haberler

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Türk milletinin istidatı ve kati kararı medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.   Mustafa Kemal Atatürk

  Ana Sayfa  

» KUMKALE’DEKİ TARİHİ TÜRK MEZARLIĞI YENİDEN DÜZENLENİYOR
» Malkoçoğlu'nun babasının mezarı bulundu
» Türk tarihini alt üst edecek iddia
» Fatih'in darbecilere verdiği ceza
» ABDULHAMİT'İN ÖZEL YAPTIRDIĞI ÇEŞMEYİ KIRDILAR
» Kayıp Pers ordusu bulundu
» DİYAP AĞA NEDEN BAŞTACIDIR,SEYİT RIZA NEDEN ASILDI?
» Nedir bu Yavuz Sultan Selim’le alıp veremediğiniz
» KÂBE'deki son Osmanlı izi de SİLİNİYOR
» Soğuk Savaş?ı o başlattı
» Korkunç İvan Müslüman mıydı
» Büyük İzmir Yangını ilk kez yayınlanacak
» Tarihçiler 120 kahraman çocuğu araştırdı
» Özdaş: Deniz altındaki tarih turizme açılsın
» 8 Bin Yıl' Duvarı!

Toplam 324 Adet
 
 
E-Tarih.org
farkedermi@Web


 
Giza Piramitleri ve Sfenksin Sırları

 

Sfenksin ve piramitlerin gerçekte inşa edenler ve bu yapıların tarihi hakkına büyük soru işaretleri yaratmıştı.

Kızıl gezegen Mars’ın yüzeyindeki Cydonia adı verilen bölgenin Giza Piramitleri ve Sfenks ile inanılmaz benzerliğinin ortaya çıkarılması, Sfenksin ve piramitlerin gerçekte inşa edenler ve bu yapıların tarihi hakkına büyük soru işaretleri yaratmıştı. Yıllarca süren mezar kazma ve fantezi-hayal karışımı piramit araştırmalarından sonra, gerçek bilgi peşinden koşan bir bilim adamı ve Schwaller de Lubicz’in ardından gelen en iyi Mısır araştırmacılarından Anthony West, araştırma ekibi ile piramitler ve Mısır hakkında tarihin içinde sakladığı hakiki bilgilere ulaştı.

 

Mısırlılar kimden ilham almıştı? Tarih bunun cevabını uzun süre veremedi, halen de bu bilinmiyor ancak artık gerçeklere ait birçok bilgi gün ışığına çıkarılmış durumda. Büyük Piramit ve Sfenks, Kahire’nin 10 km uzağında olan Giza Platosunda bulunuyorlar. Sfenks yaklaşık 74 metre uzunluğunda ve 19 metre yüksekliğinde. Tek bir parça halinde, kireç taşından oyulmuş bir yapı. Aslan ve insan karışımı bir yüze sahip olan Sfenks, günün ilk ışıklarını karşılamak için Doğu’ya bakacak şekilde inşa edilmiş.

 

Giza platosundaki ikinci piramidin ve Sfenksin 4500 yıl kadar önce inşa ettirildiği düşünülüyordu. 20. yy a kadar boyundan aşağı kısmı sürekli toz yığını içinde kalan Sfenks tarih boyunca defalarca restore edilmek ve gün ışığına çıkarılmak zorunda kalındı. Ancak bu yapının ne zaman ve kim tarafından yapıldığına dair, bir firavunun yaptırdığı düşünülse bile, bir kanıt bulunamadı.

 

John Anthony West, tam bir deha olan ve Mısır’da geçirdiği 15 sene boyunca hem piramitler, hem Sfenks, hem de tapınaklar üzerinde büyük keşifler yapmış olan Fransız matematikçi Schwaller de Lubicz’in çalışmalarına büyük önem verdi. Schwaller, çalışmalarında Sfenksin aslında sanıldığından çok daha eski olduğunu ve gövdesindeki doğal erozyonun çöl fırtınaları yüzünden değil, sudan, yani yağmurlardan kaynaklanmış olduğunu savunmuştu. 1960’ların başında ölen Schwallar’ın bu teorisinden çok etkilenen West, seneler boyunca otorite kabul edilen Mısır bilimcilerinin tamamen yanlış olan görüşünü yıkmaya karar verdi.

 

Doğal erozyonlar için genelde iki seçenek bulunur. Bunlar fırtına ve yağmurdur. Ancak Giza Platosuna en son yağmur 9–10 bin sene önce yağmıştır. West,  bu bilgiyi dikkate aldı ve Sfenksin en az 9 bin senelik olduğunu öne sürdü. Bunu kanıtlamak içinde gözle rahatça görülen ancak oluşum sebebi kanıtlanması gereken erozyonu açıklaması adına yardım bulması gerekti. West ilk olarak Sfenksin resmini Oxford’da çalışan bir jeolojiste sundu. Uzman kişi, katmanlar halinde oluşmuş olan erozyonun toz ve çöl fırtınası yüzünden değil, kesinlikle sudan olmuş olduğunu belirtti. Bu durum, bu bilginin kabul ettirilerek tüm Mısır tarihinin yeniden gözden geçirilmesi anlamına geliyordu.

 

West birçok uzmanın kabul etmediği görüşlerini ele almak için Boston Üniversitesinde çalışan jeolojist ve jeofizikçi Robert Schoch’a başvurdu. Schoch ve West Mısır bilimcilerinin yaptıkları gibi anıtlara değil, bu yapıların yapılmış oldukları taşlara bakarak işe başladılar. Ancak ikili eski kafalı birçok Mısır bilimcisinin saldırısına uğradı. Sebebi ise kanıtlanmış oldukları ve özellikle Mısır uygarlığına ait olduğunu düşündükleri şeylerin değiştirilmek istenmesiydi.

 

Sfenks ve diğer yapılar arasında bir farklılık vardı. Sfenks dışındaki tüm yapılar toz ve çöl fırtınası erozyonuna uğramışlardı, ancak Sfenkste gözüken bir su erozyonuydu. Schoch için gerekli olan bilgi de erozyon sebebiydi çünkü bu taşların yaşını belirten şeydi. Bir rüzgâr erozyonunda gerçekleşen şey, rüzgâr taş blokların yüzünü dövdükçe daha güçsüz olan taş blokların içlere doğru erimesi, güçlü olan blokların ile etkilenmeden şekillerini korumasıydı. Yani rüzgar erozyonu sonucunda bir taş blokta tırtıklı bir şekil oluşacaktı. Bu tür erozyon Sfenks ile aynı maddeden, kireç taşından yapılmış birçok yapıda görülüyordu. Ancak Sfenks için durum farklıydı.

 

Su erozyonu rüzgâr erozyonuna göre çok değişik bir etki yapıyordu. Tepeden taş blokların üzerine yağan yağmur, su birikintisi halinde taş blokların kenarlarından akıyor, böylece en tepeden en aşağıya doğru dıştan içe bir erime gerçekleşiyordu. Yukarıdan aşağıya kıvrımlı katmanlar beliriyordu. Su birikintilerinin oluşturduğu yarıklar da açıkça seçiliyordu. İki erozyon türü arasında belirgin bir fark vardı çünkü rüzgâr erozyonu yanlamasına bir erime sağlarken, yağmur erozyonu tepeden aşağıya bir erime yaratıyordu.

 

Tüm Giza Platosunda yağmur erozyonu etkisini gösteren tek yapı Sfenks ve etrafını çevreleyen duvar. Aralarında üç futbol sahası kadar mesafe bulunan Sfenks ile Firavun Debehen’in mezarları iki tür erozyonu açıkça ortaya koyuyor. Mezarlık toz fırtınası erozyonu ile açıkça yanlamasına tırtıklı biçimde şekil almışken, çok yakınında bulunan Sfenks tamamen farklı, tepeden aşağı kıvrılarak ve yarıklar çizerek inen bir erozyon şekli gösteriyor. Bu iki yapı birbirlerine bu kadar yakın ve binlerce seneden beri varken, bu farklılık neden? Oysa Mısır bilimcilerine göre yapıldıkları tarihler çok yakın. Ortaya koydukları gerçekçi yaklaşımlara rağmen West ve Schoch alay konusu edildiler.

 

Schoch ilk olarak Sfenksteki erozyonun Giza’ya sadece bir iki mil uzaklıkta olan Nil nehrinin taşmasının sebep olabileceğini düşündü. Ancak eğer bu böyle olsaydı, sadece nehrin sularının ulaştığı yükseklikteki kayalar erozyona maruz kalacak ve bugün olduğu gibi en üstteki değil, en alttaki taş bloklar en içeride olacaklardı. Ayrıca, Sfenksin dış yüzeyindeki taş bloklar aşağıda daha yumuşak, tepelerde daha sert. Ancak bugün görülen en tepedeki taş blokların daha içeriye geçmiş halleri, kesinlikle tepeden gelen ve binlerce yıl süren bir su akışının belirtileri ki bu da tabi ki yağmur demek.

 

Schoch, bir uzman olarak, Sfenksin bugün sahip olduğu çok kötü durumdaki dış yüzeyinin birçok araştırmacının savunduğu gibi kötü hava koşulları, hava kirliliği ve asit yağmurları gibi faktörlerle alakalı olmadığını, asıl ele alınması gereken şeyin görülen erozyonu binlerce senede yaratmış olan antik hava durumu olduğunu belirtiyor. Sadece 20. yy dan itibaren görülen kötü hava koşullarının belirgin bir yağmur erozyonu yaratması mümkün değil.

 

 

Schoch Sfenksin bir yağmur erozyonuna maruz kaldığına emindi. Ancak ne zaman yağmur yağdı? Wisconsin Üniversitesinden antik klimatolog John Kutzbach bu soruya yanıt bulmak için araştırma yaptı. Kuztbach, Kuzey Afrika üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda bu bölgenin 10 bin sene önceki dönemde göllerle kaplı olan ve yeşil alan içeren bir yer olduğunu, ancak günümüzde bir çöl halini aldığını söylüyor. Kuztbach bilgisayar simülasyon programları ile 10 bin sene öncesinin hava durumunu inceliyor ve elde edilen bulgular gerçeklerle uyuşuyor. 10 bin sene önce Kuzey Afrika aslında bir su cennetiydi.

 

Buradan yola çıkarak West ve Schoch, Giza bölgesinde eskiden su varlığı olduğunu ispatlayacak başka kanıtlar aramaya başladılar. Schoch Sfenksin güney dış duvarı üzerinde yaptığı araştırmada, tepeden aşağıya doğru akan yağmur sularının yaratabileceği türden yarıklar buldu. Bu yarıklar yağmur suyunun aşağıya doğru akarken taş blokların daha yumuşak olan kısımlarını akıntı ile alıp götürmesiyle oluşmuştu ve Schohch’a göre yağmurun kesin kanıtıydı. Schoch ayrıca dış duvarın bir profilini çıkarttı ve taş blokların tepede aşağıya doğru içerdikleri katmanların sağlamlıklarını belirledi. Buna göre en aşağıda bulunan katmanlar daha dayanıksız, tepelere doğru olan katmanlar ise daha dayanıklı çıktı. Sfenksin dış duvarına bakıldığında, en aşağıdaki katmanların en içeri kaçan katmanlar olduğu görülüyordu. Ancak aynı zamanda, en tepedeki ve en sağlam olan katmanlar en fazla yontulmuş olanlardı. Bunun sebebi ise, en sağlam katmanlar olmalarına rağmen yağmuru en fazla üst cephenin görmesiydi. Oysa aşağıdaki katmanlar ağırlıklı olarak akan suyun etkisi ile erozyona uğramışlardı.

 

Tüm bu kanıtları ile West ve Schoch, Sfenksin bilinenden en az iki kat daha yaşlı olduğunu, yani 4500 değil, en az 9000 senelik olduğunu kanıtlamaya iyice yaklaştı. İki araştırmacı 1992 senesinde Amerika’da bir konferansa çağrıldılar. Bu andan itibaren jeoloji ile Mısır biliminin kavgası başlamış oldu.

 

Mısır bilimcilerden bir tanesi olan ve Giza yapılarının Mısırlılara ait olduğunu savunan Profesör James Romano, şu mantıklı açıklamayı yapıyordu: “Elinizde bir uygarlık var. Bu uygarlık Sfenks gibi yapılar inşa ediyor ve bu yapının başını geleneksel olarak kullandıkları başlık olarak tasarlıyorlar. Birkaç bin yıl boyunca bu böyle devam ediyor ve sonra bitiyor. Aradan bir ya da iki bin yıl geçtikten sonra tekrar başlıyor. Peki bağlantı nerede? Bu uygarlığı sonradan geldiği noktaya taşıyan şey neydi? Birbirine tam olarak paralel iki kültürün aynı noktada ortaya çıktığını mı düşünüyorsunuz(Yani Sfenks’i inşa edenlerle sonradan piramitleri ve tapınakları yapanlar olarak)? 3–4 bin yıl ara ile böyle bir şeyden bahsetmek bir Yıldız Savaşları bölümünü anlatmak gibi bir şey. Bu böyle gerçekleşmiş olamaz. Kültürler doğrusal bir şekilde gelişim gösterirler. İnşa edilen tüm yapıların gösterdiği teknolojik ve sanatsal gelişim o kültürlerin gelişimi ile değişir. (West ve Schoch’un) Önerdikleri gibi bir teorinin gerçek olabilmesi için aynı bölgede bir A kültürünüz, bir de B kültürünüz olmalı. Arada da binlerce senelik boşluk. Ve bu en basit şekilde böyle işleyemez.

 

Eğer söz konusu yapıların kesinlikle insan elinden çıkmış olduğu, en basitinden 4500 sene öncesine ait oldukları kanıtlanabilseydi, bu mantıklı açıklama doğru olacaktı.

 

West ise şunları söylüyor: “Bizim bildiğimiz evrim teorisi bir döngü şeklinde işliyor ve salak mağara adamından hidrojen bombası ve diş macunu üreten akıllı varlıklar haline geliyoruz. Mısır’a baktığımızda bu akla gelebilir ancak Sfenks için farklı olan şey, bu çok büyük taş bloklardan oluşan yapının çok gelişmiş bir uygarlığın ürünü olması gerektiği. Bu durum Sfenksi yapmış olduğu düşünülen uygarlık ile Sfenksin kendisi arasında büyük bir zıtlık yaratıyor, çünkü bu yapıyı yapabilmek çok üstün bir uygarlık gerektiriyor.

 

Sonuç olarak tartışmalar büyüdü ve Mısır bilimciler ile Schoch ve West’in de arasında bulunduğu diğer araştırmacılar 1992 senesinde Chicago’da bir araya gelen Bilim Konferansında rakipleri ile yüz yüze geldiler. Tarihçi Paul W. Roberts konferans hakkında genel düşüncelerini şöyle belirtiyordu: “West gibi adamlar birçok akademisyenin en büyük kâbusudur. Bu tür adamlar bir anda belirip gerçekten çok iyi kanıtlarla desteklenmiş bilgileri, güzelce hazırlanmış bir şekilde sunuyorlar ve bir anda ayaklarınızın altındaki kayayı çekiveriyorlar. Peki bu durumla nasıl başa çıkıyorlar? Tabi ki reddederek. Eğer West’in adının yanında akademik statüsünü belirten sıfatları olmasaydı alacağı saldırı çok daha yüksek olacaktı ve kendisini savunmakta zorluk çekecekti.

 

Chicago Üniversitesinde profesör olan ve Sfenks üzerinde o dönemin en uzman kişisi kabul edilen Mark Lehner konferansta şunları dedi: “Eğer Sfenks gerçekten belli bir zaman dilimi boyunca yağmur erozyonuna uğradı ise bunun kesin delili olmalıdır. Evet, çizilmiş profiller ve bazı resimler gördüm ve bunu savunan kişiler var ancak ben yeterli bir veri göremedim. Eğer Sfenks çok daha önceki bir dönemde başka bir uygarlık tarafından inşa edildi ise, bu uygarlığa ait olan kanıtlar nerede? Bana bu döneme ait herhangi bir kanıt, bir heykel, eşya, arkeolojik alan gösterin.

 

West ise buna şöyle karşı çıkıyordu: “Sırf Magellan gibi dünyanın çevresini dolaşamadık diye halen dünyanın düz olduğuna inanmak kadar anlamsız bir şey bu. Eğer Sfenks tahminimizden çok daha önceki bir zamana aitse bu döneme ait bazı şeyleri bulmayı düşünürsünüz. Ancak zamanla bölgenin değişen coğrafyası ile bu uygarlığa ait kalıntılar hiç bakmayı akıl edemeyeceğiniz yerlerde olabilir ve oralara bakmalısınız. Mesela o dönemin sularla kaplı bir coğrafya içerdiğini düşünürsek bakılması gereken yer Akdeniz’in kendisi olabilir. Benim bakmayı akıl edeceğim ilk yer Nil ovası olacaktır. Nil nehrinin ulaşılması zor olan katmanları araştırılıp bu tür bir yapıyı yapabilecek olan uygarlığın kanıtları aranabilir.

 

Bu görüşü destekleyen kanıtlar Nil nehri etrafında inşa edilmiş tapınaklarda görülebiliyor. Schoch’un araştırdığı iki tapınaktan biri, diğerine çok yakın olmasına rağmen diğerinde tam 15 metre derinlikte bulunuyor. Diğer tapınak gün ışığında dururken, daha derindeki tapınağın kazılarak ortaya çıkarılması gerekmiş. Schoch’a göre bunun nedeni binlerce sene boyunca Nil nehrinin taşması ile oluşan sellerin taşıdığı çamur, toz ve kalıntıların bu tapınağın üzerini kapaması. Yaklaşık 1300 yıl önce yapıldığı düşünülen bu tapınaklardan Nil nehri seviyesi altında olanının bu tarihlerde yapıldığına dair hiçbir kanıt yok. Bu yüzden West firavun 1. Seti döneminde yapıldığı düşünülen bu tapınaklardan daha alçak seviyede olanının 1300 değil, çok daha eski olduğuna inanıyor.

 

Ele alınan tapınak taş yatağı içine oyulmuş olan çok büyük bir çukurun içine inşa edilmiş gibi gözüküyor. Bu mimari ise eski Mısırlıların tapınak mimarisi ise kesinlikle uyuşmuyor. Ayrıca tapınaktaki kalıntılar diğer Mısır tapınakları ile de benzerlik göstermiyor. Kapı görünümü yaratan üçtaş bloktan oluşan yapıların yan yana dizilmesi ile oluşan uzun sur gibi dizeler bir tek Sfenksin ovasında bulunan tapınakta görülüyor. Bu da inanılmaz bir benzerlik. Yani Sfenksi yapanlar bu tapınağın asıl sahipleri olabilir mi?

 

Ele alınacak bir diğer ilginç yapı Firavun Sakkara’nın dönemine ait olduğu düşünülen ve Sfenks kadar eski olduğuna inanılan basamak piramidi. West bu yapıdaki çamur taş bloklarını ele alıyor. Eğer bu piramidin Sfenks ile aynı dönemde inşa edildiğini, yani milattan önce 3000’li senelere denk geldiğini varsayarsak, neden Sfenksteki gibi ağır kireç taşı blokları kullanılmadı? İki yapı arasında da sadece 10 millik bir mesafe var. Ve iki yapıda aynı döneme aitse, ikisi de yağmura maruz kalmalıydı. Eğer basamak piramitteki çamur tuğlalar Sfenks gibi yağmura maruz kalmış olsaydı, binlerce senelik yağmurun etkisi ile piramidin çokça bozulması gerekirdi. Kısaca, çamur tuğlalardan yapılmış olan basamak piramit ile kireç taşından yapılmış olan Sfenksin aynı döneme ait olmaları aslında olası değil.

 

Sfenksin 1860 senesinde çekilen bir resminde, Aslan ve insan karışımı suratın altında kalan vücudun tamamen toz ile kaplandığı görülüyor. Eğer Sfenksin suratı da kaplanmış olsaydı belki onu keşfetmek çok daha uzun bir süre alabilirdi. Kazı yapmak için izin alabilmek, bu izin alınsa bile kazı yapabilmek çok maliyetli bir iştir. Peki kazmadan toz yığınlarının altını araştırmak nasıl mümkün olabilir? Sismograf burada kullanılan yöntem olarak karşımızaçıkıyor. Dinleme cihazlarının zemine monte edilmesinin ardından çekiç gibi bir aletle zemine vuruluyor. Sismograf dinleme cihazlarından gelen ses dalgalarını yakalıyor. Farklı yoğunluktaki taş bloklarından yansıyan şok dalgaları yerin altındaki yapılar hakkında araştırmacılara ışık tutuyor. Sismograf son olarak yerin altındaki yapının bir şeklini diyagram halinde sunuyor.

 

Bu işlemi West adına yapmak için Colorado Üniversitesinde sismolojist ve jeolojist olan Thomas Dobecki yardıma geliyor. Petrol sanayisinde uzun seneler çalışmış olan Dobecki Sfenksin altındaki yapıları sismograf ile inceliyor. Dedikleri şunlar: “Buradaki amaç, Sfenksin altında bu yapı ile bağlantısı olabilecek uygarlıklara ait kanıtlar bulmak. Bu çalışma içinde çok olağan dışı, oda tarzı bazı yapıları rastladık. Üstüne üstlük, kireç taşı yapıların altında hava koşulların yer almış olduğu bir coğrafi alanın bulgularını içeren bir harita elde ettik.

 

Schoch devam ediyor: “Sfenksin dış avlusundaki taş yüzey aslında göze çok sert gözükmektedir. Aslında bu yüzey zamanla maruz kaldığı hava koşulları yüzünden oldukça yumuşaktır. Hava koşulları zamanla taş blokların içine işleyecek ve onlara hasar verecektir.

 

Dobecki: “Burada çok önemli olan şey, zamanla oluşan değişime bakarak taş blokların ne kadar eski olduğunu söyleyebilmemiz. Sismograf ile yumuşak olan taş blok ile onun altında bulunan sert taş bloğun sınırlarını belirleyebiliyoruz.

 

Schoch: “Sfenksin uzunluğu boyunca kuzey ve güney taraflarında, ayrıca patilerin önünde(Sfenksin öne uzattığı kolları yani) hava koşulları yüzünden yere gömülmüş taş yüzeyleri bulduk. Bazı yerlerde 2,5 metre olan bu derinlik, 6–8 metreye kadar çıkabiliyor. Bunun yanında, Sfenksin arka tarafında sadece 1–2 metre derinliğe gömülmüş taş yüzeyleri keşfettik. Buradan anladığımız şey ise, Sfenksin arka kısmının daha sonradan oyulmuş olduğu. Bence Sfenksin arka kısımları firavunlar tarafından 2500 yıl önceki dönemlerde oyulmuş/kazdırılmış. Diğer üç cephe ise çok daha eski bir zamana denk geliyor.

 

Sfenksin arka kısmından ön kısmına doğru bir diyagramı çizildiğinde, yapının arkadan öne doğru aşağıya eğimli bir zemine sahip olduğu görülüyor. Bu da elde edilen bilgileri doğruluyor. Arka zemin 4 feet(1,2 m) çökmüş iken, bu ön tarafta 8 feet(2,4 m). Yani ön kısım arkadan en az iki kat daha eski. Bu da demektir ki eğer Sfenksin arka kısmı tamir edilmek için 4500 sene önce kazıldı ise, ön kısmı en azından 9000 bin senedir oradaydı.

 

Mısır bilimcileri Sfenksi 4500 sene önce zamanın firavunu Khafre tarafından yapıldığımı öne sürüyorlar. Giza platosu yöneticisi Zahi Hwass bunu doğruluyor. Kabul edilen bir başka şey, Khafre’nin suratını Sfenks üzerine koydurttuğu. Yunancadaki ismi Chepren olan Khafra Giza’nın büyük piramidini de inşa ettirdiği düşünülen kişi. Ancak wikipedia.org bu firavunu Khufu olarak gösteriyor. Hawass ayrıca, kendini çok akıllı zanneden bir meslektaşının bir bilgisayar programı ile Khafra’nın suratını Sfenks ile karşılaştırdığını ve mükemmel uyum sağladığını anlatıyor.

 

Diğer yandan, West ve ekibi sırf geleneksel olduğu için kabul edilen bu düşüncenin gerçekle alakası olmadığı görüşündeydi. Zaten Chepren’in heykeli ile Sfenksin profiline bakıldığında, ikisi arasında belirgin bir benzerlik olmadığı görülüyordu. West bu konuda kendisine yardımcı olması için NYPD’de(New York Polis Teşkilatı) görevli olan ve her gün yüzlerce yüz üzerinde çalışan dedektif Frank Domingo’dan yardım istedi. 26 senelik iş tecrübesi ile Domingo, bugün tüm Amerika’da kullanılan ve zanlılar üzerinde kullanılan bir yüz teşhis yöntemi geliştirmişti.

 

Domingo Mısır’a gelerek Sfenks üzerinde çalışmaya başladı. Çalışmalarında ise ağırlıklı olarak 1902’de kurulan ve dünyadaki en çok Mısır antik eserlerini bulunduran Kahire müzesinden yararlandı. Domingo asistanları ile beraber müzeye giderek Chepren’in en temiz büstünün resmini çekti. Polis prosedürlerinde olduğu gibi, heykelin profilden ve önden resimleri çekiliyor. Ayrıca yüzün kendine has açıları, ağız, göz gibi organların birbiri ile yaptığı tüm açılar heykelin üzerinde ölçülüyor. Eğer Sfenks Chepren’in suratı ise, bu açıları ve yüzdeki benzerlikleri göstermesi gerekiyordu.

 

Brooklyn müzesi yetkilisi profesör John Romero, West ve ekibinin yaptığı bu araştırmaya da anında bir anti tez sürüyor: “Antik heykellerin birçoğunun müthiş simetrik ve yüzlerin sağ ile solunun arasında hiçbir fark olmadığı kabul edilir, ancak bu aslında yanlış bir bilgidir. Eğer sağ ile solu tıpatıp benzeyen bir heykele rastlarsanız aslında bu sahtedir. Çünkü Mısırlılar çok kurnazlardı ve yüzün sağ ile sol tarafı arasında organların milimetrik olarak daha uzun ya da kısa olduğunu biliyorlardı. Eğer elinize bir heykel alırsanız bunun doğru olduğunu görürsünüz.

 

Frank Domingo: “Sfenkse baktığınız zaman yüzün alt kısmının daha ileri olduğunu görürsünüz. Bu Chepren’in heykelinde olmayan bir şey. Çene kısımları birbiri ile uyuşmuyor. Ayrıca Sfenksin suratı daha çok bir kareyi andırırken, Chepren’in suratı oldukça oval. Dahası, Sfenksin ağzı daha uzun iken, Chepren daha küçük bir ağza sahip. Sfenksin gözleri de tıpkı ağızda olduğu gibi Chepren’in gözlerinden daha büyük.

 

Domingo temel analizleri yaptıktan sonra araştırmayı sonuçlandırmak için New York’a dönüyor. İlk olarak yüz hatlarının şeklinin çıkarılması gerekiyor. Bu aşamada, Sfenksin hasar görmüş suratı işleri biraz zorlaştırıyor. Ancak Domingo uzmanlığı ile iki görüntüyü birbiri ile karşılaştıracak şekle getiriyor. Çene hatları, gözlerin dış kısmı ve burnun kenarları ele alınıyor. Domingo, iki yüzü önden karşılaştırdığı zaman çok belirgin farklılıklar görüyor. Ardından iki yüz profilden karşılaştırıldığında kesin sonuç ortaya çıkıyor.

 

İlk olarak profiller üzerinde çenenin uç noktasında birleşecek şekilde apsis ve ordinat çiziliyor. Ardından, bu kesişimin noktasından, her iki yüzün gözlerinin yanak tarafına bakan sınırına bir çizgi çekiliyor. Arada çok büyük bir fark oluşuyor. Chepren’in suratında oluşan açı 14 derece iken, Sfenkste bu tam 32 derece, yani iki katından bile fazla. Çenenin uç noktası ile çizginin çekildiği gözün bitim noktası işaretlenerek profiller çene noktaları üzerinde birleştiriliyor. Bu şekilde açının yarattığı fark açıkça görülüyor. Ardından gözlerin üzerindeki noktalar birleştiriliyor çeneler arasındaki uyumsuzluk iyice ortaya çıkıyor. Domingo’nun ilk tespitinde yaptığı gibi, Chepren’in çenesi ile Sfenksin çenesinin alakası yok.

 

Domingo, sonucunu açıkladığı konuşmada, tüm açılar ve ölçümler ile karşılaştırıldığında Chepren’in Sfenksin suratı ile alakası olmadığını söylüyor. Peki surat kimin? Bazı araştırmacılar Sfenksin sahibinin Afrika kökenli biri olduğunu ileri sürmüştür. Zulu’ların tarihi ise daha ilginç detaylarla doludur. Zulu kabilesi Kuzey Afrika sulak bir alan iken bu bölgeyi ele geçirmiş, ancak sonradan çöle dönüşen bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. Domingo bu görüşü savunmuştur. Çünkü onun bilgilerine göre Sfenks tipik Afrikalı yüz hatlarını gösteriyordu.

 

New York Times gazetesi 1992 senesinde Domingo’nun yaptığı araştırmayı detayları ile yayınladı. Bu yayının hemen ardından, 3 Temmuz 1992 tarihinde bir ortodontist olan Sheldon Peck’in Domingo’nun çalışmasını savunan bir yazısı NYT gazetesinde yayınlandı.

 

Sonuç olarak, Sfenksin bir beyaz, Mısırlı krala değil de, bir zenci Afrikalıya ait olduğu düşüncesi tarihi yeniden sarstı. Sfenks siyahî bir Afrikalı kral ya da kraliçe miydi?

 

Antropolojist ve yazar James Hurtak çok ilginç bir açıklama yapıyor: “Zuluların tarihine ait efsane ve hikâyeler, bu kabilenin başlangıcının Mars gezegenine uzandığını anlatır. Efsaneye göre Mars’ta büyük bir savaş yaşanıyor ve Zulu kraliçesi bir uzay gemisi ile dünyamıza gönderiliyor. Kraliçe dünyaya akıllı varlıkların, ya da meleklerin kullandığı, ulu araç/gemi anlamına gelen Merkeva ile dünyamıza geldi ve insanlığın ilk anıtlarını temsil ettiler.

 

Giza platosundaki tüm yapılar taşta oyularak yapılmış. En azından öyle biliniyor. Ancak bunu savunmayan teoriler mevcut. Sfenksin önündeki büyük taş hitabe yapı hakkında bazı bilgiler veriyor. Buna göre firavun 4. Thutmose rüyasında Sfenksi kumlardan temizlemesi gerektiğini, eğer bunu yaparsa Mısır’ın kralı olacağını görüyor. Hiyerogliflerde şunlar okunuyor: “Bana bak oğlum Thutmose. Ben senin baban… Benim için kalbimi ve yüzümü koru, çünkü ben iliklerime kadar hastayım, Beni tozların kapladığı tapınağım geri gelmemi sağladı.” 4. Thutmose denilenleri yaparak kumları temizledi ve kral oldu. Aynı hitabede Chepren’in ismini gösteren bazı hiyeroglif bulunuyor ancak Chepren’in bu yapıyı yaptığına dair hiçbir bilgi yok. Buna rağmen Sfenksin tam şeklini gösteren bir oyma Mısır bilimcilere Chepren’in bu yapıyı yaptırdığının kanıtı olarak geliyor.

 

Kahire müzesinde çok ilginç bir şey bulunuyor. Kral Keops’un zamanından kalma tablette Chepren’in Sfenksin arka kısımlarını tamir etmekte kullandığı malzemelerin bilgileri ve miktarı veriliyor. Bu da Chepren hayatta değilken Sfenksin orada bulunduğunun en büyük kanıtlarından biri.

 

James Hurtak: “Stok skalasında verilen bilgilerde kullanılan kireç taşlarının 70’e 42 cm oldukları belirtiliyor. Aynı zamanda skalada Chepren’in yani Khafar’ın babası Khufu için yazılmış şeylerde var. Khufu, Sfenksin yanında bulunan tapınağı inşa ettirmiş olan kişi. Bu böyle olunca Sfenksin inşa edildiği zaman iyice gerilere dayanıyor ve soru işaretleri tekrar beliriyor. Bazı araştırmacılar skalayı dili modern olarak iyi anlaşılmadığı için reddediyor, ancak aslına bakıldığında bu skala Mısır’da İncil gibi bir şey ve gerçek bilgileri sunuyor.

 

Mısır yapıları hakkındaki en önemli sorulardan bir tanesi, Mısırlıların bunları nasıl inşa ettiğidir. Sadece Büyük Piramit ele alındığında, 2,5 milyon tane devasa kireç taşının, 146 metre uzunluğa erişecek şekilde inanılmaz bir mimari düzende yerleştirildiğinden bahsediyoruz. Ve bu taşların her biri ortalama 2,5 ton, yerlerine kondukları zaman ise en azından 2500 sene öncesi. Bunun ötesinde, piramidin içindeki odalarda kullanılan taş blokların ağırlığı 70 tona varıyor.

 

Sfenksi ele alalım. Bu yapıyı ortaya çıkarabilmek için, aslan-insan suratı oyulduktan sonra, gövdenin ortaya çıkmasını sağlamak adına devasa büyüklükteki kireç taşı bloklarını yapıdan keserek taşımak, ardından da geride kalan devasa taş bloğu şekillendirmek gerekiyordu. Sfenksin etrafındaki tapınağın büyük duvarlarına bakıldığında Sfenks yapısındaki kireç taşları ile aynı oldukları görülüyor ve bu büyük olasılıkla Sfenksten oyulan taşlardan yapıldığı anlamına geliyordu. Kısaca Sfenksten çıkarılan taş bloklar Sfenks tapınağının inşası için kullanıldı. Ancak burada akla takılan önemli soru, bu devasa ve tonlarca ağırlıktaki taş blokları nasıl taşıdılar ve hatta tapınak inşası için kullandılar? O dönemin araçları ile bu taş blokları nasıl tapınak haline getirdiler?

 

Tapınaktaki taşların bazıları 9 metre uzunluğunda, 3 metre yüksekliğinde ve 3,6 metre kalınlığında. Ağırlıkları ise 200 tonu geçebiliyor. Tapınağı inşa ederken bu koca taşlar nasıl hareket ettirildi, nasıl 15 metre yükseklikte yerlerine oturtuldu?

 

Mısır bilimcilerine göre bu işlemler akla gelen en basit aletlerle, kaldıraç, merdiven ve iplerle yapıldı. West bu fikre de asla katılmıyordu ve yine işinde uzman kişilere danışmaya karar verdi. Bu amaçla Long Island’da bir inşaat bölgesine gitti. Burada 20 kişilik bir ekibin 200 tona denk gelen bir kazanı nasıl taşıdıklarını gözlemledi. Bu ağırlıktaki bir malzemenin taşınması için ekip tam 6 haftalık bir çalışma ile gerekli kaldırma sistemini ayarlamıştı. Kazanı gerekli yüksekliğe çıkarmak için ve yerine oturmasını sağlamak için de 2 ayrı vinç gerekiyordu. Her birinin uzunluğu 67 metreyi bulan bu vinçlerin dengelerinin sağlanması için gereken taban ağırlığı ise 160 tondu.

 

İnşaat müdürü Jesse Warren, West’in kendisine gösterdiği Sfenks ve taş blokları içeren tapınak resimlerine bakarak şu yorumu yapıyor: “Eğer bunlar 200 ton ağırlığı buluyor ve belli bir mesafe taşınmaları gerekiyorsa, bunu biz yapabilir miyiz bilmiyorum. Bizim yaptığımız işte ağır yükler kaldırılır ve biz ilk önce bizden öncekiler yükleri nasıl kaldırıyormuş diye bakarız. Binlerce sene öncesini düşündüğümüzde, bu 200 tonluk devasa taş blokları eğer kaldırmışlarsa, bunu nasıl yaptıklarına dair en ufak bir fikrim yok. Bu benim için ve belki de herkes için bir sır olarak kalacak.

 

Bu taş bloklar bugün bile yerlerinden kaldırılamayacaksa, bunu binlerce önce ilkel aletlerle insanlar nasıl yaptı? Bizim halen hiç bilmediğimiz bir teknolojiye mi sahiptiler? Ve bu teknoloji, sesin vibrasyon gücü ile yaratılan bir güç olabilir miydi? Bazı araştırmacılar Mısırlıların sesin vibrasyon gücünü yapıları üzerinde kullandığını ortaya çıkardılar. İşin ilginç tarafı, tapınaklardaki devasa anıt ve taş bloklara sismograf ile deney uygulandığında, bu yapıların bir çatal gibi ses titreşimleri yaratmasıydı.

 

İncil’de şöyle yazmaktadır: “İnsanların boyun eğme vakti geldiğinde borazan çalacak ve trampetler gürleyecek, insanlar hep bir ağızdan bağıracak ve şehrin duvarları yerle bir olacak.

 

Gerçekten güçlendirilmiş ses işe yarayabilirdi. Ancak koca bir nesneyi hizaya getirebilir miydi? Bugün akustik yükseltme adı verilen ve çok yüksek ses kullanılarak yaratılan bir yöntem var. Bu yöntemde bir ses kaynağı ile ses kaynağının karşısına ses yansıtıcısı konuyor. Ses kaynağından çıkan dalgalar yansıtıcıdan dalgalar halinde yansıyor ve geldiği yola tam bir yansıma yaratacak şekilde geri dönüyor. Bu işlemin sürekli gerçekleştirilmesi ile kaynak ile yansıtıcının arasına konulan bir nesne sabitlenebiliyor ve de yükseltilebiliyor. İşin çok ilginç olan kısmı, aynı büyüklükte ve özellikte maddeler, kaynak ile yansıtıcı arasına konduğunda, maddeler arasında spesifik bir aralık oluşuyor ve maddeler bu formasyonda havada asılı kalabiliyor, hareket edebiliyorlar.

 

Akustik Yükseltme uzamanı Thomas Danley, bugünün imkânları ile Mısır’daki taş blokları hareket ettirmenin mümkün olmadığını, gerekli olan frekansı yaratamayacaklarını ve yine gerekli olan yoğunluğunun yarım mil çapında olması gerektiğini belirtiyor. Bu teknoloji ile günümüzde parmağımız kadar olan taş parçaları kaldırılabiliyor. Bunun yanında özellikle piramitlerin içindeki taş bloklar o kadar muntazam yerleştirilmiş ki, iki taş bloğun arasına kredi kartı bile sokabilmeniz mümkün değil.

 

Dedektif Domingo Sfenksi incelediğinde, insan-aslan karışımı suratın gövdeye göre çok daha küçük olduğunu fark etmişti. Ayrıca suratın aslana benzer olması ve müzelerdeki Sfenks heykellerinin aslan yelesi içermesi onu zamanında kafanın çok daha büyük olduğuna inandırdı. Domingo araştırması esnasında Sfenksin büyüklüğüne oranla onu 4 noktadan işaretleyerek bölümlere ayırmıştı. Kahire müzesindeki bir Sfenks heykelini kendi ölçümlerine uyarladığı zaman muntazam bir eşleşme keşfetti. Yani Sfenksin gerçekten çok büyük bir kısmı erozyona kurban gitmişti. Bunun en büyük delili heykeller ile bugün çok küçülmüş ve şeklini yitirmiş olan kafaydı.

 

Sfenks, kendi özünde ölümsüz yaşama açılan bir kapıdır. İnsan suratı insanın bilgeliğini, yarı aslan gövdesi doğanın güçlerini, güneşe bakan konumuyla güneş sisteminin bilgi havuzuna açılan yolunu temsil eder. Bu üçünün bir araya gelmesi ile Sfenks aslında sonsuz hayatın oluştuğu bir üçlemenin en büyük sembolüdür.

 

Nil nehrinin tapınaklarından bir tanesi olan ve dünyanın en olağanüstü sırlarından birini ortaya çıkaran Luxor Tapınağı, Mısır’ın Sfenksten sonra en gizemli yapılarından bir tanesi. Geometri alanında bir dahi olan Fransız bilim adamı Schwaller de Lubicz, 1937’de Mısır’a gelip bu devasa tapınağı gördüğü anda, aklına o güne kadar kimsenin düşünemediği bir şey geldi. Antik Yunan dünyasının bilimini çok iyi tanıyan Lubicz, Luxor tapınağına baktığı zaman, buranın bir harmoni ve oran içeren bir düzene sahip olduğunu düşündü. Hipotezini desteklemek için tam 15 sene Mısır’da çalışan Lubicz, ortaya çıkardığı inanılmaz bilgiler ile Yunanlılardan binlerce yıl önce dünyamızda harmoni ve oranın var olduğunu kanıtlamış oldu.

 

Lubicz 15 sene boyunca tapınağın her yapısını geometrik olarak ölçtü ve kesin matematiksel oranlara sahip olduğunu anladı. Lubicz, tapınağın bir tüm olarak, insanın yaradılışı(anatomisi) ile bağdaştığını ve evren ile ilişki kurduğunu ortaya çıkardı. Tapınağın girişinde bulunan Mısırlılara ait olan devasa heykeller tapınağın aslında ortaya koyduğu anatomik insan görümüyle aynıydı. Bu yüzden Lubicz buraya “Temple of Man” adını verdi. Lubicz’in inanılmaz keşfi bu tapınağı ve diğer Mısır yapılarını inşa edenler hakkında birçok efsanenin doğmasına yol açtı. Lubicz’e göre, tapınak, taşlara gömülü bir senfoniydi.

 

 

Giza platosundaki ve Nil nehrinin etrafına dağılmış olan tapınaklarda evrene ve tarihe ait inanılmaz sırlar olduğu aşikârdı. West ve ekibi, Sfenksin yaşını tam olarak belirleyebilmek ve bu sırlardan bir tanesini kesin olarak çözebilmek için Sfenksin restorasyonunda kullanılan taşlara önem verdi. Bunların değerlendirilmesi ile Sfenksin tam olarak ne kadar erozyona uğradığı anlaşılabilecekti. Ancak Sfenks tarih boyunca birçok kere restorasyondan geçmişti.

 

Schoch, bir değerlendirme yapabilmek için Sfenksin kuyruğuna baktı. Burada yeni yerleştirilmiş taşlar ile, önceki restorasyonlardan kalan taşlar rahatlıkla birbirinden ayrılıyordu. Mısır bilimcilere göre, Sfenks Eski Krallık döneminden beri, yani 4500 senedir bir restorasyon süreci yaşıyor. Sfenksin restorasyona tabi tutulan bir köşesi incelendiğinde, restorasyon için toplamda yaklaşık 2-3 feet yani, 1 metreye yakın kireç taşı kaplaması yapıldığı görülüyor.

 

Mısır bilimcilere göre en eski restorasyonlar Eski Krallık döneminde, yani Chepren öldükten 300 yıl sonra başladı. Ancak eğer bu doğruysa, Chepren tarafından yapıldığı öne sürülen bu yapı, onun döneminde daha yeni kazılmışken neden tamire ihtiyaç duydu? Öne sürdükleri şey, Sfenksin dış duvarında kullanılan malzemenin kalitesiz olmasından dolayı duvarın 300 senede 3 feet incelmiş olmasıydı. Yani 100 senede 1 feet. O zaman hesabını yapalım. Sfenks 4500 senelik deniyor. Bu da 4500 feet’lik bir erozyona denk geliyor. Sfenksinde sadece 40 feet geniş olduğunu düşünürsek, bu hesaba göre Sfenksin tümünün 4000 sene önce yok olması gerekiyordu.

 

Bir teori, Sfenksin oluşturulduğu ana kaya parçasının binlerce yıl boyunca maruz kaldığı rüzgârlardan dolayı giderek Sfenks şeklini alması, ardından da Mısırlıların gelip bu şeklini almış koca taş bloğu oyması ve son halini vermesiydi. Ancak Schoch’a göre bu mümkün değil. Sebebi Sfenks ile dış duvarı arasındaki mesafenin çok az oluşu, her iki yapının belirgin kesimlerin doğal sebeplerden kaynaklanamayacağı, en önemlisi ise, Sfenksten doğal bir şekilde koca taş parçalarının koparak ileride tapınak halini alamayacak olmasıydı. Giza platosunun seviyesi üzerinde kalan Sfenks başı belki doğal süreçte ilk şeklini almış olabilirdi ama gövde için bu geçerli olamazdı.

 

Mısır bilimciler, Chepren’in zamanından sonra aşırı hasar görmüş olan kireç taşı bloklarının tamir edildiğini, aynı zamanda da şekillendirildiğini öne sürüyorlardı. Ancak bu garip düşünceye Schoch tamamen farklı bir görüş getiriyordu. O Sfenks tapınağında kullanılan taşların Sfenksteki ile tamamen aynı olduğunu ve taşların tapınağı bir araya getirmek için kullanıldığını, elle değiştirilmemiş bir şey olmadığını açıkladı.

 

Chepren Sfenksi yapmamış, onu tamir etmişti. Aynı zamanda tapınağı da tamir etmek zorunda kalmıştı çünkü her iki yapının da hali çok kötüydü. Bu nasıl mı anlaşıldı? Tapınağın avlusundaki bir taş bloğunda “sonsuza dek yaşa” hiyeroglifleri okunuyor. Buradan yola çıkarak Schoch bu yapının Eski Krallık dönemine kadar uzandığını, tapınağın ise daha önceki bir döneme rastlayabileceğini anlıyor. 20. yy’ın başında tapınağın dış yüzeyinin çekimli fotoğraflarında, Mısırlıların restorasyon için duvarları restore etmeye başladıkları noktaya kadar tıraşladıkları anlaşılıyor. Ancak tamamen düz bir yüzey yapacak kadar tıraşlama yapmıyorlar. Eski taş bloklar yenilerinin hizasına getiriliyor. Bunun yapılmasındaki sebep, tapınağın dış cephesinin de tıpkı Sfenkste olduğu gibi yağmurdan erozyona uğraması ve en çok tepelerdeki taş bloklarının içeri girecek kadar erimesiydi. Mısırlılar bunları kapamak için, alttaki daha dayanıklı ya da yeni blokları keserek eskilerinin hizasına getiriyor ve sonra üstleri yeni taşlarla kaplanıyordu. Ya da yeni taş bloklar eskisinin üzerine oturacak şekilde kesiliyorlardı. Bugün Sfenkste ve tapınaklarda görülen şey de aynen budur.

 

Mısır bilimcilerin dediğine göre Sfenksin ve dış duvarının aynı dönemde yapılmasının da imkânı yok. Çünkü dış duvar Sfenksin yan cephelerine göre oldukça düzgün ve eğimli olan kısımları da Sfenksten alınmış parçalar. Zaten her biri Sfenksten alınmış parçalardan yapılan duvarın erozyon belirtileri Sfenks ile aynı ve kullanılan taş da Sfenksin ta kendisi.

 

Şimdi her şeyi baştan alalım: Giza platosu bir çöl haline gelmeden çok önce, yemyeşil ve verimli bir araziydi. Bu platonun bir köşesinde ise süper devasa bir taş kütlesi bulunmaktaydı. Dönemin yetenekli heykeltıraşları inşa ettikleri kat kat iskelet yapısı ile bu kayayı baştan aşağı oyarak koca bir kafa haline getirdiler. Ancak bu kafa bir aslan mı, kraliçe mi, yoksa Tanrı mıydı bilinmiyor. Kafaya bir gövde yaratabilmek için, koca taş blokları kafanın bağlı olduğu ve plato seviyesinin altındaki taş bloktan kesilmeye ve etrafında bir duvar oluşturacak şekilde dizilmeye başlandı. Her nasıl oldu ise bu taş bloklar taşınarak ve muntazam bir şekilde konumlanarak tapınakları ve Sfenksi oluşturdu.

 

Zaman içinde yağan yağmurlar ve değişen doğa olayları yavaşça buz devrinin sonuna gelindiğini gösterdi. Sfenksin üzerinde oluşan erozyon belirtileri günümüze kadar geldi. Acaba bu sel olayı İncil’de bahsedilen büyük sel olabilir miydi? Yağmurlar sona erdi ve bir zamanların verimli toprakları çöl haline geldi. Sfenks ve tapınaklar çöl fırtınaları içinde kuma gömülen yapılar halini aldılar. Sfenksi boyun kısmına kadar örten kumlar, bu yapının binlerce sene erozyona maruz kalmasını önlediler. Surat ise çokça zarar gördü ve defalarca elden geçirildi. Ancak ilk hali hiçbir zaman bilinemediği için, yüzün kime ait olduğu da ortaya çıkarılamadı. Sonra Chepren ortaya çıktı ve Sfenksin ilk kazılarak ortaya çıkarıldığı ve tamirlerinin yapıldığı dönem yaşandı. Zamanla çöl tekrar Sfenksi ve tapınakları kuma gömdü. Binlerce sene sonra rüyasından hareket eden Thutmose 4, tekrar Sfenkssi ortaya çıkardı ve restorasyonlar yaptı. Bu döngü 3500 sene boyunca tekrarlanarak devam etti. Sfenksin burnunu nasıl kaybettiği konusuna gelindiğinde ise, bazıları Napolyon’un topçularını sorumlu tuttu. Antik efsanelere göre ise, eğer bir heykelin burnunu yok ederseniz, ruhunu da yok etmiş oluyordunuz.

 

Sfenksi kim inşa etti? Bunu bu yapının altında gizli olan bir oda çözebilir mi? 12 feet(3,5 metre) yüksekliğinde ve 9 feet(2,7 metre) eninde, dikdörtgen şeklindeki oda da ne olabilir? Bu odanın doğal yollarla ortaya çıkmış olabilmesi kesinlikle mümkün değil. Kısaca, bu oda insan yapımı olabilir. Bu konuda, Amerika’nın 1940 senelerinde uyku kehanetçisi olarak ün kazanan ismi Edgar Casey, çok ilginç yorumlarda bulunmuştu. Casey, bir gün derin trans halinde antik Mısır hakkında bilgiler verdi. Casey, verdiği detaylı bilgilerde, bir gün Sfenksin ön kısmının altında bir oda bulunacağını söyledi. Odanın içinde de tüm Mısır uygarlığına ilham vermiş olan medeniyete ait bilgiler bulunacaktı. Casey, bu medeniyetin adını “Atlantis” olarak belirtti. Casey, teknoloji bakımından çok ileri bir medeniyet olan Atlantislilerin, medeniyetleri bir facia sonucu okyanusun dibini boyladığı zaman Mısır’a göç eden insanlar olarak anlattı. Bazılarına bu anlatılanlar fantezi gibi gelse de, 50 sene sonra araştırmacılar sismograf yardımı ile Casey’in tam söylediği yerde bahsettiği odayı buldular.

 

O zaman, Yunanlılar Mısırlılardan ilham aldı. Mısırlılar ise efsanevi Atlantislilerden. Peki Atlantis uygarlığı kimden ilham almıştı? İşte burada, başka bir alanda çok önemli bir bilim adamı olan Richard Hoagland ve ekibi, tüm dünyaya gereken cevabı vermekte gecikmedi: Mars ve Cydonia yapıları. 1976 senesinde Viking 1 ve 2 uzay araçlarının dünyaya gönderdiği 50 bini aşkın resim arasında inanılmaz keşifler yapılacaktı.

 

Cydonia yapıları üzerinde yapılan geometrik araştırmalar, bu yapıların tüm evren hakkında inanılmaz matematiksel bilgi içerdiğini ortaya koydu. Tıpkı Schwaller de Lubicz’in Luxor tapınağında yaptığı gibi. Yani farklı gezegenlerde olan bu yapılar sadece görsel olarak değil, asıl içerdikleri matematiksel sırlar bakımından inanılmaz bir gizem taşıyorlardı. Peki onları yapan, ya da binlerce senelik geçmiş içinde bir diğer uygarlıktan ilham alarak ve ilk yapıların sırlarını keşfederek diğerlerini inşa edenler kimlerdi? Sadece şurası kesin ki, güneş sistemimiz hakkında halen bizim keşfedemediğimiz bilgilere sahip olan uygarlıklar ya güneş sistemimizde yaşadı, ya da buraya uğradı ve bu eserleri geride bıraktı.

 

Ay’a ilk çıkan 2. insan olan astronot Edgar Mitchell, “Eğer Sfenks düşünüldüğünden çok daha eski bir döneme aitse, bu insanlığın oluşumu hakkında yüz binlerce yıllık bir revizyon gerektirir” demiştir.

 

Mısır bilimcisi James Romano, her ne kadar West ve Schoch’un çalışmalarına karşı çıksa da sonunda şunu söylemiştir: “Bu yapıları bizim zannettiğimizden çok daha uzun bir süre önce yapmış olan bir uygarlık var olmuş olabilir ve ben inanıyorum ki yüzlerce, hatta binlerce Mısır bilimcisi bu uygarlığa ait bir tek ufak kanıtı bile es geçmiş olabilirler.

 

West son sözleri söylüyor: “Giza platosundaki yapılar bence 10, 15 bin yıllık hatta o kadar eskiler ki, bir gün inanamayacağımız kadar eski olduğu kanıtlansa, buna hiç şaşırmam.

 

Giza platosu on binlerce sene önce oraya göç eden Atlantislilerin yaratmış olduğunu bir yer miydi? Sahip oldukları inanılmaz teknoloji ve kültür ile kısa sürede bu insanlar Giza Platosunun verimli topraklarında tekrar süper bir medeniyet mi yarattılar? Ardından buz devrinin sona ermesiyle tekrar göç etmek mi zorunda kaldılar? Yoksa tüm bunlar güneş sistemimizdeki gezegenlere birileri tarafından yapılan ve güneş sistemi hakkında müthiş matematiksel sırlar içeren işaret, semboller mi? Mars ve dünyamız dışında, güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerde de bu tür yapılar var mı? …

 
 
Yorumlar
Yorum Ekle  
 
 


Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam