haberler

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
En güçlü olan bile gücünün ötesinde savaşamaz   Homer

  Ana Sayfa  

» KUMKALE’DEKİ TARİHİ TÜRK MEZARLIĞI YENİDEN DÜZENLENİYOR
» Malkoçoğlu'nun babasının mezarı bulundu
» Türk tarihini alt üst edecek iddia
» Fatih'in darbecilere verdiği ceza
» ABDULHAMİT'İN ÖZEL YAPTIRDIĞI ÇEŞMEYİ KIRDILAR
» Kayıp Pers ordusu bulundu
» DİYAP AĞA NEDEN BAŞTACIDIR,SEYİT RIZA NEDEN ASILDI?
» Nedir bu Yavuz Sultan Selim’le alıp veremediğiniz
» KÂBE'deki son Osmanlı izi de SİLİNİYOR
» Soğuk Savaş?ı o başlattı
» Korkunç İvan Müslüman mıydı
» Büyük İzmir Yangını ilk kez yayınlanacak
» Tarihçiler 120 kahraman çocuğu araştırdı
» Özdaş: Deniz altındaki tarih turizme açılsın
» 8 Bin Yıl' Duvarı!

Toplam 324 Adet
 
 
E-Tarih.org
farkedermi@Web


 
MUSTAFA'YLA İLGİLİ ŞOK İDDİA !

10 Kasım 2008 19:17
Can Dündar’ın Mustafa adlı filminde Atatürk’le ilgili belgede şu bölümleri gizlediği iddia edildi...

Yönetmenliği ve senaristliğini Can Dündar’ın yaptığı ‘Mustafa’ belgeseli tartışılmaya devam ediyor. Dündar’ın belgeselde, Atatürk’ün not defterindeki bazı ifadeleri sansürlediği ortaya çıktı.

Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu Ceviz Kabuğu programında Can Dündar’ın ’Mustafa’ filmiyle ilgili gerçekler gün ışığına çıkarıldı. Programa katılan yazar Sinan Meydan, Dündar’ın, Atatürk’ün not defterindeki “Tanrı birdir ve büyüktür”, “Türk olmaktan gurur duyuyorum” ifadelerini sansürlediğine dikkat çekti.

Sinan Meydan, ”Dündar’ın ’Ben buldum’ dediği Atatürk’ün not defterlerini, 1985’te Ali Mithat İnan’ın bulduğunu ve bunun yüksek lisans tezi olarak da kullanıldığını iddia etti.

Öte yandan günlük bir gazetenin Atatürk’ün not defterlerinden hazırlanan bir kitabı geçen yıl okurlarına armağan ettiği de ortaya çıktı.

Can Dündar’ın “Mustafa” filmiyle yeniden tartışma alanına çekilen Mustafa Kemal Atatürk hakkında yapılan eleştiriler ve gerçekler bu hafta Ceviz Kabuğu’nda masaya yatırıldı. Programa konuk olan CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Necla Arat, “Benim Mustafa Kemal’im uçurumun kenarında yıkık bir devletten içeride ve dışarıda saygı gören yepyeni bir devlet yarattı” dedi.

Arat, Can Dündar’ın filminde karga kovalayan, yalnız, mutsuz ve korkuları olan bir Atatürk profili çıkarmasını eleştirerek, Mustafa Kemal’in o yıllarda Avrupa’da yapılması hayal bile edilemeyecek şeyleri başardığını söyledi.

Türklük ve Müslümanlıkla ilgili bölümler sansürlendi

Filmde Atatürk’ün dinle ilgili zayıflığına vurgu yapıldığını belirten tarihçi Sinan Meydan, “Can Dündar, Ata’nın not defterlerinden yararlanırken ’Tanrı birdir ve büyüktür’, ’Türk olmaktan gurur duyuyorum’ ifadelerini görmezden gelmiş” dedi

Meydan, “12 yıldır Atatürk’ü üzerine araştırmalar yapıyor onu anlamaya çalışıyorum. Ama 12 yıldır okuduğum Atatürk, Can Dündar’ın filmindeki Atatürk’e bırakın benzemeyi, yanından bile geçmiyor” diyerek başladığı konuşmasına önemli bir gerçeği gündeme getirerek devam etti. Meydan, Dündar’ın ilk kez kendisinin bulduğunu söylediği Atatürk’ün not defterlerinin 1985’te Ali Mithat İnan tarafından bulunduğunu ve yüksek lisans tezi olarak kullanıldığını söyledi.

Bu ifadeler nerede!

Bu defterlerin 1996’da da kitap haline getirildiğini kaydeden Meydan, Dündar’ın bu notları sansürlediğini de dile getirdi. Meydan şöyle devam etti: “Film izlendiğinde Atatürk’ün dinle ilgili zayıflığı konusunda vurgu yapılıyor. İzleyende böyle bir izlenim bırakıyor ve Can Dündar bu durumu Atatürk’ün defterlerine dayandırıyor. 18 numaralı not defterinde -yıl 1924- Atatürk ileride yapacaklarını sıralıyor ve sonuna iki kalın çizgi çekip Osmanlıca ”Tanrı birdir ve büyüktür“ yazıyor. Bu nerede?.. Dündar, Atatürk’ün Selanikli olmaktan gurur duyduğunu yazıyor. 24 numaralı günlükte de Türk olmaktan duyduğu gururdan söz ediyor. Bu nerede?.. Melankolik yalnızlığı içinde korkular duyan bir Mustafa Kemal gösteriliyor. Böyle bir Mustafa Kemal yok. Ölmeden 6 ay öncesine kadar Maya uygarlığını, Türklerin kökenini arayan, Hatay meselesini namus meselesi yapan bir Atatürk var. Elbette insan, aşırı yüceltmelere karşı çıkan bir insan O. Ben de sizden biriyim, kimseyi kendinizden fazla görmeyin diyen biri...”

(Yeniçağ)

Can Dündar’ın 30 Ekim günü köşesinde yer alan ‘Atatürk’ün not defteri’ başlıklı yazısı…

Genç Mustafa’yla tanışın

Mustafa Kemal, hislerini, sıkıntılarını, öğrendiklerini ve duygularını çizgili küçük boy bir deftere yazıyor. Not defterlerinde Atatürk’ün elinden çıkma çizimler de var...

İç dünyasında bir yolculuk

Günlükler, hatıraların yapı taşlarıdır; ama onlardan daha inandırıcıdır.

Çünkü hatıra, bütün o günlüklerden süzülerek, bazen elenerek, bazen eklenerek yazılır.

Oysa günlük yalındır.

O gün, o an, o duyguyla, üzerine pek düşünülmeden kaleme alınmıştır.

Dolayısıyla yazarını daha içeriden yansıtır.

Atatürk (en azından bizim bildiğimiz kadarıyla) üniversite çağından 1933’e kadar, yani 33 yıl cebinde not defterleri gezdirdi.

Harp Akademisi’nde, Şam sürgününde, Çanakkale’deki karargâhında, Doğu Cephesinde, Karlsbad’da tedavide, Çankaya Köşkü’nde hep not tuttu bu defterlere...

Bazen hoşuna giden bir şarkının güftesini yazdı; bazen yapacağı bir konuşmanın taslağını... bazen cebindeki paranın hesabını... bazen gelmeyen bir mektubun onun ruhunda yarattığı fırtınayı... ders notlarını... askeri taktik anlayışını...

Üstelik bu yazdıkları, yaşadığı döneme dair de çok önemli bilgiler, ipuçları sunuyordu.

Şaşırtıcı olan, o cepheden bu cepheye koşturan, bir türlü yerleşik bir düzen kuramayan, kütüphanesini hep sandıklar içinde taşıyan Atatürk’ün bu not defterlerini nasıl bu kadar özenle hayat boyu taşıyıp arşivinde saklayabildiği...

34 defter

Atatürk’ü daha yakından tanımak açısından çok kıymetli olan bu defterlerden 34 tanesi ölümünden sonra Genelkurmay arşivine devredildi ve nedense yıllar yılı hak ettiği önemi görmedi.

1970’lerin başında güvenilir Atatürk araştırmacısı Utkan Kocatürk, “Atatürk’ün Hatıra Defterlerine Yazdıkları” kitabında defterlerden örnekler verdi (Ankara, 1971).

Ardından Türk Tarih Kurumu, Şükrü Tezer imzasıyla (“Atatürk’ün Hatıra Defteri”, TTK, 1972) bazı defterleri yayımladı.

1990’larda ancak Ali Mithat İnan gibi çok özel araştırmacılar, özel izinlerle bu arşive girip yayınlar yapabildiler (Bkz: “Atatürk’ün Not Defterleri”, Gündoğan, 1996) ya da Afet İnan, kendisine emanet edilen “Karlsbad Defteri” gibi günlükleri kısmen yayımladı.

Sonra nihayet 2000’lerde, defterleri elinde bulunduran Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Merkezi (ATASE), “Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi (ATAREM) bünyesinde bir bilim kurulu oluşturarak defterleri belli bir düzen içinde yayımlamaya başladı.

Hala tamamlanmayan bu çalışmalar, Atatürk araştırmacılarının ilgisini çektiyse de, uzun süre geniş kitlelere ulaşamadı.

Demir kapılar ardında

Yıllar yılı Atatürk üzerine belgeseller yapan biri olarak bu defterlere sık sık atıf yapmama rağmen görüp görüntüleme imkânını bulamamıştım.

Bu kez “Mustafa” filminin araştırmaları sırasında “Defterler”i görüntüleyebilmek için izin istedim.

Uzunca sayılabilecek bir beklemeden sonra izin çıktı.

Ankara’da Meclis kapısına bakan ATASE binasına buyur edildik.

Orada Atatürk araştırmalarına gönül vermiş subaylar, yaptıkları çalışmaları anlattılar. Sonra büyük demir kapılar açıldı, arşive girildi ve bazıları bir asırdır ihtimamla saklanan defterler ortaya çıktı.

Bir ceketin iç cebine sığabilecek büyüklükteki bu defterlere ilk dokunduğum andaki duygum, 15 yıl bir definenin peşinde koşmuş birinin onu bulduğu anki sevincine eşittir herhalde...

Bugünden itibaren burada sayfalarından örnekler sunacağımız not defterlerini titiz bir çalışmayla yayımlayan, bazı yayımlanmayan defterleri de ilk kez kamuoyuna ulaştırabilmemize vesile olan ATASE yetkililerine teşekkür ediyorum.

Defterlerin yayımının bitmesini, tüm ciltlerin basılmasını, hatta internet aracılığıyla tüm araştırmacılara ve kamuoyuna açılmasını sabırsızlıkla bekliyorum.

Sizi Atatürk’ün notları aracılığıyla özel iç dünyasında bir gezintiye buyur ederken, satırlar arasında rastlayacağınız insanı, çok daha kendinize yakın bulacağınıza inanıyorum.

HARP AKADEMİSİ DEFTERİ

Siyah bez ciltli bir defter... Küçük boy... Çizgili...

8.5 santime 14 santim ebadında...

İçindeki yazılar mürekkepli kalemle Osmanlıca Rik’a tarzı el yazısıyla kaleme alınmış.

Sadece yazılar değil, Atatürk’ün elinden çıkma çizimler de var içinde...

Notları yazdığı dönemde Mustafa Kemal, Harp Akademisi öğrencisi bir üsteğmen...

Yani 23-24 yaşlarında...

Kurmaylık stajı görüyor, bir an önce göreve başlamaya can atıyor.

Arada Selanik’e gidip geliyor; belli ki orada geride bazı ilişkiler bırakıyor, onlar için duygulanıyor, oradan mektup bekliyor, gelmeyince üzülüyor, cebindeki para, harcamalarını karşılamaya yetmiyor. İstanbul bütün canlılığıyla dışarı, sokağa çağırırken o, kısıtlı bütçesi ile Harp Akademisi binası içinde bu defterle baş başa yaşıyor.

Hislerini, sıkıntılarını, öğrendiklerini, duygularını bu deftere yazıyor. Mektuplar arasında, kimliğini bilemediğimiz, Selanik’teki bir gazete yazarı ya da düşünüre yazdığı övgü dolu satırlar özellikle dikkat çekici...

“Atatürk’ün not defterleri” dizisine, bizi onun gençliğiyle tanıştıran “Harp Akademisi defteri” ile başlıyoruz.

DEFTERDEKİ GÜFTE

‘Uğruna canım fedadır, sev beni canın kadar’

Defterin sayfaları arasında bugünün deyimiyle “şarkı sözleri” dikkat çekiyor. Mustafa Kemal, bu sözleri yazarken başına makamlarını da not etmiş.

Hicaz- ağır aksak

Zülfüne dil-besteler zülf-i perişanın kadar

Görmedim sayyad-ı dil-i alemde müjganın kadar

Ben değil görmüş müdür çeşm-i felek anın kadar

Uğruna canım fedadır sev beni canın kadar

Nakarat

Merhamet kıl sevdiğim meftununa şanın kadar

Seni gördükçe derunumda muhabbet uyanır

Piş-i çeşmimde Melahat güneşi doğdu sanık

Bu ne behçet, bu ne zerafet, buna can mı dayanır

Nakarat

Sen meleksin sana insan deseler kim inanır

Süz-i nak, ağır aksak

Bir güna çeşm-i canan süz-i mal oldum beter

Sabah iken oldum sonra harap oldum beter

Pay-ı ağyara serildim sanki hak oldum beter

Süz-i nak, ağır aksak

Gözlerinden kıskanırken bir zaman dildarını

Gel de seyret yarinin bu devre-i idbarını

Bir televvün bak ne hale koydu cism-i zarımı...

11 MART 1904 CUMA... SAAT 7...

‘Yine ağlıyorum... Her zamanki gibi...’

“Selanik’ten geleli 3 ay kadar oldu. İlk günlerde düzenli bir hayata başladım zannediyordum. Manen ve maddeten tutsağı olduğum ıstırabımdan kurtulduğumu düşünüyordum. Lakin heyhat! Bugün bilmem kaç yüzüncü defa olmak üzere yine kalbimin bütün şikâyet iniltilerini işiterek ağlıyorum. Her zamanki gibi, bu dakika dahi...”

16 MART 1904 ÇARŞAMBA... SAAT 3...

Nihayet gelen mektup

“Uzun zamandan beri kendisiyle haberleşmek için övünçlerimi teslim ettiğim birinin sessizliğe bürünmesiyle, haberleşmedeki kayıtsızlığını görmekle azap duyuyordum. Bugün o uzun süren sessizliği bozan bir mektubun gelişi, vicdanımdaki azabı dindirdi. Bir mektup... evet, birkaç satırlık, birkaç satırlık kâğıt parçası... fakat sevilen bir kalbin, görünüşüne arzu edilen bir ruhun hayal edilen bir sahnesi olduğu için sonsuz bir değere sahiptir.”

21 MART 1904... PAZARTESİ... SAAT 6...

Para durumu ıstırap verici

“Bugün para durumumu inceledim. Harcamaları gelirin pek ziyade üzerinde buldum. Şimdiye kadar cüzdanıma girip çıkan parayı hesap etmek hatırıma bile gelmemişti. Bu hesapsızlığın vahim sonuçlarıyla, pek büyük ıstıraplar altında manen ve maddeten ezildim. Şimdi sarf olunan paranın harcandığı yerin ve zamanın kaydına baktığım zaman, hareketimdeki düzensizlik dikkatimi çekiyor. Her zaman bu defterimin gözden geçirilmesiyle hissettiğim pişmanlıklar, ihtimaldir ki yaptığım hareketleri düzenlememe neden olacak. Fakat ben henüz bunun tesirini anlayamıyorum. Masrafların sebebi, fazlalığından ziyade, gelirlerin azlığıdır.”

21 MART 1904... PAZARTESİ... SAAT 6...

Napolyon’a övgü

“Napolyon, yıldırımları meydana getiren kaynaktan doğmuş bir savaş dâhisidir. Onun hayatı top-tüfek sesleriyle yansıyan bir sema... kanlı derelere tanık olmuş bir zemin... Talih bulutlarına bir düşman, ufuklar arasından geçti. Lakin heyhat, dünyada en az devam eden saadettir. Bu parlak cihanın parlak güneşi olan o koca komutanın bölgesindeki denizin siyah dalgalarının müthiş darbeleri atında inleyen bir kara parçasında nefesini tamamladığını görmek ne üzücü bir durumdur.”

bugün

 
 
Yorumlar
Yorum Ekle  
 
 


Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam