e-tarih forum

Tam Versiyon: Evrim Teorisi
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
Sayfa: 1 2 3 4
Arkadaşlar! Benim evrim teorisi hakkında merak ettiğim birkaç husus var konu hakkında beni aydınlatırsanız sevinirim.
Benim, yazdıklarınız ve başka yerlerde okuduklarımdan anladıklarım şu;türler mutasyonla mükemmele doğru gider,yani mutasayon geçirdikçe daha iyi olan yaşar daha ilkel olansa yok olur neslini sürdüremez sanırım budur?
Şimdi şunu sormak istiyorum,mutasyon neye göre gerçekleşir? şayet fiziki ise(beslenme hayatını devam ettirme dış ortamdan yararlanma v.s ) ki bunlar gerçekleşe bilirde işin birde görsel boyutu var mesela gözlerimizin yan yana değilde alt alta olmasında mutasyon için hiçbir sakınca olamaz yada nefes alma organımızın ense kökümüzde olmasının ne gibi zararı vardırki bunlar mutasyonda elensin? buna kim karar vermiş ? kaşlarımız kirpiklerimiz fevkalade uzayabilir berber saçmı sakalmı yerine bunlarıda ekliyebilirdi..
Müsadenizle 1 husus daha dikkatimi çekti ki "sivrisinekler " ne enterasan yaratıklar bizim 1900 lü yıllarda yeni icaat ettiğimiz helikopter denilen alet ,sivri sinek denen yaratıktan milyonlarca kat büyük ve hareket kabiliyeti onun yanda önemsenmiyecek derecede kötü olan (mesela aniden duramaz geri gidemez vs.) bu makinayı okadar küçük nano nunda ötesinde bir nesnenin içine yerleştiren ve buna yumurtadan çıktığı anda tüm hayat şartlarını öğreten ( başta lokal anastazi emeceği kanı tesbit etme ki onun bulduğu sonuçlar labratuarda 1,5 günde falan cıkıyor) bunları bir araya getiren mutasyon yada ismi her neyse ki bunun diğer ismi şu dur "Mükemmel tesadüflerin bir araya gelmesi" nasıl olabilir olsada kaç trilyon yıl alması gerek milyar yıla sığmaz bence..
(12-10-2009 05:04 AM)Tevatur demiş ki [ -> ]Arkadaşlar! Benim evrim teorisi hakkında merak ettiğim birkaç husus var konu hakkında beni aydınlatırsanız sevinirim.
Benim, yazdıklarınız ve başka yerlerde okuduklarımdan anladıklarım şu;türler mutasyonla mükemmele doğru gider,yani mutasayon geçirdikçe daha iyi olan yaşar daha ilkel olansa yok olur neslini sürdüremez sanırım budur?
Şimdi şunu sormak istiyorum,mutasyon neye göre gerçekleşir? şayet fiziki ise(beslenme hayatını devam ettirme dış ortamdan yararlanma v.s ) ki bunlar gerçekleşe bilirde işin birde görsel boyutu var mesela gözlerimizin yan yana değilde alt alta olmasında mutasyon için hiçbir sakınca olamaz yada nefes alma organımızın ense kökümüzde olmasının ne gibi zararı vardırki bunlar mutasyonda elensin? buna kim karar vermiş ? kaşlarımız kirpiklerimiz fevkalade uzayabilir berber saçmı sakalmı yerine bunlarıda ekliyebilirdi..
Müsadenizle 1 husus daha dikkatimi çekti ki "sivrisinekler " ne enterasan yaratıklar bizim 1900 lü yıllarda yeni icaat ettiğimiz helikopter denilen alet ,sivri sinek denen yaratıktan milyonlarca kat büyük ve hareket kabiliyeti onun yanda önemsenmiyecek derecede kötü olan (mesela aniden duramaz geri gidemez vs.) bu makinayı okadar küçük nano nunda ötesinde bir nesnenin içine yerleştiren ve buna yumurtadan çıktığı anda tüm hayat şartlarını öğreten ( başta lokal anastazi emeceği kanı tesbit etme ki onun bulduğu sonuçlar labratuarda 1,5 günde falan cıkıyor) bunları bir araya getiren mutasyon yada ismi her neyse ki bunun diğer ismi şu dur "Mükemmel tesadüflerin bir araya gelmesi" nasıl olabilir olsada kaç trilyon yıl alması gerek milyar yıla sığmaz bence..
Duymak istediğinizi son paragrafta yazmışsınız. Big Grin

Evrim iyiye doğru gitmez, şartlara adapte olamayanın yok oluşu söz konusudur. Örneğin bir mutasyon sonucu şaşı olmak kötü birşeydir ama şaşıların hayatta kalmada ve soyunu sürdürmede avantajlı duruma geçtiği bir durum düşünelim. Bu durumda evrim şaşı olmayanları eleyecek ve bir süre sonra türün geride kalan elemanları şaşı olacaktır. Ama bu elemanlar nesiller boyunca çift göreceklerdir.

Mutasyonların oluşumu ise rastlantısaldır ve işe yaramazsa elemanın yok oluşuna sebep olur.

Bu arada, koca bir türün aynı mutasyonu geçirdiğinin düşünmek de yanlış olacaktır. Tür içindeki kimi bireyler mutasyon geçirir ve bir şekilde soyunu devam ettirirse ve değişen ortam bu mutasyonu hayati kılarsa türün diğer elemanları elenir ve ortaya yeni bir mutant nesil çıkar. Mutasyonların birikimine göre bir türün içinden yeni bir türün çıkması da söz konusu olabilir. Primatların dik duramayanları maymun olmuştur ve dik durabilenleri insan. Bu insanlardan daha zeki, daha iyi alet yapabilen ve daha iyi iletişim kurabilenleri (Bu arada; soğuğa, açlığa vs. daha iyi dayanabilenleri, daha iyi av bulabilenleri...) soyunu devam ettiriken bunları başaramayanlar yok olmuştur.
(10-02-2009 12:08 PM)General demiş ki [ -> ]Evrim teorisi ile ilgili olarak en çok gündeme gelen konulardan birisi de insanın maymundan türediği hususudur. İnsanın maymundan gelmiş olabileceğini reddedenler, aslında sürecin son aşamasına takılıp kalırken; daha önceki evrim aşamaları ile pek ilgilenmemişlerdir. Evrim teorisine göre maymun, insanın en yakın akrabası ve en son atasıdır. Bu teoriye göre dünyada canlı yaşamı, tek bir hücrenin tesadüfler sonucu oluşarak çoğalması ve çeşitli yollarla (mutasyon, doğal seleksiyon) vb. evrim geçirerek; farklı türlerde canlılara dönüşmesi ile ortaya çıkmıştır. İnsan da bu zincirin en son halkası olduğuna göre insandan daha önce ortaya çıkan tüm varlıklar aslında bizlerle akrabadır. Aynı zamanda bizlerin atasıdır. Dolayısıyla insan şu anda dünya üzerinde var olan ve evrim süreci içerisinde soyu tükenmiş tüm canlılarla akrabadır. Çünkü ortak ata aynıdır: Tek bir hücre... Örneğin dinozorlar bizim atamızdır. Çünkü insandan çok daha önce varolmuşlardır. Sivrisinekler, bizim atamız ve akrabamızdır. Çünkü dinozorların devrinde de sivrisinekler yaşıyordu. Aynı şekilde eğreltiotu da bizim atamız ve akrabamızdır. Sonuç olarak bütün canlılar tek bir hücreden ortaya çıktıklarına göre insanın maymundan geldiğini hazmedemeyenler, evrim sürecinin sadece son aşamasına takılıp kalmaktadır. Aslında insan bırakın maymunu bir bakterinin, bir virüsün soyundan gelmektedir. Tekrar vurgulamak isterim ki yukarıda yazdıklarım, evrim teorisini doğru kabul ettiğimiz takdirde geçerlidir. Sonuçta evrim, günümüzde bir bilimsel teoridir. Yerçekimi yasası gibi bir bilimsel yasa değildir.


Aslında bu mesaja cevap yazmıştım, fakat forum güncellemeleri sırasında silinmiş, o yüzden yazabildiğim kadarını baştan yazayım.

Öncelikle burada önemli bir yanlış anlaşılma var sayın General. Tüm türler farklı evrim zincirlerinden geçerek bugünkü hallerine gelir. İnsanlar canlıların tümünün içinde bulunduğu tek bir zincirin en gelişmiş ve en son halkası değildir.

Dinozorların tümü tabii ki insanların atası değildir, sadece belli bir grup(Synapsidler) memelilere evrilmiş, bu gruptan evrilenler de farklı memeli türlerine dağılmıştır.
Daha fazla bilgi için : http://en.wikipedia.org/wiki/Evolution_of_mammals

Eğreltiotuna gelince; eğreltiotu bitkidir ve eğreltiotu ve benzeri bitkiler milyar yıl önce hayvanların evrileceği zincirden kopup bitki olmuşlardır.

Maymundan gelmeyi, virüsten gelmeyi aşağı görmeyi de hiçbir zaman anlayamamışımdır.

Son olarak; teori doğadaki gerçeği en uygun şekilde tanımlayan hipoteze denir. Sanıldığı gibi "bir bilimadamının ortaya attığı kanıtlanmamış iddia"ya teori denmez. Yerçekimi yasası diye bir şey yoktur, yerçekimi de bir teoridir(Gravitational Theory).

Yani yataktan düştüğümüzde yere çakılmamızı yerçekimi teorisi ne derecede doğru açıklıyorsa, dünyadaki canlıların çeşitliliğini de evrim o derecede doğru açıklamaktadır.
Evrim teorisi ile ilgili yeni bulguları anlatan hoş bir yazıyı da ben ekleyeyim:


Memelilerin Orta Kulağına Karmaşık Bir Yolculuk


Eğer adabı muaşerete uygun hareket eden biri olarak bir kertenkele kulağına sahip olsaydınız, akşam yemeği muhabbeti nasıl oldurdu bir düşünün. Sadece konuşmak için yemeğe ara vermenizin yanında, kulaklarınız çenenize bağlı olduğu için başka birini duymak istediğinizde de yemeğe ara vermek zorunda kalırdınız. En sonunda çatalınızı kullanmadığınız için garson gelip henüz dokunmadığınız yemeği alıp götürürdü.

Bazen hayatta bütün fark yaratan şeyler ufak olabiliyor - bu durumda, insan vücudundaki en küçük üç kemikten bahsediyoruz. Kulak zarının hemen yanında işitme kanalımıza sıkıştırılmış ve ritmik biçimde malleus, incus ve stapes olarak adlandırılan bu ufak kemiklerin her biri tatlı su incisi boyutlarında olup, evrimin en büyük icatlarından birinin, memeli orta kulağının temelini oluşturuyorlar. Orta kulak bizim işitme duyumuzu ve diğer omurgalıların aksine anlık sağırlık yaşamayarak çiğneme yeteneğimizi sağlıyor.

Orta kulak aynı zamanda, memelilerin bir grup olarak neden dünya üzerinde en keskin işitme duyusuna ve dinleme stili çeşidine sahip olduğunu da açıklıyor. Yarasalar ve yunuslar, etrafta yankılanan keskin ultrasonik banttaki basınç dalgalarını algılayabilirler. Filler ve kambur balinalar ise millerce ötedeki arkadaşlarının mırıldandığı uzun ve düşük infrasonik ses izlerini yakalayabilirler. Yeni bir çalışmanın iddiasına göre, orta kulak, memelilerin temel bir parçası olarak, başka ham bir model tarafından ikame edilemeyecek kadar evrimin kendisine dayandığı büyük bir icat.

Science dergisinin son sayısında, paleontologlar, bundan yaklaşık 123 milyon yıl önceki Mesozik çağdan kalma, yeni keşfedilmiş bir memelinin kalıntılarını bulduklarını açıkladılar. Uzun burunlu, 3 ons ağırlığında sincap boyutunda olan hayvan Maotherium asiaticus olarak adlandırılıyor. Şimdiki kuzeydoğu Çin'de yaşayan bu tür, diğer memeliler gibi baskın dinozorların ayakları etrafında dolanıyorlardı.

Bu proto-Alvin'i kayda değer kılan şey ise kulaklarıydı: gevrek bir biçimde korunmuş olan bu fosil, Maotherium'un orta halli bir kulağa sahip olduğunu gösteriyordu: yarı memeli, yarı sürüngen kulağı gibi. Fosilin zamanlamasına bakılacak olursa, araştırmacılar Maotherium'un daha önceki bir işitme duyusu tasarımına geri döndüğünü düşünüyorlar.

Fakat endişelenmeye gerek yok. Tekrar tekrar olamasa da, evrim bu üç parçalı kulağı en azında bir kez daha tekrar keşfeder. Bugünün memelilerin ataları ortaya çıktığında bu özellik de ortaya konmuş oluyordu. Doğum yapan, keseli, yumurta yayan ya da başka herhangi garip bir biçimde çoğalan 5400 den fazla bilinen memeli türünde, çene kemiğinden bağımsız ve her zaman ayrı bir kulak olan üç kemikçik bulunuyor.

Yeni raporun yazarı ve Pittburgh'daki Carnegie Doğal Tarih Müzesi'nde omurgalı paleontolojisinden sorumlu olan Zhe-Xi Luo, "Memeli evrimiyle ilgilenenler için orta kulağın evrimi kutsal kase gibidir," diyor: "Hassas işitme, memelilere dinozorlarla birlikte yaşama kabiliyeti kazandırdı ki bu gerçekten bir hayat memat meselesidir. Yeni bulunan bu fosil bize bu merkezi memeli özelliğinin karmaşık evrim sürecinin arkasında yatan gerçekler hakkında aydınlatıcı bilgiler sunuyor."

"İçinizdeki Balık (Your Inner Fish)" kitabının yazarı ve Chicago Üniversitesi'nde organizmal biyoloji ve anatomi profesörü olan Neil Shubin, doğa çılgın yollardan yürür, diyor: Bu makale, memeli kulağının lineer bir biçimde ileri gitmediğini gösteriyor. Ya farklı zamanlarda bağımsız olarak evrimleşti, ya da ileri geri gidip geldi. Fakat her halükarda filizlenmiş bir çalılıkta dolanıyoruz."

Bu bulgu aynı zamanda yakın zamanlı bir moleküler genetik ve gelişimsel biyoloji çalışmasıyla da kenetleniyor. Modern memelilerde, fetüs orta kulağı en son olgunlaşan ve yerine oturan yapılardan birdir. Hatta bazen doğumdan sonra bu ufak kemikler geride Meckel kıkırdağı denen ve erken embriyo döneminde kulağı çene kemiğine bağlayan birkaç ipçik bırakabilir. Dr. Luo ve meslektaşları, bu ayrışmamaya yol açan gelişimsel zamanlamada meydana gelen bir mutasyonun, Maotherium'un kulaklarını kalıcı bir embriyonik durumda bırakmış olabileceğini öne sürüyorlar. Bu türden bir durum, nadir olarak insanlarda Treacher Collins sendromu gibi kafa-yüz bozuklukları olarak görülebiliyor. Dr. Luo, "Fosil avcılar, gelişimsel biyologlar ve medikal genetikçiler olarak yüz yüze görüşüyoruz," diyor.

Araştırmacılar uzun süredir bir memelinin orta kulak kemiklerinin, ataları olan sürüngenlerdeki çene kemiğinden evrildiğini ve yeniden işlev kazandığını biliyorlar. Dr. Shubin'in ortaya koyduğu gibi bu onlara hem daha iyi duyma yetisi ve hem de daha iyi dişler kazandırdı. Dr. Shubin, "Sürüngenlerde birçok kemikten oluşan çene kemiği var iken, memelilerde bunların yerini bir tek kemik alıyor," diyor. Yine basit olana bakacak olursak genellikle sürüngen dişleri ağızda azı dişi ve köpek dişi setleri halinde güzel bir biçimde kapanan gelişigüzel sıralı haldedir. Washington Üniversitesi'nde memeli evrimi uzmanı olan Christian A. Sidor, "Memelilerin gerçekten yiyeceklerini çiğnediklerini görürsünüz," diyor. Diğer bir ifadeyle, her ne kadar memelilerin düzgün dizilmiş çeneleri timsah çenesindeki kavrama gücünü barındırmasa da, bu karmaşık diş yapısı yiyeceği ağızda öğütürken, fazladan diğer çene kemiklerine daha önemli görevler veriyor.

Ya da daha ziyade, yüksek sıklıkta görevler. Araştırmacılar, memeli orta kulağının evrimini yöneten baskılardan birinin, daimi böcek ihtiyacının giderilmesi amacı olduğunu ileri sürüyorlar. Ve hatta böcek yemeyen insanların bile sivrisinek sesi gibi tiz seslere karşı fevkalade duyarlı olarak kaldığını söylüyorlar.

Memeli kulağı ayrıca çok kısık sesleri bile fark etmede ustadır: içeri giren basınç dalgası kulak zarını titretir ve ona dayalı olan kemiklerin pivotlanmış hareketi dalganın enerjisinin yükseltilerek iletilmesine yardımcı olur.
Erken memeliler gündüz avlanan dinozorlardan kaçınmak için muhtemelen gece hareketleniyorlardı ve bugün bile birçok memeli karanlık çöktükten sonra ortaya çıkmayı tercih ediyor. Dr. Luo, "Hassas duyu sisteminin gece hareket kabiliyeti için uygun olması gerekliliği memeliler için temel teşkil etmeliydi," diyor. Ya da mum ışığında bir akşam yemeğinde muhabbeti iyi olan birkaç arkadaşla birlikte olmak için.

(NYT, 12 Ekim 2009, In Mammals, a Complex Journey to Middle Ear)
Ekopolitik'in Bilim sayfasından alıntıdır.
Herşeyden önce evrimin artık bir teori olmaktan çıkmaya başladığı,bilimsel çevrelerce olup olmadığı değil nasıl olduğunun,ayrıntılarının tartışıldığı bir dünyada yaşıyoruz.Ve maalesef ülkemiz yeryüzünde evrimin en az kabul gördüğü ülke olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Üstelik İslam tarihinde sadece Biruni yada Mevlana değil birçok bilgin Darwinden yüzlerce yıl önce evrimden bahsetmiş,İbn-i Miskeveyh gibi alimlerse tarihimizde ''tekamül nazariyesi'' olarak adlandırılan bu teorinin son taşlarını da yerleştirerek tam 1000 yıl önce insan ve maymun soyunun ortak bir atadan geldiğinden sözetmiştir.Yukarıda iddia edildiği gibi İslam dünyasında evrim inancını masonlara bağlayan iddialarsa tamamen uydurmadır.
Sayfa: 1 2 3 4
Referans URL