e-tarih forum

Tam Versiyon: Eski dinlerimizden günümüze kalan öğeler.
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Sayfa: 1 2
Bilmem hiç ilginizi çeker mi?

Bazı öğeler vardır. İslami zannederiz ama bunlar aslında aski dinden kalmadır.

Örneğin ölünün kırkının çıkması. Anadoluda bu dönem ölünün uzuvları (kulak burun vs.) düştüğü gün olarak bilinir ve Kuran okutulur. Oysa islam böyle bir şart koşmaz. genel olarak Kuran okumak iyidir der. Kırk sayısı ise tamamen bizim kendi kültürümüze aittir.

Annemlerden bildiğim tutulan aya teneke çalmak adeti de tamamen eski dine aittir. Ayı korkutup güneşin önü açılmak istenir.

Ölüler için dökülen lokma da yine tamamen eski bir gelenektir. Bu da bazen ölünün Kırkı gibi Kuran ile birlikte yapılır.
Çaput bağlamayı merak ettim ben.Nedir ne değildir,eski dinimizle alakası var mıdır?

Acaba hala yapılıyor mu?

İslam dinine göre şirk olduğu da ayrı bir konu.
Teñrikut demiş kiAnnemlerden bildiğim tutulan aya teneke çalmak adeti de tamamen eski dine aittir. Ayı korkutup güneşin önü açılmak istenir.
Bunula ilgili Osmanlı döneminde yabancı bir seyyahın anısını okumuştum bulursam ekleyeyim.

Edit: Buldum Smile

[img][attachment=16][/img]
Geçtiğimiz ayın [Şubat 1877] 27sini 28ine bağlayan gece İstanbul'da büyük heyecan yaşandı. Bulutsuz gökyüzünün yüksekliklerine 'tünemiş' olan Ay, Müslümanlara tutulmanın müthiş bir manzarasını sundu. Türklerin bu olgu konusunda her zaman çok tuhaf fikirleri olmuştur. Tutulmanın, Ay'ı kemirmek için ona saldıran bir canavar tarafından oluştuğuna kuvvetle inanmaktaydılar. Halbuki, bu gök cisminin onlar için özel değeri vardı. Armaları hilal ve yıldızdan meydana gelmiş değil midir? Dolayısıyla canavarın Ay ile savaşmasının, onlar için özel bir önemi vardı. Bu yüzden, gece boyunca her Türk, Türkiye'yi koruyan bu gök cismine yardım etmek için elinden geleni yapıyordu. Tutulma başlar başlamaz, Türkler sokaklara döküldü veya evlerinin terasına çıktılar. Bir kısmı tüfek diğerleri silah atıyordu. Bazıları tencereler üzerine sürekli vuruyor, diğeri elindeki zilleri çalıyordu. Hocalar minarelere çıkmış, ahenkli olan veya olmayan sesleriyle Allah'ı ve Hz. Muhammed'i Ay'ın zaferi için yardıma çağırıyordu. Alışılmışın dışındaki bu hareketten korkan sokak köpekleri, sürüler halinde ve dehşet içinde bağırarak koşuyodu. 27sini 28'ine bağlayan gece Türk mahallelerinde görülen manzara buydu.


Bu cehennemi gürültünden birkaç saat sonra, Ay, tamamen eski haline kavuşmuş olarak ve tüm parlaklığı ile Doğu'nun güzel gökyüzünde parıldadı. Ve bu olağan dışı sahnenin aktörleri, Ay'a canavarla savaşması sırasında gösterdikleri etkin yardımlaşmadan dolayı birbirlerini kutladılar ve evlerine girdiler.

Saray ricali içinde Harem Ağası yanında Müneccimbaşı'nın bulunduğu bir ülkede, benzer olaylar şaşırtıcı değildir.

Le Monde Illustré, 21e Année, No.1040, 17 Mars 1877, s.166.
Günümüzde varmıdır hala teneke çalan ay tutulunca..
Bu yazı biraz oryantalist mantık içerisinde kaleme alınmış gibi geldi.Bütün İstanbul nasıl olur da aya teneke çalar,ateş eder aklım almadı pek!

O dönemlerde bizi seven tek Fransız Pierre Loti heralde.
Bana çok saçma geldi. Hocalar minarelere çıkıp ay'a yardım etmek için milleti çağırıyormuş. Kusuf veya Husuf namazı kılmak için çağırıyormuş dese daha tutarlı olurdu.( Birisi güneş diğeri ay tutulurken kılınır bu namazlar ) Kısacası dinimizde bu tür olayların meydana geldiği zamanlara özel ibadet şekilleri vardır. O da ay'ı canavar yutuyor veya kıyamet kopuyor diye değil. Birde İstanbul'un her yerinde bu tür olayların vuku bulması çok mantıksız. Anadolunun ücra bir köşesinde bu tür olayların olması normal ama İstanbulda olması çok komik . Kısacası Fransız Fransızlığını yine yapmış. İnanmak zorunda değiliz.
Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde bunu böyle ifade
etmektedir:

Bugünün çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandığı "İZİ"leri ise Göktürk
yazılarında "YER-SU" diye ifade edilirdi. "YER-SU" ruhu, Türk vatanını
koruyan bir tür güç kaynağıdır. Bunun aslı da şahıstır. Ona kurban
verilmezse insanlara zarar verebilir. Yalnız bu ruhlar, iyi huylu ve
kanaatkar olduğu için, bir çaput parçası, bir tutam at kılı, kurban
niyetiyle atılan bir taş bile "İZİ"leri tatmin ederdi. Fakat "İZİ"lerin en
çok sevdiği şeyde paçavraydı. Altaylı Türkler buna "YALAMA" derlerdi. Yalama
iki kayın ağacı arasına gerilen ve üzerine paralar bağlanan bir şerit'e
verilen addı. Türkler bu adetlerini Müslüman olduktan sonra da devam
ettirdiler. Evliya bildikleri kimselerin türbelerine, yanındaki ağaçlara
çaput bağlamayı kutsal saydılar. Çünkü Şaman dininin yapısı buydu.
Aynanın açık, ayakkabının ters bırakılmasının uğursuz sayılması, uyurken başucuna bunlara benzer şeylerin konulmaması da bildiğim kadar eski şaman öğeleridir..
Hz.Peygamberimiz ( s.a.v.) döneminde evlerde resim vs. bulunması hoş karşılanmazmış, hatta yasakmış. Heykeltraşlıkta putları andırıyor diye gelişmemiştir. Peki şu anda bile namaz kılarken önümüzde bir resim varsa onu örtüyle örtmemizin sebebi nedir ? Önemli olan niyet diye düşünüyorum... Bizden kastım genel olarak halk..

Bu soru başlığa uygun olmadı ama... Cevabını özelime atarsanız sevinirim konu değişmesin...
Jean-Paul Roux, bu konu ile ilgili şöyle diyor: "..O en baştan beri inandıkları dînlerinden hiç vazgeçtiler mi, ne kadar Budist ne kadar Hristiyân ne kadar Yahudî ve ne kadar Müslümân oldular?..."
neri08 demiş kiGünümüzde varmıdır hala teneke çalan ay tutulunca..
1999'daki güneş tutulması sırasında Amasya'nın köylerinde epeyce havaya ateş açan vardı.

Korktuğumuz bir şeyden söz edilince tahtaya vurmamız, eşiklere basmamaya dikkât eden Alevîler, nazar boncukları, şamanların devâmı olan dedeler, çocuklarımıza koyduğumuz Arslan, Demir, Çelik, Yaşar, Dursun, Durmuş... gibi isimler hep eski dînden kalan şeylerdir.
Sayfa: 1 2
Referans URL