e-tarih forum

Tam Versiyon: Ziya Gökalp,Namık Kemal mason mu? Gökalp'a ait olduğu söylenen kitap?
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Mason oldukları söylenegelir.Bu iddia belgelerle ispatlanabilir mi?Yoksa söylentiden mi ibarettir?

Mustafa İslamoğlu ilginç bir iddia ortaya atmıştı.Siz ne düşünüyorsunuz?Yazar uyduruyor mu yoksa gerçeklik payı var mı?Yazarın zihniyeti ve amacı belli ama yine de iddiayı tarihsel olarak tartışmak lazım.

Alıntı:ZİYA GÖKALP'İN KİTABINA NE OLDU?

Kitaplar da faili meçhul (ya da meşhur) cinayete kurban gider mi? Çok klasik gelecek ama, burası Türkiye; değil kitapların, tarihi binaların kapı alınlıklarındaki canım hüsn-i hatların dahi hoyratça kazıtıldığına yüzlerce tarihi eser tanıklık eder. Kürtçülükten Türkçülüğün teorisyenliğine terfi eden Ziya Gökalp'in Türkçülüğün Esasları'nı yazmadan çok önce Kürtçülüğün Esasları'nı yazdığını su satırlarla duyurmuştum:

"Ziya Gökalp'in gençliğinde tanıştığı Abdullah Cevdet sayesinde ulusçu bir düşünceye eğilim göstererek yıllarını verdiği ilk kitabının adını öğrenmek istemez misiniz: Kürtçülüğün Esasları ve Kürt Lugati. Eğer birileri yerinden etmemişse, bu eserin Ziya Gökalp'in el yazısıyla olan aslı su an Sinop Dr. Rıza Nur Kütüphanesi'nde olması gerekiyor."

Bana ulaşan telefon ve mesaj trafiğinden, konuya ilgi duyanların sanılandan da çok olduğu anlaşılıyordu. Hatta bazıları ilgili kütüphaneyi telefonla aramışlardı bile. Fakat, kütüphane yetkilileri, kütüphanelerinde Ziya Gökalp'in "Bazı Kürt Aşiretleri Üzerine Araştırmalar"ının bulunduğunu, adı geçen eserin mevcut olmadığını söylemekle yetiniyorlardi. Ben ise, halen dostum olan ve birçoğumuza zamanında üstadlık yapmış olan bir büyüğümüzün 70'li yıllarda kaleme aldığı bir eser için bu kitaba müracaat ettiğini ve kitabı bizzat yerinde görüp alıntılar yaptığını biliyordum. Kitabın varlığından emindim emin olmasına da, içime bir kurt düşmüştü: Geçenki yazıda dile getirdiğim "eğer birileri yerinden etmemişse" endişemde, haklı mı çıkmıştım yoksa?

Evet, maalesef öyle! Yaptığım kısa bir araştırma sonucunda endişemde haklı olduğumu anladım; kitap yerinde yoktu. Beni bir merak sardı; bu kitaba ne olmuştu? Eser, siyasal ve tarihi açıdan sıradan bir eser değildi; resmi ideolojinin yarı resmi ideoloğu sayılan bir şahsa aitti ve böyle bir eserin varlığı "Atatürk milliyetçiliği" tezinin ne kadar naiv temeller üzerine bina edildiğini gösterirdi. Gökalp'in el yazısıyla yazılmış olan bu eserin bilinen ikinci bir nüshası da yoktu. İşin kötüsü, bilgisine başvurduğunuz alt kademeden memurlar, bilgi vermekten çekiniyorlardı. Araştırmamızın sonunda, kitabın adına kütüphane kayıtlarında ulaşabilmiştik. Evet, Gökalp'in kitabı on yıllardan beri kütüphanedeki yerinde himmetlisini beklemişti. Fakat, bir gün gelmiş kitap, acele olarak "çok özel" bir emirle Ankara'dan istenmiş ve kitap 'Ankara'ya gönderilmişti.

Buraya kadar normal sayılabilir. Beni olduğu gibi, siz okuyucularımı da asıl şaşırtacak nokta, kitabın Ankara'dan istendiği günün tarihi. Hadi, tahmin edin bakalım? Ben söyleyeyim:

12 Eylül 1980

Evet, evet! Tam darbenin yapıldığı ilk gün. Şimdi şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim: Yahu darbeciler yememiş içmemiş, daha darbe yaptıklarının ilk günü Sinop'taki bir kütüphanede mevcut bir kitabın peşine mi düşmüşler?

Evet, öyle görünüyor. "Niçin"i üzerine söylenecek çok söz var. Bu "niçin"i, sistemin ürettiği kendi korkularında aramak gerek. Bu korku, kimi zaman, sistemin koruyuculuğuna soyunanlara, bu ülkenin hafızasını yok etmek, tarihini kundaklamak, arşivlerini fail-i meçhule kurban etmek gibi cinayetler işletebiliyor. İşte, "fail-i meçhul"e kurban gidiş hikayesini burada aktardığımız bu kitap da, binlerce örnekten sadece biri. Birileri, adeta, panik halinde suç delillerini yok etmek için eline geçen her şeyi şömineye atan bir suçlu psikozu içerisinde, kendi kurguladığı resmi teze aykırı ne varsa, acımasızca yok ediyor. İşinin ehli her araştırmacı, bu bilinçli tarih cinayetinin farkına varır. Murat Bardakçı da bunlardan biri. O da Şah Baba'yı yazarken fark etmiş. Şöyle diyor: "Milyonlarca evrakın yer aldığı Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde bugün Sultan Vahideddin'le ilgili ise yarar tek bir siyasi belge bulunmuyor. Varolanlar sadece nisan tevcihi, cülus yıldönümü kutlaması yahut doğum günü tebriki gibisinden beşinci, onuncu derecedeki protokol yazışmaları... İşin vahim tarafı, arşivlerde bulunması gereken siyasi belgelerin şimdi nerede olduğunu kimselerin bilmemesi... Tarihin eksik şekilde kaleme alınmasıyla neticelenen böyle bir bilinmezlik karşısında söylenecek birkaç kelime var: Ayıp, yazık ve günah!.."

Ya diğer kitapların, arşiv belgelerinin başına gelenler? Her birinin hikayesi en az bu kadar dehşet verici en az bu kadar hazin. Hâlâ yok edilemeyip şurada burada gözden kaçanlar da var; var fakat, onların da yanına yaklaşmak için "efsunlanmış" olmak gerekiyor; "efsunlanmış"lar dışındaki arastırıcıların görmesini istemedikleri belgeler için buldukları bir de gerekçe var: "Tasnif dışı"(!)

İmdi, "Gökalp'in kitabına ne oldu?" sorusunun cevabını bir tek 12 Eylül paşaları biliyor. "Bunun hesabını ve kitabın akibetini soracak bir makam yok mu?" diyeceğim ama, "devlet"ten hesap sormak kimin haddine? Oysa ki, "devlet" herkesten hesap sorar, değil mi?

(11.6.1999 Yeni Şafak)

NOT: T.C. Milli Kütüphanesinde Ziya Gökalp'e ait Kürtlerle ilgili sadece bir kitap kayıtlı: Ziya Gökalp, 1876-1924, Kürt Aşiretleri Hakkında İçtimai Tedkikler.
Ziya Gökalp'İn masonluğu masonların resmi sitesinde bildirilen bir bilgi.
Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'nın da mason olduğu yazıyor o ağ alanında.Belge göstersinler.
Hasan Ali Yücel masonsa, oğlu da masondur.
Önüne gelen mason demek adet oldu.
Türkiye'de masonluk hususunda şu anda yaşayan en uzman araştırmacı Orhan Koloğlu'dur. O araştırmalarında genellikle isim vermekten kaçınmakta ancak başka yerlerde her ikisininin ve Gazi osman Paşa'nın da mason olduklarını okumuştum. Adamlar diyelim ki mason olsunlar bu onları vatan haini, dinsiz falan yapmaz. O yıllarda masonluk elit sayılabilecek sosyal bir klüp gibiydi desek yeriydi. Ayrıca ileri ki yıllarda cemiyetleşmeye karşı devlet baskısı da oluştu ancak masonluğa devlet dokunmadı diyemiyorum dokunamadı. Dolayısı ile çoğu tanınmış devlet adamı, edebiyatçı falan bu cemiyete katılmak zorunda kaldı cemiyetleşmek için. Bu insanların hizmetlerini tartışmak daha yerinde olur kanımca.
(02-01-2010 08:29 PM)bayundur demiş ki [ -> ]Türkiye'de masonluk hususunda şu anda yaşayan en uzman araştırmacı Orhan Koloğlu'dur. O araştırmalarında genellikle isim vermekten kaçınmakta ancak başka yerlerde her ikisininin ve Gazi osman Paşa'nın da mason olduklarını okumuştum. Adamlar diyelim ki mason olsunlar bu onları vatan haini, dinsiz falan yapmaz. O yıllarda masonluk elit sayılabilecek sosyal bir klüp gibiydi desek yeriydi. Ayrıca ileri ki yıllarda cemiyetleşmeye karşı devlet baskısı da oluştu ancak masonluğa devlet dokunmadı diyemiyorum dokunamadı. Dolayısı ile çoğu tanınmış devlet adamı, edebiyatçı falan bu cemiyete katılmak zorunda kaldı cemiyetleşmek için. Bu insanların hizmetlerini tartışmak daha yerinde olur kanımca.
Sevgili bayundur kardeşime aynen katılıyorum, o dönemin masonluğunu bugünkü değer yargıları yahut politik/dinsel algılamalarla değerlendirmeye çalışmamak gerekir.
Referans URL