makaleler

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Her büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazanılmasından sonra yeni bir âlem (dünya) doğmalıdır, doğar. Yoksa başlı başına bir zafer, boşa gitmiş bir gayret olur.   Mustafa Kemal Atatürk

  Makaleler  
En son eklenen 10 Makale


Kıbrıs'ta ele geçen İncil'e ne oldu ?


İngilizce nasıl dünya dili oldu ? -2


İngilizce nasıl dünya dili oldu ?


Dünya dili İngiizce nasıl doğdu ?


TEK RAKİBİ HAVA YOLLARI BURT MUNRO


Kalem, kelam ve kılıç imparatoru


Tarihin akışı değiştirilebilir mi?


Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi


FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI


YAKIN DÖNEM TARİHİ METODOLOJİSİ


Toplam Makale Sayısı 2062
 
Ben de Makale Eklemek İstiyorum
E-Tarih.org
farkedermi@Web


 
Endülüs'e doğru... Musa bin Nusayr
İz Bırakanlar
Ahmet Sırrı Arvas
ahmetsirri.arvas@tg.com.tr
Nusayr oğlu Musa Hicri 19 yılında Şam'da doğar. Babası Hazret-i Muaviye'nin en güvendiği adamlardan biridir, bu yüzden disiplinli bir eğitimden geçer, iyi bir tahsil yapar. O yıllarda Şam-ı şerif'i şereflendiren sahabelerin (radıyallahu anhüm) sohbetlerine erişir, huzurlarında diz kırar.
Gençliğinde Hazret-i Muaviye'nin emrinde Kıbrıs'ın fethine katılır, erlik, subaylık derken komutan olur, gün gelir şirin adayı ondan sorarlar. Musa bin Nusayr kale inşası üzerine çok kafa yorar, adayı birbirinden muhkem hisarlarla donatır, mimaride de çığır açar.
Abdülmelik bin Mervan zamanında Basra amilliğine atanırsa da Vali Haccac ile anlaşamaz. Halifenin kardeşi (ve Mısır Emiri) Abdülaziz bin Mervan onu Afrikiyye Valisi olarak Tunus'a yollar. İşte bizim Endülüs maceramız o gün başlar.

Fırtınalı yıllar
Müsaadenizle azıcık gerilere dönelim... Hazret-i Ukbe, kah çarpışarak kah anlaşarak Bizans ve Berberiler arasında bir yer tutarsa da ihanetlere uğrar. Nitekim Bizanslıların dümen suyundan giden yerliler ona pusu atar. Büyük lider şehit olur, Keyrevan elimizden çıkar. Kanlı katliamlar başlayınca Müslümanlar Mısır'a çekilmek zorunda kalırlar. Ancak Abdülaziz bin Mervan bunları yanlarına komaz, Zuheyr bin Kays komutasındaki akıncılar Keyrevan'ı geri alırlar. Bizans İmparatoru Jüstinyen de altta kalmaz, Akdeniz'in en güçlü donanmasını yöreye yollar. Kartaca'da toplanan Haçlılar, Züheyr bin Kays'ı şehit eder, adamlarını dağıtırlar.
Abdülaziz kolay pes etmez bu kez Hassan bin Numan el Gassani komutasındaki Emevi ordusunu yöreye yollar. Mücahidler Kartaca'yı Bizans'ın elinden koparırcasına alırlar, Romalılar Sicilya'ya zor kaçar.
Yeni İmparator Leontios daha güçlü bir donanmayla Kartaca'yı ele geçirirse de elinde tutamaz, Bizanslılar artık Sicilya'da bile barınamaz, kapağı Girit'e atarlar.


Yeni bir soluk
Musa Bin Nusayr, Afrikiyye'ye atandığında perişan bir ülke ve bedbin insanlarla karşılaşır. Çöl uçsuz bucaksızdır ama havalide çok az nüfus yaşar. Açlık kıtlık bir yana şakiler diledikleri gibi at oynatırlar.
Musa bin Nusayr ve oğulları kılıçlarını kınlarına sokar, Berberilerle sıcak münasebetler kurarlar. Emniyet sağlanınca, refah yayılınca, fukara kollanınca ılık rüzgarlar esmeye başlar. Emeviler, ortalığı tarumar eden Sicilyalı korsanları inlerinde basar. Adadan kaldırdıkları hesapsız ganimeti yerli halka dağıtırlar.
Yerlilerin desteğini kazanınca Septe ve Tanca'yı ele geçirmekte zorlanmazlar. O yıllarda Septe Boğazına Julianus adlı bir Roma Valisi bakar, ancak İspanya'da olup bitenlerden o da bizardır. Müslümanları tanıdıkça tavrı değişir, mücahidleri karşı kıyıya yollamaya bakar.
Hoş, Musa bin Nusayr da gözünü Avrupa'ya dikmiştir, İspanya'dan girip İstanbul'dan çıkmanın hesaplarını yapar. Havayı koklasın diye Tarık bin Ziyad'ı İberik Yarımadasına yollar.


Karşı kıyıya
O günlerde Vizigotlar Hıristiyanlığı yeni kabul etmişlerdir ve Yahudilere akla gelmeyecek eziyetler yaparlar. Bunları bacaklarından tutup silkeler, yere düşen altınları kapışırlar. Çocuklarını kiliselere kapatır, kızlarını manastırlara tıkarlar. Eh böylesi bir gerginlik varken çiftçiler çalışmaz, kepenkler açılmaz, işler büsbütün aksar. Sağda solda haramiler cirit atar, kervanlar kıpırdayamaz olurlar.
Derken tahtın talipleri artar, elli yüz silahşör toplayan merkeze yüklenir, sabah erken kalkan darbe yapar. Kral Egika, Kral Vitiza, derken Kral Rodrik hasımlarını bertaraf eder ve koltuğa kazık çakar. Saltanatına sulanabilecek soylulardan felaket kıllanır, eften püften bahanelerle alayını cellada yollar. İşte bu hengamede Müslümanlar sessizce ülkeye girer ve yayılmak için "münasip" bir zemin bulurlar (Hicri 82).
Tarık, Ziyad adlı bir Berberi'nin oğludur. Babası, Musa bin Nusayr'a satılan adsız sansız bir köledir. Ancak sahibine sadakatle bağlanır, azad edilmesine rağmen eşiğinden ayrılmaz. Musa bin Nusayr, kölesinin zeki ve sevimli oğlu Tarık'ı torunlarından ayırmaz. Zaman zaman minikleri etrafına toplar, Alemlerin Efendisinden (Sallallahü aleyhi ve sellem) ve şanlı eshabından (aleyhimürrıdvan) konuşurlar. Tarık, Asr-ı saadet yıllarına ait menkıbeleri adeta ezberler, aşkı, vecdi, gayreti artar. Dört halifeyi, Halid bin Velidleri, Sad bin Ebi Vakkasları, Ubeyde bin Cerrahları dinledikçe yüreciği yuvasına sığmaz.
İşte gün gelip de İslam'ı Avrupa'da yaymak gibi bir vazifeye atanınca nasıl sevinir anlatılamaz, derhal yere kapanır, şükür secdesi yapar.
Vali Musa, genç Tarık'tan ordular yenmesini, şehirler zaptetmesini beklemez, sadece İspanya'nın nabzını tutmasını arzular, o kadar. Onları dört gemi ve yedi bin askerle Endülüs'e uğurlar.


Rüyadaki müjde
Bu küçük donanma İspanya'ya doğru akarken genç mücahidi hafif bir uyku hali kaplar. Rüyasında Server-i Kainat'ı görür ki Eshabıyla birlikte kılıçlarını kuşanmış, cenge hazırlanmaktadırlar. Fahr-i alem ona gülümser ve "Ey Tarık!.. Yoluna devam et" buyururlar. Genç mücahid uyanınca nasıl ferahlar anlatılamaz, içi gök gibi genişler, yüreğine ırmaklar akar. Artık hiçbir endişesi kalmaz, acabalarını siler atar. Zafer kazanacaklarına "adı gibi" inanmaya başlar.
Kaldı ki aralarında Müneyzir el-Yemani (radıyallahü anh) gibi bir sahabe ve tabiinden Haneş San'ani, Ebu Abdurrahman Hubuli, Abdullah bin Şimaset ve İyaz bin Ukbe hazretleri vardır, onlarla omuz omuza cihada çıkmanın şerefi yeter de artar...
 
 
 
Yorumlar
Yorum Ekle  
 
 
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam