benim söylediğim cümleye göre bir hayalim.Ama ta en başa dönersek; şüphesiz gerçeğin kendimiz olduğunu söylüyordu Descartes'in önermesi.Burada bir paradoks var!
Evet, paradoks
Puslu Kıtalar Atlası kitabındaki Uzun İhsan Efendi sağolsun "Rendekâr"ın kitabını hatmedip bu paradoksu keşfetmişti.
Descartes çökmüştür!

Descartes bu yazısında ne dediği aslında pek açık değildir eğer düşünmekle var olunuyorsa sadece insan mı var oluyor bu durumda. ? bana göre düşünce sadece insana has ve insanı diğer varlıklardan üstün ve ayrı tutan bir olgudur. bazı arkdaşlar rüya fln demişler rüya düşünce ile alakalı değildir ruh ile alakalıdır düşünce ve bilinç uyku anında kapalıdır rüya ruhun bedenden ayrılması ile olur düşünce ile alakası yoktur.
Descartes şunu demiş sadece:
Düşünüyorum o halde varım.
Yani olmayan biri düşünemez.
Düşünen biri elbette ki vardır.
Düşünmeyen yoktur demiyor dikkatinizi çekerim...
Düşünemeyenler için de bir şey demiyor var ya da yok demiyor.
Sadece düşünüyor isek varız diyor ki doğru da olmayan bir şey düşünemez değil mi?
Arkadaşlar öncelikle güzel bir konuya değinmişisiniz teşkkr. ben sizler kadar güzel yorum yapamıyacağiım fakat ,imzamdada yazılı olduğu üzre,Peyami safanın bu güzel sözü tamda konuya değiniyor ( şüpheden doğmayan her fikir piçtir. ) Elbettte insan düşünmek ve sorgulamak zorundadır ki gerçeğe ulaşsın bu ardada gine,insanlığın var oluşundan günümüze kadar herkesin doğrusu farklı olduğundan biraz detaya girdiğimizde içinden çıkılmaz bir hal alıyor yaşantımız. Eğer bir örnek verecek olursak, dünyayı hiç görmemiş birine dalındaki elmayı göstersek biri asmıştır bu odundan çıkmadı ya der, aynı kişiyi kışın ortasında aynı noktaya getirsek bu beyaz şeyleri biri getirip tökmüştür gökten inmedi ya der ; Aslında her anımız bir enterasınlıkla dolu ama biz bir 'ÜLFET' içindeyiz Süleymaniye camisinin kapıcısına o camii ne kadar enterasan gelebilirki dünyamızda bize o kadar enterasan işte..Saygılarımla..
Descartes’in bu ünlü sözüyle başlayan tartışmaya çok sevdiğim tiyatro yazarı,şair ve eleştirmen Samuel Beckett’in felsefesiyle katılmak isterim:
“Çektiğim acılar,varlığımın inşasının irili ufaklı parçalarıdır.Sadece düşünmek var etmez insanı;duygularını,ruhunu ve hatta zekasını geliştiren asıl öğreticiler acılardır.O halde varım,çünkü acı çekmekteyim.
...Bir insan doğduğunda gözyaşları dökülür,sevinçten.Bir insan öldüğünde gözyaşları dökülür,üzüntüden.Yani hayat boyunca değişmeyen tek şey gözyaşlarıdır ve yeryüzünde gözyaşları sonsuzdur.Biri ağlamaya başladığında,bir başka yerde de,bir başkasının gözyaşları diner.Biri doğarken başka birinin de öldüğü gibi.Geriye kalan sadece gözyaşlarıdır.
...Zaman durmaksızın akıp gidiyor ve bu durum tüm hayatım boyunca acısı çektiğim şeylerin başında geliyor.Zaman,avuçlarınızı hangi biçime sokarsanız sokun asla kavrayamayacağınız bir sevgilinin yüzü gibi.İşte böyle anlarda tükenmek istiyor insan ve sözcüklerim yine gözyaşlarım oldular.
Varoluşu düşünüp dururken anladım ki düşünerek değil,ancak acı çekerek varolabiliyor insan.”