makaleler

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Barış zamanında bize savaşta lazım olacakları tedarik etmeliyiz   Publilius Syrus

  Makaleler  
En son eklenen 10 Makale


Kıbrıs'ta ele geçen İncil'e ne oldu ?


İngilizce nasıl dünya dili oldu ? -2


İngilizce nasıl dünya dili oldu ?


Dünya dili İngiizce nasıl doğdu ?


TEK RAKİBİ HAVA YOLLARI BURT MUNRO


Kalem, kelam ve kılıç imparatoru


Tarihin akışı değiştirilebilir mi?


Oturulabilir şehir Ve Türk Vakıf Sistemi


FARABİ ÜNİVERSİTESİ ŞARKİYAT FAKÜLTESİ DOĞU TOPLUMLARINDA GEÇİŞ DÖNEMLERİNDE KÜLTÜREL VE TARİHİ SÜREÇLER MİLLETLER ARASI KONFERANSI


YAKIN DÖNEM TARİHİ METODOLOJİSİ


Toplam Makale Sayısı 2046
 
Ben de Makale Eklemek İstiyorum
E-Tarih.org
farkedermi@Web


 
Taşları konuşturan adam Mimar Sinan
Tarihten bir yaprak
İrfan Özfatura
irfan.ozfatura@tg.com.tr
Kayseri yöresi oldum olası taş ustaları ile bilinir. Hele Gesi, Bürüngüz ve Ağırnas'ta taş işlemek meslekten öte sevda gibidir. Zira civar ocaklardan çıkarılan taşlar peynir kadar yumuşaktır ve rahat işlenir. Ama beş on gün güneş gördü mü kemik gibi sertleşir. Hele üstünden mevsim geçince "taş" kesilir. Eh, elinizde böyle bir malzeme olduktan sonra aklınıza geleni yapabilir, evinizi raflarla, kemerlerle süsleyebilirsiniz.
1500'lü yıllar filandır. Gözlerinde ışıl ışıl zeka parlayan bir çocuk bıkıp, usanmadan kalfaları izler. Her gördüğünü kapar, aynı usulle minik kubbeler, minyatür köprüler yapar. Ondaki kaabiliyeti kim keşfeder bilemiyoruz, ama birileri sırtını sıvazlar, İstanbul'a yollarlar. Kimsin, kimdensin demez, en bilge müderrislerin önüne oturturlar. Kahramanımız tedrisatını tez tamamlar, ama yerinde duramaz. İçindeki çoşkunun seline kapılır, orduya katılır. Kah Çaldıran'a yürür, kah Mısır'a koşar. Tebriz'in, Bağdat'ın, Rodos'un, Belgrad'ın fethini yaşar. Onlarca ülke, yüzlerce belde gezer, gittiği her yerde kemerlerle kubbelere bakar. Kimine hayran olur, kiminin eksiğini bulur. Gemiler, silahlar, arabalar... Hasılı insan elinden çıkan ne varsa ona birşeyler fısıldar. Hepsinden hisse kapar, ince ince notlar tutar.

Yayabaşından mimarbaşına
Van kuşatmasının sürdüğü yıllar... Osmanlı ordusu göl cihetinde çaresiz kalınca komutanına çıkar, "isterseniz size tekneler çakabilirim" gibi ciddiye alınacak bir teklif yapar. Güngörmüş paşalar sakallarını sıvazlar, vezirler kavuklarını sallarlar. Bu inanılacak bir şey değildir ama, denemekte faide bulurlar. Esrarengiz asker kısa bir süre sonra gelip selam verir ki, gölün üzerinde basit ve kaba sallar değil, sülün endamlı kalyonlar dalanmaktadırlar.
Ardından Karabuğdan seferinde sahneye çıkar. Onlarca mimar Prut nehrinin kaypak zeminine bir köprü oturtamaz, orduyu sahradan çıkaramazlar. Kahramanımız münasip bir lisanla müsaade ister ve sadece 13 gün sonra "buyrun" diye fısıldar. Yaptığı köprü kelebekten zarif, örsten sağlamdır. İşte bu hizmet Kanuni'nin dikkatini çeker ve "sen" der, "bundan böyle reis-i mimaran-ı dergah-ı alisin!" Bizim anlayacağımız şekliyle "mimarbaşısın" yani. Haa söylemeyi unuttum bu askerin adı mı. Sinan'dır elbet. Koca Sinan!
Sinan, 40 yaşından sonra mimarlığa başlar ama kendisine güvenenleri utandırmaz. O sadece tasarımla kalmaz imparatorluk sınırları içinde satılan malzemelerin standartlarını oturtur, kontrolunü yapar. Diğer devlet inşaatlarını da denetler ve hassa mimarlar ocağında geceli gündüzlü teknik-estetik tartışırlar. Yani o hem bayındırlık bakanıdır hem de fen işleri müdürlüğüne, zabıta amirliğine bakar.
Sinan çok çalışır, memleketi camiler, medreseler, köprüler, imaretler, şifahaneler, hanlar, hamamlar, ambarlar, mutfaklar ve kervansaraylarla donatır. Enteresandır ama hiç bir eseri diğerine benzemez. Daima kalıpları kırar, sürekli kendini aşar. O kısacık mimarlık dönemine 477 eser sığdırır. Hıristiyan aleminin çok öğündüğü ve "benzeri yapılamaz" denilen Ayasofya'dan daha geniş ve yüksek bir kubbeyi Selimiye'ye oturtur. Üstelik daha zarif ve aydınlık bir mekan yakalar.

İsler ve sesler
Mimar Sinan'ın yaptığı camilerin kandillerinden çıkan isler asla tezyinatı batırmaz, havada belirli helezonlar çizerek kubbeye yükselir ve katran odacıklarında toplanırlar. Hattatlar bunlardan yapılan mürekkeplere bayılırlar. Zira müminleri aydınlatırken kararan katranın yazıya mana kattığına inanırlar.
Hepsi bir yana büyük ustanın akustikte vardığı nokta günümüz mühendislerini bile hayran bırakır. Bakın, bunu denemenin kolay bir yolu var. Şehzadebaşı, Süleymaniye, Selimiye gibi bir Sinan camisine gidin, mihrapta hafifçe fısıldayın ya da tesbihinizi şıkırdatın. Ses katlana katlana artıp, taa kapı önüne ulaşmazsa gelin yanıma. Hele davudi sesli bir hocaefendinin kıraat buyurduğunu düşünebiliyor musunuz, işitmemenin imkanı mı var?
"İyi de.." diyeceksiniz şimdi, "her sütuna bir cızırtılı bir kolon asıp, sesleri yankılandıra dalgalandıra birbirine karıştırmanın mantığı ne?"
İnanın onu ben de anlayamadım. Anlayanlar bana da anlatsınlar.
 
 
 
Yorumlar
Yorum Ekle  
 
 
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam