<?xml version='1.0' encoding='ISO-8859-9' ?>
<rss version='2.0'>
<channel>
<title>E-Tarih.org | Sözlük</title>
<link>http://www.e-tarih.org</link>
<description>E-Tarih.Org - Türk Tarihi Anlatımı ... </description>
<language>tr</language>
<category>TURKSAVASLARI</category>
<generator>Emanet-Çepni</generator>
<lastBuildDate>14.03.2012 - 04:20:59</lastBuildDate>
<image>
<title>E-Tarih.org</title>
<link>http://www.e-tarih.org/</link>
<url>http://www.e-tarih.org/images/rss.jpg</url>
<width>354</width>
<height>82</height>
</image><item><title><![CDATA[ Zeamet ]]></title>
<description><![CDATA[ Yıllık geliri 20.000-100.000 ak&ccedil;e arasında olan ve esas olarak askeri bir g&ouml;rev karşılığı tahsis edilen dirlik.  İslamiyet&rsquo;in başlarından itibaren fethedilen arazinin kuru m&uuml;lkiyeti, devlet hazinesine kalıyor, devlet de bu arazinin yalnız tasarrufunu kişilere bırakıyordu, &ouml;zel m&uuml;lkiyete konu olmayan, fakat &uuml;zerinde halk tarafından ziraat yapılabilen bu topraklara &quot;miri arazi&quot; denirdi. Bu arazideki &ccedil;alışmalardan devletin hara&ccedil; alması masraflı bir teşkilatı gerektirdiğinden Osmanlı Devleti bu hakkı dirlik sahiplerine verdi. Dirliklerin sırası ş&ouml;yle idi:  Has, zeamet, tımar. Ayrıca yurtluk ve ocaklılar d]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=350 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Yüzellilikler Listesi ]]></title>
<description><![CDATA[ Milli M&uuml;cadele boyunca gerek İstanbul&#65533;da, gerek Anadolu&#65533;nun d&ouml;rt bir k&ouml;şesinde y&uuml;ce ama&ccedil;lar uğruna yapılan bu m&uuml;cadeleyi baltalamaya &ccedil;alışan &ccedil;ok miktarda işbirlik&ccedil;i, &ccedil;ıkarcı yoğun faaliyet i&ccedil;inde olmuştur. Milli M&uuml;cadele&#65533;nin askeri boyutunun başarıyla sonu&ccedil;landırılmasından sonra bu işbirlik&ccedil;ilerden 150&#65533;si 7 Haziran 1924 tarihinde &ccedil;ıkartılan bir bakanlar kurulu kararı ile yurt dışına s&uuml;rg&uuml;n edilmiştir. Aşağıda bu 150 işbirlik&ccedil;inin isimleri yer almaktadır.  VAHİDEDDİN&#65533;İN MAİYETİ Yaver-i Has Kiraz Hamdi Hademe-i Hassa Kumandanı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=349 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Yeni Osmanlılar Cemiyeti ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Abd&uuml;laziz rejimine karşı olanlar tarafından İstanbul'da gizli olarak kurulan cemiyet. Tahta &ccedil;ıktığında b&uuml;y&uuml;k &uuml;mitler beslenen Sultan Abd&uuml;laziz, g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e kendisinden umutlu olanları hayal kırıklığına uğratıyordu. Memleket idaresinde g&ouml;sterdiği yetersizlikler, artan dış bor&ccedil;lar, Girit ayaklanması ve Mısır meselesi halk arasında tedirginlik yaratıyordu. B&ouml;yle bir ortamda v&uuml;cut bulan Yeni Osmanlılar Cemiyeti &ccedil;eşitli kişilerle yapılan g&ouml;r&uuml;şme ve anlaşmalardan sonra Sağır Ahmed Bey'in yalısında son şeklini alarak &ccedil;alışmaya başlamıştır (1865). Cemiyet &uuml;yelerinin Veliefendi &Cc]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=348 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Yavuz ]]></title>
<description><![CDATA[ İlk adı Goeben olan Yavuz zırhlısı 1912'de Alman tezgahlarında yapılmış devrin en &uuml;st&uuml;n cihazlarıyla donatılmıştı. 28 ton ağırlığında, saatte 28 mil yapabiliyordu.  Goeben, Breslau zırhlısı ile birlikte &Ccedil;anakkale Boğazı'ndan T&uuml;rk karasularına sığınarak Osmanlıların resmen I. D&uuml;nya Savaşı'na katılmalarına sebep olmuştur. Bu gemiler g&uuml;ya 5 milyon altına satın alınarak Osmanlı donanmasına katılmış, ancak askeri m&uuml;rettebatı değiştirilmemişti. Osmanlıların savaşa sokulması i&ccedil;in apa&ccedil;ık bir oyun olmasına rağmen gemiler, aynı m&uuml;rettebatla Osmanlı donanması adına Karadeniz'e a&ccedil;ılmış ve Sivastopol'u ve Odesa'yı bombardımana tutm]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=347 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sipahi ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde ordunun iki ayrı atlı sınıfına verilen ad. 1.Tımarlı Sipahisi:  Tımarlı sipahisi bir atlı ordudur. Ordu-yu h&uuml;mayunun esası ve en b&uuml;y&uuml;k kısmıdır. Kapıkulu sınıflan gibi maaşlı değildir. Azaplar gibi &uuml;cretli de değildir. Levendler ve akıncılar gibi ganimetle ge&ccedil;inmez. Yaşaması i&ccedil;in devlet kendilerine toprak verir. Toprağın &uuml;zerinde k&ouml;yl&uuml; vardır. O k&ouml;yl&uuml;den, vergiyi tımarlı sipahiler toplar. Hem kendisi ge&ccedil;inir, hem de atları ve silahları ile &ccedil;ağrıldığı anda yığınak mevkiinde hazır bulunarak savaşır. Sel&ccedil;ukluların Arap&ccedil;a &quot;İkta&quot; dedikleri b&ouml;yle toprağa Osman]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=346 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Silahdar ]]></title>
<description><![CDATA[ Silah taşıyan anlamında kullanılan bir deyimdir.  Osmanlı Devleti'nde, ileri gelen devlet adamları ve vezirlerin kapı halkından, bir b&ouml;l&uuml;ğ&uuml;ne kapıkulu s&uuml;varilerinden ikinci b&ouml;l&uuml;ğe verilen bir addır. Osmanlılarda, Yıldırım Bayezid devrinde Silahdarlık kurulmuştu. Ancak Osmanlı sarayında ayrıca bir Silahdarlar b&ouml;l&uuml;ğ&uuml; kurulmamış, padişahın silahını taşımak, &ouml;teki silahları ile birlikte diğer kıymetli m&uuml;cevher ve eşyaları korumakla tek bir silahdar vazifelendirilmişti.  Silahdarlar Enderun'a alınan gen&ccedil;ler arasında zamanla yetişerek bu mevkie y&uuml;kselirlerdi. Hasbah&ccedil;e bostancılığından z&uuml;l&uuml;f]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=345 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sekban-ı Cedid ]]></title>
<description><![CDATA[ Rumeli'den gelerek IV. Mustafa'yı tahttan indiren ve Sultan II. Mahmud'u tahta &ccedil;ıkaran Rus&ccedil;uk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa tarafından meydana getirilen talimli askere verilen addır. 1808 yılında kurulan bu teşkilat, yine aynı yıl i&ccedil;inde yeni&ccedil;erilerin ayaklanmaları ile sadrazam bulunan Alemdar Mustafa Paşa'yı Babıali'de bastırmaları ve barut deposunu ateşlemek suretiyle intiharına sebep olmaları &uuml;zerine kaldırılmıştır.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=344 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sefaretname ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda, yabancı &uuml;lkelere g&ouml;nderilen el&ccedil;ilerin, gittikleri &uuml;lkelerde g&ouml;rd&uuml;kleri, yaptıklarını anlatan eser.   &Ouml;zellikle Osmanlılar, III. Selim d&ouml;nemine kadar, yabancı &uuml;lkelerde daimi el&ccedil;ilikleri olmadığından, padişahların tahta &ccedil;ıkışlarını bildirmek, antlaşma yapmak gibi g&ouml;revlerin yerine getirilmesi i&ccedil;in g&ouml;nderilen el&ccedil;iler, d&ouml;n&uuml;nce, durumu bir sefaretname ile padişaha sunarlardı.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=343 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Vaka-i Vakvakiye ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde XVII. y&uuml;zyılda &ccedil;ıkan askeri ayaklanma.  Bu ayaklanma sonunda ayaklananlar tarafından &ouml;l&uuml;me mahkum edilen kişiler Atmeydanı'nda bulunan b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;ınar ağacının dallarına asılmış oldukları i&ccedil;in &Ccedil;ınar Vakası ve İslam inancında adı ge&ccedil;en Cehennem'de bulunan ve meyveleri insan kafası olan Vakvak ağacına benzetilmesi sebebiyle de Vaka-i Vakvakiye olarak adlandırılmıştır. B&uuml;y&uuml;k Valide K&ouml;sem Sultan ve ocak ağalarının &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesi ile sonu&ccedil;lanan ayaklanmanın neticesinde iktidar, i&ccedil;oğlanları ve onlarla işbirliği yapan bazı kişilerin eline ge&ccedil;miştir. Bunla]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=342 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Vaka-i Hayriye ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde XIV. y&uuml;zyılda kurulan Yeni&ccedil;eri Ocağı'nın kaldırılması olayı (15 Haziran 1826). Duraklama devrinden sonra bozulmaya başlayan Yeni&ccedil;eri Ocağı, &ouml;zellikle III. Selim'in ıslahat girişimlerinden Nizam-ı Cedid'e karşı direnişleriyle devletin varlığı y&ouml;n&uuml;nden tehlikeli olmaya başladılar. &Ccedil;ıkan olaylar sonucunda III. Selim &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Alemdar Mustafa Paşa'nın yardımıyla tahta ge&ccedil;en II. Mahmud, askeri alanda k&ouml;kl&uuml; bir değişiklik yapmak istiyordu. Osmanlı Devleti 1768'den beri yaptığı savaşlarda yenilgilere uğramış ve toprak kaybetmişti. Ayrıca, yeni&ccedil;erilerin devlet işlerine k]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=341 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sancakbeyi ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde eyalet teşkilatıyla tımar usul&uuml;n&uuml;n uygulandığı zamanlarda, beş-on il&ccedil;elik yerin mutasarrıfı ile sipahisinin idare amirine verilen addır. Osmanlıların ilk devirlerinde, beylere ya da h&uuml;k&uuml;mdar evladlarına has olarak verilen mıntıkalara &quot;Sancak&quot;' denilirdi. Bu sancakları idare edenlere de &quot;Sancak Beyi&quot; adı verilirdi. Sancak teşkilatı, diğer T&uuml;rk beyliklerinde olduğu gibi Osmanlı Beyliği'nin kuruluşu sırasında da aynı usul uygulanmıştır. Osman Bey, idaresi altındaki yerleri kardeşi, oğul ve silah arkadaşı olan aşiret beylerine &quot;beylik&quot; olarak vermişti. Orhan Bey de, idaresi altındaki yerlere, oğul ve son]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=340 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sancak Olayı ]]></title>
<description><![CDATA[ IV. Mehmed'in hal'i ve II. S&uuml;leyman'ın tahta &ccedil;ıkmasıyla İstanbul'da karışıklıklar baş g&ouml;stermiş ve asker c&uuml;lus bahşişi istemiştir. Ancak hazinede para kalmaması y&uuml;z&uuml;nden c&uuml;lus bahşişini &ouml;demeye imkan yoktu. C&uuml;lus bahşişine karşılık olmak &uuml;zere askerlerin maaşlarına zam yapılmak istendi. Sipahiler bunu kabul edip zamlı maaşlarını almaya başladılar. Ancak bazı yeni&ccedil;eriler bunu kabul etmediler ve c&uuml;lus bahşişi almakta direndiler. 4 Aralık 1687'de b&uuml;t&uuml;n ocaklılar bir araya gelerek bahşişlerini istediler. Bunun &uuml;zerine ocakların bahşişleri dağıtıldı. Yeni&ccedil;eri Ağası Harputlu Ali Ağa padişahtan aldığı hatt-ı h]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=339 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sancak ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nin idari taksimatında, bir m&uuml;lki birime verilen ad.   İmparatorlukta, birka&ccedil; kaza, bir sancak ve birka&ccedil; sancak da bir eyalet oluşturuyordu. &quot;Liva&rdquo; veya &ldquo;Mutasarrıflık&quot; da denilen sancağın başındaki g&ouml;revliye &quot;sancakbeyi&quot; adı veriliyordu. Salahiyetleri hem askeri, hem m&uuml;lki idi. Tanzimat'tan sonra Sancak'ın başına, yalnız m&uuml;lki salahiyetleri olan ve &quot;mutasarrıf&quot; denilen idareciler getirildi. &quot;Sancakbeyi&quot;, XIX. y&uuml;zyıldan &ouml;nce Osmanlılarda bir askeri r&uuml;tbe idi. Bu r&uuml;tbe ile g&ouml;rev yapanın m&uuml;lki salahiyetleri de tamdı; adalet ve maliye işlerine karışm]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=338 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Saltanatın Kaldırılması ]]></title>
<description><![CDATA[ 20 Ocak 1921'de T.B.M.M'de Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu'nun kabul edilmesi ve 1 Kasım 1922'de de h&uuml;k&uuml;mranlık hakkının kayıtsız şartsız millette olduğu ve halk h&uuml;kumeti idaresinin kabullenildiğinin ilan edilmesi, saltanatı şeklen kaldırmış oluyordu.  Buna rağmen Sultan VI. Mehmed (Vahdeddin) padişahtı. İtilaf devletlerinin İstiklal Savaşı'nın kazanılmasından sonra T.B.M. Meclisi ile birlikte İstanbul h&uuml;kumetini de Lozan Konferansı'na &ccedil;ağırmaları, bu ikiliğe bir son verme &ccedil;arelerini de birlikte getirdi. 30 Ekim 1922'de yapılan bir Meclis toplantısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığına ve yeni bir T&uuml;rkiye Devleti'nin kurulduğuna karar verildi.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=337 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Saltanat Sancakları ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı h&uuml;k&uuml;mdarlarına ait bayraklar i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir.  Bazı kaynaklara g&ouml;re Osmanlılarda ilk saltanat sancağı, Sel&ccedil;uklu h&uuml;k&uuml;mdarı tarafından Osman Gazi'ye beylik alameti olarak verilen ak sancak olup, daha sonra &ccedil;eşitli sancaklar bu adı almıştır. Saltanat sancakları Osmanlılarda Elviye-i Sultani, Alemha-yi Osmani, Alem-i Padişahi diye bilinen &ccedil;eşitleri olmakla beraber asıl saltanat sancağı Ak alem denilen beyaz sancak idi. Saltanat sancaklarının adedi d&ouml;rt iken Sultan Kanuni S&uuml;leyman, sadrazam İbrahim Paşa'ya seraskerlik beratı (1529) verdiği tarihten sonra yediye &ccedil;ıkarılmıştır. Saltan]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=336 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Salname ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde bir yıllık olayları g&ouml;stermek amacıyla hazırlanan eser.  Osmanlı tarihi, teşkilatı, biyografileri, coğrafyasıyla ilgili ilk salname 1263 (1847) yılında Ahmed Vefik Efendi tarafından, Hayrullah ve Ahmed Cevdet efendilerin yardımları ve sadrazam B&uuml;y&uuml;k Reşid Paşa'nın emri ile yayınlanmıştır.  Salnameler, gittik&ccedil;e gerek sahife sayısı, gerek boy bakımından, b&uuml;y&uuml;m&uuml;şler; k&uuml;&ccedil;&uuml;k punto harflerle yazılan bin sayfalık eserler haline gelmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin b&uuml;t&uuml;n memurları, r&uuml;tbe ve nişanları ile bu eserlerde g&ouml;sterilmiştir. 1297 (1880) yılına ait 35. cild, litografya tekniğiyle basıl]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=335 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sahn-ı Seman Medresesi ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Fatih Mehmed tarafından İstanbul'da yaptırılan medreseler.  Bunların sayısının sekiz olmasından dolayı &quot;Sahn-ı Seman&quot; olarak isimlendirilmiştir. Medreseler, Fatih Camii'nin iki tarafında sıralanmıştır. Bunların d&ouml;rd&uuml; g&uuml;neyde, diğer d&ouml;rd&uuml; de kuzeydedir. Y&uuml;ksek &ouml;ğrenim verilen Sahn-ı Seman medreselerine girebilmek i&ccedil;in, ilk eğitimin verildiği İbtida-i hari&ccedil; ve orta dereceli eğitimin verildiği dahil medreselerini bitirmek gerekirdi, Sahn-ı Seman'a girenler, &ouml;nce Tetimme medresesine alınırdı. Bu medrese Sahn-ı Seman'ın idadisi durumundadır. Medreselerde h&uuml;cre sahipliğine hak kazanan &ouml;ğrenciler ulem]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=334 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sadaret Kethüdası ]]></title>
<description><![CDATA[ Başlangı&ccedil;ta sadrazamın maiyyet memurlarından olan keth&uuml;da.  Sadrazamın sarayı ve şahsıyla ilgili işleri g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. Keth&uuml;da-yı Sadr-ı ali, Keth&uuml;da ve Keth&uuml;da Bey olarak da anılan sadaret keth&uuml;dası, sadrazamın Divan'a gittiği g&uuml;nlerde onu kapıya kadar g&ouml;t&uuml;r&uuml;r, sonra d&ouml;n&uuml;p g&uuml;nl&uuml;k işleriyle uğraşırdı. XVIII. y&uuml;zyıl başlarında ve &ouml;zellikle Damad İbrahim Paşa'nın sadrazamlığından itibaren giderek &ouml;nem kazanan bir memuriyet oldu. &Ouml;yleki keth&uuml;da, Babıali'de birinci derecede s&ouml;z hakkı olan bir memur durumuna geldi. Daha sonra kendisine bırakılan işleri y&uuml;r&uuml;teb]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=333 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Sadabad ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlılar d&ouml;neminde, İstanbul'un imar, eğlence, sefahat ve zevk devrine adını veren saray ve semt.  &Ouml;nceleri bir gezinti yeri, at ve ok&ccedil;uluk yarışlarının yapıldığı alan olan Kağıthane, 1720'den itibaren yeniden onarılmış İstanbul'un hayatında yeni bir d&ouml;nem başlamıştır. Bu onarım faaliyetini başlatan Damat İbrahim Paşa, Yirmisekiz &Ccedil;elebi Mehmed Efendi vasıtasıyla Fransa'dan getirttiği planları esas alarak Kağıthane Deresi'ni bir park şeklinde yeniden d&uuml;zenlemek istiyordu. Burada ilk &ouml;nce, Paris'teki Fontainbleau Sarayı'nın bir benzeri olarak Sadabad Sarayı yapıldı ki bu isim sonradan semtin de adı oldu.  Sadabad Sarayı'nın en b&uuml;y]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=332 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Ulufe ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı mali sisteminde kullanılan bir terimdir.  Başlangı&ccedil;ta s&uuml;vari askerlerinin hayvanları i&ccedil;in verilen yem parası manasına kullanılırken sonradan yeni&ccedil;eri askeri ile diğer memurlara verilen maaş hakkında kullanılır olmuştur. Ulufeler yevmiye &uuml;zerinden hesaplanırdı.  Yeni&ccedil;eriliğin başlangıcında her yeni&ccedil;eriye iki ak&ccedil;elik ulufe verilirdi. Başlangı&ccedil;ta 2 ak&ccedil;e olan yeni&ccedil;eri ulufeleri zamanla artıp 7 ak&ccedil;eye kadar &ccedil;ıkmıştır. Ulufelerin dağıtımı her g&uuml;n değil Hicri Kameri ay hesabıyla &uuml;&ccedil; ayda bir yapılırdı. Maaş (ulufe) defteri k&uuml;t&uuml;k ve esami denilen ana defterlerden]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=331 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Topkapı Sarayı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı padişahlarının Fatih Sultan Mehmed'den Sultan Abd&uuml;lmecid'e kadar oturdukları ve devlet işlerini y&uuml;r&uuml;tt&uuml;kleri saray.  İstanbul'da eski adı Zeytinlik olan Sarayburnu'nu b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle kaplar. Bir tepenin &uuml;zerine kurulan sarayın &ccedil;eşitli bina ve bah&ccedil;eleri, Sur-i Sultani adıyla anılan ve 1478'de yapılmış 1400 m.'lik bir surla &ccedil;evrilmiştir. Surun &ccedil;eşitli şekillerde 28 kulesi vardır. Ana giriş bug&uuml;n de eskiden olduğu gibi Ayasofya arkasındaki Bab-ı H&uuml;mayun adı verilen kapıdan sağlanır. Bu kapının &uuml;zerinde 1866 yılında yanan bir k&ouml;şk vardı. Surun Marmara'ya bakan Otluk Kapısı ve Hali&ccedil;]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=330 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Topçu Ocağı ]]></title>
<description><![CDATA[ Kapıkulu ocaklarının yaya kısmına bağlı m&uuml;stakil ocak.  Osmanlılarda ilk top kullanılması XIV. y&uuml;zyılın ikinci yarısında başlar. I. Murad zamanında ve I. Kosova Savaşı'nda top kullanılmıştır. Niğbolu Savaşı'nda, I. Bayezid'in İstanbul kuşatmasında Osmanlılar top kullanmışlardır. I. Murad zamanında bir Top&ccedil;u Ocağı olduğu muhakkaktır. Bu suretle Top&ccedil;u Ocağı'nın Yeni&ccedil;eri Ocağı'ndan biraz sonra kurulmuş olduğu sonucuna varılır. D'ohsson Top&ccedil;u Ocağı'nın II. Murad zamanında kurulduğunu iddia etmektedir. Top&ccedil;u Ocağı kurulduktan sonra Acemi Ocağı'ndan asker alınmaya başlandı. Top d&ouml;kmek ve savaşta top kullanmak &uuml;zere iki sınıf]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=329 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Tımar ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda bir kısım asker ve memurlara verilen, belirli b&ouml;lgelerde tahsis edilmiş vergi kaynaklarına ve yıllık geliri 20.000 ak&ccedil;eye kadar olan askeri dirliklere verilen ad. Osmanlı Devleti'nde bu sisteme, Tımar sistemi adı verilmiştir. Dirlikler yıllık gelirine g&ouml;re sınıflandırılır. Zeamet'in geliri 20.000 ile 100.000 ak&ccedil;e arasındadır. Has'ın geliri 100.000 ak&ccedil;enin &uuml;zerindedir.  Tımarın 300 ak&ccedil;esine kılı&ccedil;, &uuml;st tarafına da terakki denir. Zeamet, alay beyine, Tımar defterdara, divan katibine ve orta dereceli memurlara, has ile h&uuml;k&uuml;mdar, şehzade, vezir, beylerbeyi, sancak beyi, defterdar, nişancı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=328 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Tercüman-ı Ahval ]]></title>
<description><![CDATA[ Şinasi'nin teşviki ve yazı yardımı ile Agah Efendi tarafından &ccedil;ıkarıldı. Agah Efendi gazetesinde Şinasi'nin yazdığı yazılardan 25. sayıya kadar yararlanabildi. Terc&uuml;man-ı Ahval, 22 Ekim 1860'da k&uuml;&ccedil;&uuml;k boyda ve d&ouml;rt sayfa alarak &ccedil;ıkmağa başladı. Başlığının altındaki a&ccedil;ıklamaya g&ouml;re, &quot;Bu gazete i&ccedil;te ve dıştaki durumlarla ilgili olarak se&ccedil;ilmiş bazı havadisleri ve maarif, sanayi ve ticaret ile başka faydalı hususlardan bahseden konuları kaplayacak ve şimdilik haftada bir kere, yalnız Pazar g&uuml;nleri yayınlanacaktı. Bu a&ccedil;ıklamadaki &quot;şimdilik&quot; kaydının doğruluğu, 22 Nisan 1861 tarihli 25. sayıdan]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=327 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Tekalif-i Milliye Emirleri ]]></title>
<description><![CDATA[ Kurtuluş Savaşı&#65533;nın devam ettirilebilmesi i&ccedil;in Mustafa Kemal&#65533;in ordusuna yardım i&ccedil;in &ccedil;ıkarılan emirler. 1. Her kazada bir Tekalif-i Milliye Komisyonu kurulacak. 2. T&uuml;ccar ve ahali elindeki &ccedil;amaşırlık bez, erkek elbisesi yapmaya elverişli her &ccedil;eşit kumaş ile k&ouml;sele, astar, meşin, sahtiyan, &ccedil;arıklık deri, mıh ve hayvan malzemesinin % 40&#65533;ına , bedeli sonradan &ouml;denmek &uuml;zere el konacak. 3. Her ev bir kat &ccedil;amaşır, bir &ccedil;ift &ccedil;orap ve &ccedil;arık hazırlayarak askerlerin kullanması i&ccedil;in Tekalif-i Milliye Komisyonlarına teslim edecek. 4. İnsan ve hayvan yiyece]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=326 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Takvim-i Vekayi ]]></title>
<description><![CDATA[ İlk T&uuml;rk gazetesi.   11 Kasım 1831'de yayınlanmaya başladı. Basım işi i&ccedil;in İstanbul'da Serasker Kapısı yakınlarında Kapıcıbaşı Musa Ağa'dan alınan bir konakta Takvimhane adı ile bir matbaa kuruldu. Vakan&uuml;vis Esad Efendi Takvimhane'nin başına getirildi. Gazetenin haftada bir defa &ccedil;ıkması kararlaştırıldı. Gazetenin ilk basımı 5.000 adettir. Haftada bir yayınlanması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len gazete 1838'e kadar yılda 30 sayı olarak yayınlanabildi. 1839-1878 tarihleri arasında yayını durduruldu. 1891'de yayına tekrar başladıysa da bu 15 ay s&uuml;rm&uuml;ş ve yayıma tekrar ara verilmiştir. 1 Eyl&uuml;l 1908'de tekrar yayınlanmaya başlanan gazete, d&uuml;zenli ola]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=325 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ T.B.M.M ]]></title>
<description><![CDATA[ Ankara'da 23 Nisan 1920'de toplandı.  Milli Kurtuluş Savaşı'nın &ouml;nc&uuml;leri, bağımsız T&uuml;rk devletinin kurulması amacıyla yaptıkları &ccedil;alışmalara Erzurum ve Sivas kongrelerinde hukuki bir temel kazandırmışlar ve hareketin &quot;Hakimiyet Milletindir&quot; ilkesine bağlanması i&ccedil;in , yabancı kuvvetlerin bulunmadığı Anadolu topraklarında T&uuml;rk halkının yeniden se&ccedil;eceği bir meclisin &ccedil;alışmaya başlamasını &ouml;ng&ouml;rm&uuml;şlerdir. Mayıs 1919'dan Nisan 1920'ye kadar s&uuml;ren d&ouml;nemde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları &ouml;nce Sivas Kongresi'nin b&uuml;t&uuml;n yetki ve g&ouml;revlerini &uuml;zerinde toplayan &quot;Heyet-i Temsiliye&q]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=324 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Şirket-i Hayriye ]]></title>
<description><![CDATA[ &Uuml;sk&uuml;dar ve Boğazi&ccedil;i halkını İstanbul'a taşıyan eski vapur işletmeciliğine verilen ad.  Bu işletmecilik sayesinde Boğazi&ccedil;i yalıları arasında dostluklar kurulmuş, birbirinden uzak semtler arasında bağlantı sağlanmıştır. 1850 yılında resmen kurulan Şirket-i Hayriye'nin sermayesi, her biri &uuml;&ccedil;er bin kuruş olan 2000 hisseye b&ouml;l&uuml;nm&uuml;şt&uuml;. 100 hisse alan Sultan Abd&uuml;lmecid'in emriyle b&uuml;t&uuml;n devlet ileri gelenleri, zamanın zenginleri, şirketten hisse senedi aldılar. Mustafa Reşid Paşa şirketin bir halk şirketi olmasını istediğinden, idaresi altı yıl s&uuml;reyle Antuvan Kalcıyan ve Agop Bilezikciyan adında iki t&uuml]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=323 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Şeyhülislam ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda, sadrazamdan sonra gelen ikinci b&uuml;y&uuml;k g&ouml;revli.  Bu m&uuml;essese, bu adla XV. y&uuml;zyılın başlarında kurulmuştur. Bu tarihte, imparatorluğun en b&uuml;y&uuml;k m&uuml;ft&uuml;s&uuml;ne şeyh&uuml;lislam denmiştir.  1453'ten itibaren İstanbul M&uuml;ft&uuml;s&uuml;, bu adı taşımaya başlamıştır. Onun i&ccedil;in şeyh&uuml;lislamlara sonraları da m&uuml;fti efendi ve m&uuml;fti'l-enam denmiştir.  Şeyh&uuml;lislamın y&uuml;ksek g&ouml;revi, fetva vermekti. İcrada, adalet ve eğitim kuruluşlarının başında bulunan ise, kazaskerdi. Protokolde kazasker, şeyh&uuml;lislamdan &ouml;nce geliyordu. Şeyh&uuml;lislamın kazaskerden &ouml;nce]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=322 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Rüus ]]></title>
<description><![CDATA[ Vezir, beylerbeyi tımar ve zeamet sahipleri dışında, diğer devlet işleri ile g&ouml;revli Hazine ve Evkaftan maaş alan devlet memurlarının tayin kağıdı i&ccedil;in kullanılır.  Bunlar Divan-ı h&uuml;mayun r&uuml;us kaleminde bulunan r&uuml;us defteri adlı deftere kaydedilirdi. R&uuml;uslar genellikle &uuml;&ccedil; gruptur. 1-R&uuml;us kalemi r&uuml;usları: Şeyh&uuml;lislam ile İstanbul, Ey&uuml;p, Galata, &Uuml;sk&uuml;dar kadılarının, Bab&uuml;ssaade ağası ile Yeni Saray ağası ve Enderun serkilercisi y&ouml;netiminde olan g&ouml;rev sahiplerinin, Anadolu'daki vakıfa ait hizmetlilerin ve kale muhafızlarının r&uuml;uslarına denirdi. 2-Ordu r&uuml;usları: Sadrazam y&o]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=321 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Ruznameci ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde, devletin gelir ve giderlerinin g&uuml;nl&uuml;k kayıt işleriyle g&ouml;revli Ruzname kaleminin sorumlusu.  Baş defterdarlığa bağlı olan ve Mizan adı ile de anılan bu b&uuml;ro hakkında ilk yazılı belge Fatih Kanunnamesi'dir. Buna g&ouml;re, Ruznameci, hacegan-ı divan-ı h&uuml;mayundan olup, merasimlere katılmak hakkına ve padişahın elini &ouml;pmek şerefine layık memurlardandır. Yeni&ccedil;eri Katibi'nin altında Mukabeleci'nin de &uuml;st&uuml;nde yer alırdı. Divan'da uzun yenli &uuml;stl&uuml;k giyer ve ikinci kubbe altında Defterdar'ın arkasında, halı &uuml;zerinde otururdu. XVI. y&uuml;zyılın ikinci yarısında emrindeki 10 katip ve şagirdle Ruzname kalemini]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=320 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Rusçuk Yaranı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı tarihinde ilk siyasi ve gizli komiteye verilen ad.  29 Mayıs 1807 g&uuml;n&uuml; Kabak&ccedil;ı Mustafa'nın d&uuml;zenlediği ayaklanma sonunda tahttan indirilen Sultan III. Selim'i tekrar tahta ge&ccedil;irmek ve dağıtılan Nizam-ı Cedid'i yeniden kurmak maksadıyla Rus&ccedil;uk'ta Tuna seraskeri Alemdar Mustafa Paşa'nın &ccedil;evresinde meydana getirilen gizli derneğe bu ad verilmiştir. Nizam-ı Cedid taraftarlarının ileri gelenleri Kabak&ccedil;ı Mustafa ayaklanmasında &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş olduklarından bu gizli dernek, ikinci derecedeki mensupları tarafından meydana getirilmiştir. Bu kuruluş başta Silistre valisi ve Tuna seraskeri Rus&ccedil;uklu Alemdar Mustaf]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=319 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Rumeli Hisarı ]]></title>
<description><![CDATA[ İstanbul'da, Boğazi&ccedil;i'nde, Avrupa yakasında bulunan bir hisar.  Fatih'in İstanbul kuşatması i&ccedil;in bir &ouml;n tedbir olarak yaptırdığı bu hisar, Yenihisar, Yenice Hisar, Boğazkesen Hisarı, Yeni Kale, G&uuml;zel Hisar, Başkesen Hisarı gibi adlar da almıştır. Daha &ouml;nce Yıldırım Bayezid'in Anadolu yakasında yaptırdığı hisarın (Ak&ccedil;a Hisarı, G&uuml;zelce Hisar, Yeni Kale, Anadolu Hisarı) tam karşısında, Boğaz'ın en dar yerinde yapılan Rumeli Hisarı'nın yeri daha &ouml;nce Hamaiyon diye anılıyordu. Fatih, Bizans'a Karadeniz yolu ile gelecek her hangi bir yardımı engellemek i&ccedil;in bu hisarı yaptırmaya giriştiğinde Bizans İmparatoru buna tepki g&ouml;stermişt]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=318 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Rumeli Beylerbeyliği ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı devlet teşkilatında Balkanlar'daki Osmanlı topraklarının y&ouml;netiminden sorumlu beylerbeyilik.  Osmanlı Devleti'nin ilk d&ouml;neminde 1361 tarihinde I. Murad (H&uuml;davendigar) tarafından kurulmuştur. Ger&ccedil;i Rumeli'nin ilk fatihi S&uuml;leyman Paşa da Orhan Gazi'nin beylerbeyisi durumunda idi ise de I. Murad (H&uuml;davendigar) Edirne'yi fethedip Bursa'ya d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;nde lalası Şahin Bey'i orta uca getirip kendisine Rumeli Beylerbeyi unvanını vermekle, yeni bir askeri- idari y&ouml;netim bi&ccedil;imi meydana getirmişti. Rumeli Beylerbeyliği, Anadolu ve &ouml;teki beylerbeyilikler meydana geldikten sonra da &ouml;zel durumunu uzun yıllar korumuştur.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=317 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Riyale ]]></title>
<description><![CDATA[ Amiral i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir.   &quot;Patrona&quot;dan sonra gelir ve gemisine &quot;Riyale-i H&uuml;mayun&quot; denilirdi. Riyale, forsunu gemisinin baştan &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; direğine (mizana) takardı.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=316 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Reisülküttab ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde dışişleri ve yazışma ile ilgili g&ouml;revlilerin amiri.  Dışişleri ile bizzat padişah ve Divan-ı H&uuml;mayun meşgul olurdu. Dışişlerinin daha &ccedil;ok teknik tarafı, 1453'ten 1650'ye kadar Nişancı'ya, bu tarihten sonra da reis&uuml;lk&uuml;ttaba aittir. 1650'ye kadar reis&uuml;lk&uuml;ttab, dışişleri genel sekreteri veya m&uuml;steşarı yerindeydi. 1650'den sonra Beylik&ccedil;i denen y&uuml;ksek g&ouml;revli, dışişleri genel sekreteridir. 120 katip ve g&ouml;revliden oluşan bir b&uuml;ro, beylik&ccedil;inin emrindeydi. Ayrıca yabancı dil i&ccedil;in pek &ccedil;ok terc&uuml;manlar kullanılırdı.  1836'da reis&uuml;lk&uuml;ttaba &quot;Hariciye nazırı&q]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=315 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Reaya ]]></title>
<description><![CDATA[ Bir h&uuml;k&uuml;mdarın idaresi altında vergi veren halk i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir.  Genellikle yetiştirdiği ve &uuml;rettiği mallardan vergi &ouml;deyen k&ouml;yl&uuml;ler i&ccedil;in kullanılır. B&ouml;ylece, toplum tabakalarından k&ouml;le ve esirlerin &uuml;st&uuml;nde, şehirli esnaf ve t&uuml;ccarların altındaki, tarımla uğraşan halk topluluğu demektir. Osmanlı Devleti'nde ise bu deyim zamanla &ouml;zelleşerek M&uuml;sl&uuml;man olmayan tebaaya tahsis edilmiştir. Reaya hukukunun d&uuml;zenlenmesi Hz. Peygamber'in ehl-i zimmete verdiği ahidnamelerle başlar. Fetih yıllarında İslam ordularının kumandanları ile d&ouml;rt halife, Hz. Peygamber'in yolunda giderek yeni a&]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=314 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İkindi Divanı ]]></title>
<description><![CDATA[ Tanzimat'tan &ouml;nceki d&ouml;nemlerde, sadrazamların konaklarında yaptıkları divan i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir. Divan, ikindi namazından sonra toplandığı i&ccedil;in bu ad verilmiştir. Divan-ı H&uuml;mayun belli g&uuml;nlerde toplandığı zaman sadrazamlar, bitirilemeyen veya arza gerek g&ouml;r&uuml;lmeyen işleri konaklarında Salı ve Perşembe g&uuml;nleri haricinde hallederlerdi. Sadrazam Divan'da dava dinler ve diğer konular ile mevsimine g&ouml;re hava kararana kadar meşgul olurdu. Karara bağlanacak konuları tezkireciler okurlardı. İkindi Divanı'nda T&uuml;rk&ccedil;e bilmeyenlere yardımcı olmak &uuml;zere terc&uuml;manlar da bulunurdu. Davacılar isteklerinin halli i&ccedil;in sı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=313 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mütesellim ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda taşra g&ouml;revlerine beylerbeyi, sancakbeyi, muhafız vs. olarak tayin edilen vezir veya beylerin g&ouml;revlerini teslim almak &uuml;zere, kendi hareketlerinden &ouml;nce g&ouml;nderdiği memur, vali vekili. M&uuml;tesellim doğrudan doğruya, teslim alacağı g&ouml;reve tayin edilen tarafından vazifelendirilir ve s&ouml;z konusu g&ouml;revi asıl sorumlu ve yetkili adına halefinden devralırdı. Bir &ccedil;eşit vekil olan m&uuml;tesellimlerin memuriyetleri h&uuml;kumet merkezinde tasdik olunurdu. Bunların azil ve tayinleri, sicilleri ile ilgili defterler reis&uuml;lk&uuml;ttab kaleminde işlem g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. XVII. y&uuml;zyıldan itibaren mazul vezirler v]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=312 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Müsadere ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı vezirleri ile devlet adamlarının ve tanınmış zengin kişilerin ecelleriyle &ouml;ld&uuml;klerinde veya herhangi bir sebeble idam edildiklerinde bazen de sağlıklarında mallarına h&uuml;kumet tarafından el konulması.  Osmanlı Devleti'nde malları ilk m&uuml;sadere olanlar Candarlı Halil Paşa ile Yakup ve Mehmed paşalardır. Bu ceza, b&uuml;y&uuml;k bir su&ccedil; sonucu uygulanırdı. Ancak zamanla bu sistem bozulmuş, sırf paraları i&ccedil;in değerli adamlar katlolunmuş ve mallarına el konulmuştur. II. Mustafa savaşların devamı i&ccedil;in zenginlerin mallarını m&uuml;sadere ettirmiştir. Devlet merkezindeki bu durum taşradaki b&uuml;y&uuml;k memurlara, beylerbeyilere cesa]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=311 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Müneccimbaşı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti Saray teşkilatının ilmiyye sınıfından yıldızlar ilmiyle uğraşan ve buna g&ouml;re gelecekten haber veren m&uuml;neccimlerin amiri i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir. Osmanlılar d&ouml;neminde &quot;İlm-i n&uuml;cum&quot; denilen yıldız ilmiyle uğraşanlar ulema adını taşıyan din alimleri idi. Bu sebeple m&uuml;neccimbaşılar bunlardan se&ccedil;ilirdi. Osmanlı Tarihi'nde padişah c&uuml;lusu, doğum, savaş ilanı, ordunun hareketi, sadrazamlara m&uuml;h&uuml;r verilmesi, denize gemi indirilmesi, sultan d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; gibi durumlarda M&uuml;neccimbaşıları tarafından yıldızların uygun zamanları tespit ve buna g&ouml;re hareket edilirdi; Bu sebeple Osmanlıla]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=310 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mühimme Defteri ]]></title>
<description><![CDATA[ Divan-ı H&uuml;mayun'da tutulan defterlerdir.  B&uuml;t&uuml;n devlet işlerine ait sadır olan h&uuml;k&uuml;m ve fermanlar tarih sırasına g&ouml;re &ouml;zet kayıtları bu defterlere kaydedilirdi. Halen Başbakanlık Devlet Arşivi'nde mevcut 961-1323/1553-1905 yıllarına ait 263 adet m&uuml;himme defteri mevcuttur. 961 yılından &ouml;nceye ait m&uuml;himmelerin de bulunması gerekir. Nitekim şer'iyye sicillerinde yapılan araştırmalar bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; kuvvetlendirmektedir. 20 numaralı m&uuml;himme defteri mevcut değildir. Arşivde Kepeci Tasnifi'nde Nr. 70, 71, iki defter ile, Topkapı Sarayı'nda Koğuşlar K&uuml;t&uuml;phanesi Nr. 888 tarihi: 950-960/1551-1553 ve Topkapı Sarayı Ar]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=309 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mühendishane-i Berr-i Humayun ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti ordusuna top&ccedil;u ve istihkam subayı yetiştirmek &uuml;zere III. Selim tarafından 1795 yılında İstanbul'da a&ccedil;ılan askeri okul. 1787 Osmanlı-Rus ve 1788 Osmanlı- Avusturya savaşları sonunda Osmanlı ordusunu sevk ve idare eden komutan ve subayların, d&uuml;şman ordusunun komuta heyetine g&ouml;re daha bilgisiz, erlerin de eğitim bakımından daha kifayetsiz oldukları anlaşılmıştı. III. Selim 1792 yılında Hali&ccedil;'te Halıcıoğlu mevkiinde Humbaracı Kışlası'nı inşa ettirdi. Burada Humbaracılar (top&ccedil;ular) ve Lağımcıların (istihkamcılar) yetiştirilmesine başlandı. Okul mahiyetinde olan kışla eğitimlerinde cebir ve geometri gibi dersler okutulmakla birli]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=308 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mühendishane-i Bahri Humayun ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu deniz kuvvetlerine bilgili subay yetirtişmek maksadıyla XVIII. y&uuml;zyılda İstanbul'da a&ccedil;ılmış olan ilk askeri denizcilik okulu. İmparatorluğun giriştiği savaşlarda uğradığı yenilgiler, bilgili subaylara olan ihtiyacı meydana koyduğundan I. Mahmud'un saltanatı zamanında ve 1734 yılında &Uuml;sk&uuml;dar M&uuml;hendishanesi a&ccedil;ılmış fakat bu okul hi&ccedil;bir yeniliği kabul etmeyen, yeni&ccedil;erilerin tepkisi dolayısı ile kapatılmıştı. Daha sonra III. Mustafa zamanında 1765'te okul ikinci defa Hali&ccedil; Karaağacı&rsquo;nda a&ccedil;ılmış ise de, dersleri yarı gizli bir şekilde yapılan bu okul da kısa bir s&uuml;re sonra kapatılmıştır. Cezayirli Gazi]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=307 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mukata'a ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda devlet gelirlerinden biri.  Bir gelirin belirli bir bedel &uuml;zerinden bir emine veya m&uuml;ltezime s&uuml;reli, yıldan yıla veya &ouml;m&uuml;r boyu şartı ile kesilip verilmesi anlamındadır. İster iltizam suretiyle, ister emanet yolu ile tahsil edilen devlet gelirinden her bir kalemden tesbit olunan gelir. Toplamına da Mukata'a denilmiştir. Bu geliri işleyen g&ouml;revliye de Mukata'acı denirdi. Hacegan'dan olan bu g&ouml;revli yanında bulunan katiplerle &ccedil;alışır; katiplerin geliri Piyade kaleminden karşılanırdı. Mukata'acı bu g&ouml;reve hazine katipliğinden terfi ederek gelirdi. G&ouml;reve tayin veya g&ouml;revden alma hakkı baş defterdarındı. Bir Mukat]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=306 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mukaddes Emanetler ]]></title>
<description><![CDATA[ Hazret-i Peygamber'le diğer b&uuml;y&uuml;klere ait eşya ve malzemeler hakkında kullanılır bir tabirdir.   Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim Mısır'ı fethettikten ve &quot;Halife&quot; unvanını aldıktan sonra, Osmanlılarla m&uuml;nasebet kurmayı Mekke Emiri Seyyid Berekat zorunlu ve uygun g&ouml;rm&uuml;ş ve İslamiyet&rsquo;e olan bağlılık ve hizmetleri dolayısıyla bir hatıra olarak emaret hazinesi saklı bulunan &quot;Emanat-ı M&uuml;-bareke&quot;nin &ouml;nemli bir kısmını oğlu (Şerif Ebu Nemi) ile Yavuz'a g&ouml;ndermiştir. Bu mukaddes eşyayı alan Sultan Selim pek &ccedil;ok memnun olarak kendisine &quot;S&uuml;rre&quot; g&ouml;ndermek suretiyle karşılık verdiği gibi emanetin muhaf]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=305 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Muhzır Ağa ]]></title>
<description><![CDATA[ Yeni&ccedil;eri Ocağı'nda, odası olmayan b&ouml;l&uuml;k kumandanı hakkında kullanılan deyimdir.  G&ouml;revi, sadrazam kapısında bulunarak, gerek sadrazam divanında, gerekse Divan-ı H&uuml;mayun'da Yeni&ccedil;eri Ocağı'na ait işleri takip etmek ve sadrazamın muhafızlığını yapmaktır. Divan-ı H&uuml;mayun'dan yazılan yazılar, Yeni&ccedil;eri Ağası'na Muhzır Ağa vasıtasıyla iletilirdi. Ayrıca yeni&ccedil;erilerden davası olanları, sadrazamla g&ouml;r&uuml;şt&uuml;r&uuml;rd&uuml;. Yeni&ccedil;eri Ocağı'ndaki uygunsuz davranışları g&ouml;r&uuml;lenleri, cezalandırır ve Başkapı keth&uuml;dası emrindeki altmış yeni&ccedil;eri vasıtasıyle, gerekli g&ouml;rd&uuml;klerini falakaya yatırırdı. On ak&c]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=304 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Muhbir ]]></title>
<description><![CDATA[ 1 Ocak 1867'de &ccedil;ıkmaya başlayan siyasi bir gazetedir.   Haftada &uuml;&ccedil; defa, 4 sayfa olarak &ccedil;ıkan bu gazete, Diyarbakırlı Filip Efendi tarafından kurulmuştur. Muhbir, ilk sayısından başlayarak, i&ccedil; meseleler hakkında halkı aydınlatmıştır. Bu meseleler arasında Girit meselesi &ouml;nemli bir yer tutar. Her sayısında Girid meselesinin aldığı şekil dikkatle izlenmiş, Girid Hıristiyanları tarafından ağır tecav&uuml;zlere uğrayan M&uuml;sl&uuml;manlara maddi yardım yapılması da Muhbir tarafından sağlanmıştır. Gazete, Girid M&uuml;sl&uuml;manlarına yardım i&ccedil;in &ouml;zel bir sayı (28. sayı) da &ccedil;ıkarmıştır. Bu sayıdan elde edilen parayı gazetenin sahibi Fili]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=303 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Muhassıl ]]></title>
<description><![CDATA[ Arap&ccedil;a &quot;derleyen, toplayan, elde eden&quot; anlamında bir s&ouml;zd&uuml;r.   Genel olarak vergileri tahsil eden memur karşılığı olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti&rsquo;nde muhassıl unvanı ve yetkileri zaman zaman değişmiştir. Devlet genişleyip bir imparatorluk halini aldığı vakit, salyane ve mukataa usullerine g&ouml;re gelirleri toplanan Şam, Bağdad, Trablus-Şam, Sayda gibi eyaletlere g&ouml;nderilen tahsil memurları Muhassıl-ı Emval unvanı altında bu g&ouml;revi yapmakta idiler. İran ve Avusturya savaşlarının sebep olduğu para a&ccedil;ığı sonunda XVII. y&uuml;zyılın başından itibaren tımar ve zeametlerin tadil edilerek malikane haline konması &uuml;zerine Anadolu'da Aydı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=302 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Muharrem Kararnamesi ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nin D&uuml;yun-u Umumiye dairesiyle yaptığı mali anlaşmalardan biri i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir.   &quot;Tevhid-i D&uuml;yun Kararnamesi&quot; de denilirdi. Bu anlaşma Muharrem ayında yapıldığı i&ccedil;in bu adı almıştır.  XX. y&uuml;zyıl başlarında Osmanlı İmparatorluğu her konuda olduğu gibi mali konularda da zayıf d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Daha &ouml;nce &ouml;denmemiş bor&ccedil;ların birleştirilmesi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;ş ve Reşad Paşa'nın Maliye nazırlığı, Halil Rifat Paşa'nın sadareti d&ouml;neminde 1901'de giderilmek işine girişilmiştir. Sadrazamın &ouml;l&uuml;m&uuml; &uuml;zerine yerine ge&ccedil;en Said Paşa bu işe daha ciddiyet kazandırmışsa da anc]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=301 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Misak-ı Milli ]]></title>
<description><![CDATA[ Son Osmanlı Meclisi&rsquo;nin aldığı karar.   Madde 1.  Mondros Ateşkes Antlaşması&rsquo;nın imzalandığı tarihte (30 Ekim 1918), d&uuml;şman işgali altında bulunan Arap topraklarının geleceği, b&ouml;lge halkının vereceği karara g&ouml;re belirlenecektir. Madde 2.  Halkın oyu ile anavatana katılmış olan, &uuml;&ccedil; sancakta (Kars, Ardahan, Artvin (Batum)) gerekirse tekrar halk oyuna başvurulacaktır.  Madde 3.  Batı Trakya&rsquo;nın durumu, b&ouml;lge halkının &ouml;zg&uuml;rce yapacağı se&ccedil;ime g&ouml;re belirlenecektir.  Madde 4.  İstanbul şehri, Marmara Denizi ve Boğazların g&uuml;venliği sağlandıktan sonra boğazlar d&uuml;nya ticaretine a&ccedil;ılacaktır.  Madde 5.  Komşu &uuml]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=300 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Meşrutiyet II ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Temmuz 1908 tarihinden başlayarak, İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin kendini feshederek Tecedd&uuml;d Fırkası'na d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; 21 Aralık 1918 tarihine kadar s&uuml;ren ve devlet y&ouml;netimini Batılı anlamda d&uuml;zenlenme d&ouml;nemine verilen ad. J&ouml;n T&uuml;rkler'in, II. Abd&uuml;lhamid mutlakiyetine karşı yurt i&ccedil;inde ve yurt dışında s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;kleri yoğun muhalefet, 20 Temmuz 1908 tarihinde Rumeli'de sonu&ccedil;larını vermeye başladı. İngiltere Kralı ile Rusya &Ccedil;arı'nın Reval buluşması &uuml;zerine harekete ge&ccedil;en İttihad ve Terakki Cemiyeti &uuml;yesi subaylar, Rumeli'de Meşrutiyet'i ilan ettiler. Saraya &c]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=299 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Meşrutiyet I ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda, 23 Aralık 1876-13 Şubat 1878 tarihleri arasındaki, anayasalı y&ouml;netim d&ouml;nemine verilen ad.   Osmanlı Devleti, g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e k&ouml;t&uuml;ye giden durumu d&uuml;zeltebilmenin telaşını yaşamaya başlamıştı . Gerek i&ccedil;, gerekse dış şartlar y&ouml;neticileri sıkıştırmaktaydı. Artık devletin varlığı, yabancı devletler arasındaki nazik dengeye bağlanmıştı. Bu arada batılı &uuml;lkeler burjuva demokratik devriminin getirdiği yeni yapı i&ccedil;erisinde kanuni ve akılcı bir idareye sahip olabilmenin sonu&ccedil;larını yaşamaktaydılar. Mustafa Fazıl Paşa'nın desteğiyle Paris'e giden, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin tanınmış &uuml;yeleri burada]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=298 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Medrese ]]></title>
<description><![CDATA[ Medrese ders &ccedil;alışılan, ders okunan yer olup, sonraları genellikle camilerle birlikte bulunan tahsil m&uuml;essesesi ve son olarak, b&uuml;t&uuml;n dereceleri ile Dar&uuml;'l-f&uuml;-nun (&Uuml;niversite) yerinde kullanılmıştır. İslam'da ilk medreseyi yapanın Nizam&uuml;'l-m&uuml;lk ve ilk medresenin  &quot;Medrese-i Nizamiye&quot; olduğu s&ouml;ylenirse de, İslam aleminde ilk defa medrese yaptıran Nişabur hakimi Emir Nasr b. Seb&uuml;ktekin'dir. Nişabur'da Medrese-i Nasıri'yi yaptırmıştır (1033). Osmanlıların ilk devirlerinde medreseden başka okullar da vardı. Bu okullar genellikle camilere bitişik yapılır veya cami odalarından biri okul olarak kullanılırdı.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=297 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye ]]></title>
<description><![CDATA[ II. Mahmud d&ouml;neminde ıslahat hareketlerinin gerektirdiği yeni nizamnameleri hazırlamak, memurların muhakemesiyle meşgul olmak, gerek g&ouml;r&uuml;len devlet işlerinde oy vermek &uuml;zere 1837 yılında kurulan meclisin adıdır. Tanzimat'tan sonra işlerin &ccedil;oğalması sebebiyle &quot;Meclis-i Ali-i Tanzimat&quot; ve &quot;Meclis-i Ahkam-ı Adliye&quot; birleştirilerek yine &quot;Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye&quot; adı altında bir meclis oluşturulmuş ve bu meclis idare, tanzimat, adliye adlarıyla &uuml;&ccedil; kısma ayrılmıştır. İdare kısmı m&uuml;lki ve mali işlerle, tanzimat kısmı kanun ve nizamnamelerin tedkik ve d&uuml;zenlenmesiyle, adliye kısmı da bazı davalarla meşgul olmuştur]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=296 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Pontus Rum Cemiyeti ]]></title>
<description><![CDATA[ Karadeniz kıyısında yaşayan Rumlar tarafından Kurtuluş Savaşı &ouml;ncesinde kurulan ve b&ouml;lgede bağımsız bir devlet olmayı ama&ccedil;layan bir cemiyet.  Cemiyet adını eski &ccedil;ağlarda bu b&ouml;lgede kurulan ve M.&Ouml; . 64 yılında Roma imparatoru Pompe tarafından ortadan kaldırılan krallıktan almıştır. Bu krallık aslında İranlılar tarafından kurulduğu halde, sonradan Helenistik bir karakter g&ouml;stermiş ve Roma'da Hıristiyanlığın resmi din kabul edilmesinden sonra, Roma tabiiyeti altında bulunan b&ouml;lge halkı da Hıristiyanlaşmıştır. Fatih d&ouml;neminde bu b&ouml;lgede, 1204'de Aleks Kommen'in kurduğu Trabzon Rum İmparatorluğu h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=295 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Paşa Kapısı ]]></title>
<description><![CDATA[ Tanzimat'tan &ouml;nce sadrazamların bulundukları daireye verilen addır.   Tanzimat'tan sonra buraya &quot;Babıali &quot; denilmiştir. Vezir daireleri i&ccedil;in de bu deyim kullanılmıştır]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=294 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Panslavizm ]]></title>
<description><![CDATA[ Slav halklarını birleştirmeyi ama&ccedil;layan doktrin.  Uzun yıllar Osmanlı ve Avusturya egemenliği altında yaşayan Slavlar (1789 Fransız devriminden sonra) Osmanlı hakimiyetinden kurtularak, bir araya gelmek fikrini savunmaya başladılar. Bu yolda ilk d&uuml;ş&uuml;nceler, Safarik Havlicek, filolog Dobrovsky ve Jan Kollar tarafından ortaya atıldı; &Ccedil;ekler, Slovaklar arasında geniş yankılar uyandırdı. Panslavizm d&uuml;ş&uuml;ncesi birbirinden ayrı iki fikre dayanır.  1-Yabancı bir devletin hakimiyeti altında bulunan Slav topluluklarını bağımsızlığa kavuşturmak;  2-&Ccedil;arl	arın dış siyasetine elverişli bir ortam yaratacak propagandayı s&uuml;rd&uuml;]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=293 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Öşür ]]></title>
<description><![CDATA[ Arap&ccedil;a onda bir demek olan &ouml;şr, hububattan alınan vergi anlamında kullanılmıştır.  Şer'i h&uuml;k&uuml;mlere dayanılarak hububattan onda bir vergi alındığı i&ccedil;in bu tabir meydana gelmiştir. Tanzimat'tan sonra hububattan alınan vergi sekizde bire &ccedil;ıkarılmıştır. &Ouml;şr&uuml;n &ccedil;oğulu Aşar da bu anlamda kullanılmıştır. Şer'i h&uuml;k&uuml;mlere g&ouml;re arazi iki kısma ayrılırdı:  1-Arazi-i &Ouml;şriye  2-Arazi-i Haraciye  Fethedilen toprakların fethedenlere dağıtılması ya da fethedilen b&ouml;lgenin halkının İslam olması halinde b&ouml;lgenin halka bırakılması durumunda arazi, arazi-i &ouml;şriye; fethedilen toprakların d]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=292 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Osmanlı Bankası ]]></title>
<description><![CDATA[ 1863 yılında Bank-ı Osmani-i Şahane adı ile ve İngiliz- Fransız sermayedarları tarafından kurulan banka.  Osmanlı İmparatorluğu dışındaki adı Ottoman Bank'tır. &Ouml;nce merkezi İstanbul'da olan bir Osmanlı ticaret şirketi h&uuml;viyetindeydi. Daha sonra banknot &ccedil;ıkarmak yetkisini kazanarak bir devlet bankası oldu. İmzalanan ilk imtiyazname ile 30 yıl olarak tespit edilen imtiyaz m&uuml;ddeti, 1875 yılında 20 yıl, 1895 yılında da 12 yıl ilavesi ile 1925 yılına kadar uzatıldı. Cumhuriyet d&ouml;neminde ise 1924, 1925, 1933 ve 1952 yıllarında kabul edilen kanunlarla bankanın imtiyaz m&uuml;ddeti 1975 yılına kadar uzatılmakla beraber, bu kanunlara istinaden imzalanan imtiyaz s]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=291 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Osmanlı Arşivi ]]></title>
<description><![CDATA[ Hazine-i evrak, mahzen-i evrak. Babıali Hazine-i Evrakı adıyla da anılan Osmanlı Devleti'ni ilgilendiren her t&uuml;r yazılı belgenin bulunduğu yer.  Osmanlı Devletinde, Sel&ccedil;uklular ve diğer M&uuml;sl&uuml;man-T&uuml;rk devletlerinden gelen eski bir devlet geleneğine g&ouml;re, daha ilk d&ouml;nemlerden itibaren arşiv fikri mevcuttu. Devlet işlemlerine ait belgeler ve defterler &ouml;nem derecesine bakılmaksızın muhafaza ediliyordu. Bunları koruyan g&ouml;revliler ve bunların saklandığı mahzenler vardı. Bursa ve Edirne'de ilk arşivler mevcuttu. İstanbul'un fethinden sonra ilk arşiv Yedikule'de idi. Topkapı Sarayı'nın inşasından sonra Divan-ı h&uuml;mayunun yanında yer aldı.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=290 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Nişancı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde Divan-ı H&uuml;mayun'un &ouml;nemli g&ouml;revlilerinden birinin unvanı.  Devlet erkanından ve 6 mansıptan s&ouml;z&uuml; sayılır bir g&ouml;rev olan Nişancılık, teşrifatta veziriazam ve Kubbe vezirlerinden sonra, tayinlerinde r&uuml;tbeleri vezir veya beylerbeyi ise &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sırada, sancakbeyi ise defterdarlardan sonra d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; sırada bir memuriyet olarak sayılmakta idi. Nişancılar, Divan-ı H&uuml;mayun'da sadrazamın sol ilerisinde oturma hakkına sahip olup, Arz g&uuml;nlerinde vezirler ve başdefterdardan sonra huzurda elpen&ccedil;e divan dururlardı. Vezaret hatt-ı h&uuml;mayununun okunuşunda, XVIII. ve XIX. y&uuml;zyıllarda]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=289 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Nakibü'l-Eşraf ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devlet teşkilatında Hz. Peygamber'in soyundan olanların devlet&ccedil;e yapılan &ouml;demeleri, doğum, &ouml;l&uuml;m gibi kayıtları ve sağlanan sosyal hakları dağıtan g&ouml;revli i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir. Bu g&ouml;revli, Bab-ı Meşihat'e bağlı bulunurdu. Nakib Arap&ccedil;a halkın se&ccedil;kini bir topluluğun başı, işlerini g&ouml;ren kişi anlamındadır. Kısaca Peygamber hanedan mensuplarının genel varisi durumunda idi. İslam tarihinde Nakib&uuml;&#65533;l -eşraflık m&uuml;essesesine, ilk olarak Abbasilerde rastlanmaktadır. Halife'den sonra en &ouml;nemli bir manevi makam olan bu g&ouml;reve getirilenler Bağdad'da (Divan-ı Mezalim) Adalet Divanı'na başkanlık e]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=288 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Meclis-i Mebusan ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde ilk defa 1876 Kanun-ı Esasi'sine g&ouml;re kurulan milletvekilleri meclisi.  H&uuml;kumet organlarının kendi yetki ve g&ouml;rev alanları i&ccedil;erisinde &ccedil;alışmasını belirten, kuvvetler ayrılığı ilkesine g&ouml;re; bu g&uuml;&ccedil;ler yasama, yargı ve y&uuml;r&uuml;tme başlıkları altında toplanmıştır. Yasama g&ouml;revini &uuml;stlenen meclisler, 1876 Anayasa'sına g&ouml;re Ayan ve Meclis-i Mebusan adı altında Osmanlı parlamentosunu oluşturmuşlardır. Ayan Meclisi &uuml;yelerini, padişah tayin ederken Meclis-i Mebusan &uuml;yeleri, iki dereceli se&ccedil;im sistemiyle se&ccedil;ilirlerdi.  1876 Kanun-ı Esasi'nin ilk şekli ve kısa s&uuml;ren uygulamasına g&ouml;]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=287 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mecidiye ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Abd&uuml;lmecid zamanında, onun adına basılmış olan altın ve g&uuml;m&uuml;ş sikkelere verilen isimdir.   Genellikle 20 kuruşluk g&uuml;m&uuml;ş paralar bu adla anılır.   Abd&uuml;lmecid tahta &ccedil;ıktıktan sonra, madeni paraların değiştirilmesini istemiş ve gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yeni sikkeler 1844 yılında kullanılmaya başlanmıştır. &Ccedil;ıkarılan mecidiyeler şunlardır: 500 kuruşluk (beşibirlik), 100 kuruşluk (y&uuml;zl&uuml;k), 50 kuruşluk (ellilik). Bunlar altın paralardı. Ayrıca g&uuml;m&uuml;şten 20 kuruşluk (1 mecidiye) ve bunun bozuklukları olarak da 10 kuruşluk (yarım mecidiye), 5 kuruşluk (&ccedil;eyrek mecidiye) basıldı. 1847'de ise 250 kuruşluk altın mec]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=286 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Mecelle ]]></title>
<description><![CDATA[ Ahmed Cevdet Paşa'nın başkanlığı altında bir kurul tarafından, 1869-1876 yılları arasında hazırlanan, fıkıh h&uuml;k&uuml;mleriyle bu konulardaki &ccedil;eşitli i&ccedil;tihadları biraraya getiren medeni kanun. Osmanlı Devleti'nde İslam hukuku y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olduğundan, davalar fıkıh h&uuml;k&uuml;mlerince sonu&ccedil;landırılırdı. Bir mesele hakkında ayrı ayrı fetvalar alınabilmesi, dolayısıyla i&ccedil;tihad birliğinin olmaması halkın adalete olan g&uuml;venini sarsmaktaydı. Ayrıca yabancı devletlerin, Hıristiyan tebaanın medeni kanundan eşit olarak yararlanması i&ccedil;in, Osmanlı Devleti'ne baskısı, yeni bir medeni kanuna olan ihtiyacı k&ouml;r&uuml;klemiştir. Bunun i&]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=285 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Matbaa-i Amire ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlılarda kurulan ilk basımevinin adı.  Zamanla bir&ccedil;ok değişiklikler ge&ccedil;irerek Dar&uuml;'t-tıbbaat&uuml;'l-amire, Karhane-i basma, Matbaa-i Amire, Dar&uuml;'t-tıbbaat&uuml;'l-mamure, Matbaa-i Milli, Matbaa-i Devlet, Devlet Matbaası ve Devlet Basımevi adlarını alan ve kurulduğu tarihten bu yana İstanbul'un &ccedil;eşitli semtlerinde faaliyet g&ouml;steren Osmanlı İmparatorluğu'nun ve T&uuml;rkiye Cumhuriyeti'nin resmi basımevi. İlk defa Dar&uuml;ttibaat&uuml;'l-Amire adıyla kurulan bu matbaadan &ouml;nce, Osmanlılarda bazı matbaalar vardı. Ancak T&uuml;rk ve İslam k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne mahsus eserlerin basılması işini T&uuml;rkiye'de ve b&uuml;t&uuml;n İs]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=284 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Martulos ]]></title>
<description><![CDATA[ Yeni&ccedil;eri Ocağı kurulmadan &ouml;nce Hıristiyanlardan meydana gelen ve ordunun geri hizmetlerinde &ccedil;alışan teşekk&uuml;llerden birinin adıdır. Martulos silahlı anlamına gelen Rumca bir kelimedir.   Martuloslar başlangı&ccedil;ta &ccedil;ok az sayıda idiler. Ancak Trakya, Makedonya ve Teselya'nın fethiyle buraların yollarının ve sarp ge&ccedil;itlerinin asayişinin korunması Martuloslara bırakıldı ve sayıları da arttırıldı. Daha sonra Bosna ve Macaristan'da sınıra yakın kalelerde g&ouml;revlendirildiler. Martulosların b&ouml;l&uuml;k kumandanları ve bir kalede bulunan &ccedil;eşitli b&ouml;l&uuml;klerin de ağası vardı. Martuloslann subayları ve &ouml;zellikle kalelerdeki ağaları M&]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=283 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Maliye Nezareti ]]></title>
<description><![CDATA[ Devletin para işleriyle meşgul olan idarenin unvanı idi.   Başındaki memura &quot;Maliye nazırı&quot; adı verilmiştir. Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan bir s&uuml;re sonra maliye işleri &quot;Defterdar&quot; adını alan bir g&ouml;revlinin sorumluluğuna verilmiş ve maliye işlerine bakan idareye de &quot;Bab-ı Defteri&quot; denilmiştir. Yeni&ccedil;eri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra b&uuml;t&uuml;n devlet işlerinde ıslahat başlatan II. Mahmud zamanında, maliye teşkilatı değiştirilerek &quot;şıkk-ı evvel defterdarı&quot;nın idaresinde, Hazine-i Amire ve ayrı bir defterdar idaresinde de Mansure hazinesi olmak &uuml;zere &uuml;&ccedil;e ayrılmıştır. Bu &uuml;&ccedil;ler idare arasında &ccedil;ı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=282 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Malikane Vergisi ]]></title>
<description><![CDATA[ Yararlıkları g&ouml;r&uuml;len komutanlara, g&ouml;revlilere, memurlara ve diğer emeği ge&ccedil;enlere, m&uuml;lk gibi kullanmak &uuml;zere, kullanılma hakkı devredilen toprak veya &ccedil;iftliklere malikane adı verilmiştir. Bu sebeple Hazine'de vergi kayıtlı yerlerden malikane adıyla ayrılan vergiye, malikane vergisi denilmiştir.   Bu t&uuml;rl&uuml; yerlerin Hazinece vergi olarak yazılan kısmı verildikten sonra artanı malikane sahibine ait olurdu.  Osmanlılarda malikane usul&uuml; 1386'da I. Murad'ın Evranos Bey'e sancak verdiğinde g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bazı farklarla &quot;Mukataa&quot; adı altmda Avrupa'da ve diğer İslam &uuml;lkelerinde de uygulanırdı. Avrupa'daki kumandanl]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=281 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Maarif Nezareti ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde eğitim kuruluşlarını y&ouml;netmek &uuml;zere meydana getirilmiş bir teşkilattır.   Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği (1839) tarihe kadar bu g&ouml;revi Evkaf nezareti y&uuml;r&uuml;tmekteydi. Osmanlılarda eğitimle ilgili kuruluşlar şunlardır: Meclis-i Umur-ı Nafia, Dar-ı Şura-yı Babıali ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye. Bunlardan başka 1838 yılında a&ccedil;ılan r&uuml;ştiye mekteplerinin idaresine bakmak &uuml;zere Mekatib-i R&uuml;ştiye nezareti kuruldu. Daha sonra sıbyan mekteplerini d&uuml;zene koymak, aynı zamanda r&uuml;ştiye mekteplerinin sayısını arttırarak buralarda da &ouml;ğrenimi d&uuml;zene koymak ve bir Dar&uuml;'l-f&uuml;nun a&ccedil;mak amacıyla ge&ccedil;ici b]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=280 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Maarif ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde en &ouml;nemli &ouml;ğretim kurumu medresedir. Medresede yalnız İslam diniyle ilgili bilgiler &ouml;ğretilirdi.   Osmanlı medreselerinin ilki Orhan Bey tarafından yaptırılan İznik Orhani-yesi adlı medresedir (1331). Medreselerin yanında İslam ilimlerini &ouml;ğreten okular da a&ccedil;ılmıştır. Bu okullar sultanlar tarafından yaptırılırsa Sultani, &ouml;zel kişiler tarafından yaptırılırsa hususi adını alırlardı. Sultan Fatih Mehmed tarafından yaptırılan Sahn-ı Seman medreselerinde İslami bilgilerin yanında b&uuml;t&uuml;n bilgiler de okutulmuştur. II. Bayezid ve Sultan Kanuni S&uuml;leyman zamanında kurulan medreselerde din ilimlerinin yanında tıp, matematik coğrafya ve t]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=279 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Islahat Fermanı ]]></title>
<description><![CDATA[ Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı Devleti'nde bir&ccedil;ok ıslahat yapılmış, bazı yeni kanunlar &ccedil;ıkarılmış, bazı &ouml;nemli kanunların da hazırlamasına girişilmişti. Buna rağmen Avrupa devletleri Osmanlı topraklarında yaşayan gayr-ı m&uuml;slim tebaanın durumlarının hen&uuml;z yeterli derecede iyi olmadığı iddiasında idiler. İngiliz el&ccedil;isi bu kanunun &uuml;zerinde &ouml;nemle durmakta ve Babıali'yi yeni ıslahat teşebb&uuml;sleri i&ccedil;in tazyik etmekte idi. Bu sebeple 1855 yılında Avusturya, İngiltere ve Fransa el&ccedil;ileri ile d&ouml;nemin sadrazamı Mehmed Emin Ali Paşa ve hariciye nazırı Fuad Paşa arasında &ccedil;eşitli g&ouml;r&uuml;şmeler yapıldı. Bu g&ouml;r&u]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=278 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İkindi Divanı ]]></title>
<description><![CDATA[ Tanzimat'tan &ouml;nceki d&ouml;nemlerde, sadrazamların konaklarında yaptıkları divan i&ccedil;in kullanılan bir deyimdir. Divan, ikindi namazından sonra toplandığı i&ccedil;in bu ad verilmiştir. Divan-ı H&uuml;mayun belli g&uuml;nlerde toplandığı zaman sadrazamlar, bitirilemeyen veya arza gerek g&ouml;r&uuml;lmeyen işleri konaklarında Salı ve Perşembe g&uuml;nleri haricinde hallederlerdi. Sadrazam Divan'da dava dinler ve diğer konular ile mevsimine g&ouml;re hava kararana kadar meşgul olurdu. Karara bağlanacak konuları tezkireciler okurlardı. İkindi Divanı'nda T&uuml;rk&ccedil;e bilmeyenlere yardımcı olmak &uuml;zere terc&uuml;manlar da bulunurdu. Davacılar isteklerinin halli i&ccedil;in sı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=277 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İttihad ve Terakki Cemiyeti ]]></title>
<description><![CDATA[ II. Meşrutiyet d&ouml;neminin &ouml;nemli bir kuruluşudur.  Cemiyet, &quot;İttihad-ı Osmani&quot; adıyla İstanbul Demirkapı'daki (bug&uuml;nk&uuml; Sirkeci), Askeri Tıbbiye mektebinde kuruldu (3 Haziran 1889). Kurucuları, Askeri Tıbbiye &ouml;ğrencilerinden Ohrili İbrahim Temo, Arapgirli Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı İshak Sukuti, Kafkasyalı Mehmet Reşid, Bak&uuml;l&uuml; H&uuml;seyinzade Ali'dir. Cemiyet, &ccedil;eşitli kişi ve kuruluşlarla m&uuml;nasebetleri sonucu, kısa zamanda &uuml;lke i&ccedil;inde ve dışında şubeler kurarak &ouml;rg&uuml;tlendi. Bu şubelerin en &ouml;nemlisi Paris şubesiydi. Osmanlıca &quot;Meşveret&quot; ve Fransızca &quot;Mechveret Supplement Fran&ccedil;aiş&#65533;]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=276 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İttifak Devletleri ]]></title>
<description><![CDATA[ I.D&uuml;nya Savaşı'nda Almanya, Avusturya, Macaristan devletlerinin oluşturduğu birliğe verilen ad.   Bu birliğe savaştan &ouml;nce İtalya da dahildi; ancak savaş sırasında karşı birlik olan İtilaf devletlerine katılmıştır. Sonradan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan da İttifak devletleri birliği i&ccedil;inde yer aldı.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=275 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İtilaf Devletleri ]]></title>
<description><![CDATA[ I.D&uuml;nya Savaşı'nda İttifak devletlerine karşı bir araya gelen; İngiltere, Fransa ve Rusya'nın oluşturduğu birliğe verilen ad.   Bu birlik i&ccedil;in &quot;D&uuml;vel-i İtilafiye&quot; veya &quot;&Uuml;&ccedil;l&uuml; İttifak&quot; tabirleri de kullanılmıştır.   Birliğe daha sonra Sırbistan, Bel&ccedil;ika, L&uuml;ksemburg, Karadağ, Japonya, İtalya, Portekiz, Romanya, Amerika Birleşik Devletleri, Yunanistan ve Brezilya devletleri de katılmışlardır]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=274 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İstibdat Devri ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Abd&uuml;laziz'in saltanatı zamanında 1870'den itibaren başlayan ve II. Abd&uuml;lhamid'in padişahlığı s&uuml;resince devam eden mutlakiyet rejiminin adıdır. II. Abd&uuml;lhamid devrinde &quot;istibdat&quot; adı verilen şahsi y&ouml;netim, Meclis-i Mebusan'ın s&uuml;resiz kapatıldığı 13 Şubat 1878'den II. Meşrutiyet'in ilanına yani 23 Temmuz 1908'e kadar devam etti. 30 yıl 5 ay 9 g&uuml;n devam eden bu zaman i&ccedil;erisinde II. Abd&uuml;lhamid, siyasi ve kanuni hakları kaldırmak i&ccedil;in yeni kanun &ccedil;ıkarılması teşebb&uuml;s&uuml;nde bulunmadığı gibi, bu hakları koruyan kanunların da y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırılması i&ccedil;in teşebb&uuml;ste bulunmadı. Buna rağmen]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=273 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İstanbul Tersanesi ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Fatih Mehmed d&ouml;neminde İstanbul Hali&ccedil;'te Aynalıkavak semtinde gemi tamirhanesi olarak birka&ccedil; g&ouml;zden başka bir şey yoktu. Sultan Yavuz Selim d&ouml;neminde bu g&ouml;zlerin civarında yeni bir tersane yapılmaya başlandı (1515). Sultan Kanuni S&uuml;leyman zamanında bu g&ouml;zlerin sayısı iki y&uuml;z&uuml; bulmuş, ambar ve mahzenler yaptırılarak m&uuml;kemmel bir tersane v&uuml;cuda getirilmiştir. İstanbul tersanesi Gelibolu'dan sonra yapılan ikinci b&uuml;y&uuml;k Osmanlı tersanesidir. Bu tersanenin gemi inşa edilecek tezgahlarının her birine ellişer bin ak&ccedil;e sarf edilmişti. Osmanlılar İstanbul Tersanesi'nde sadece gemi yapmakla meşgul olmazlardı. Bir do]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=272 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İstanbul Konferansı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'ne, ıslahat hareketlerini kabul ettirmek i&ccedil;in yapılan konferans.   Paris Antlaşması'nı imzalamış olan devletler, Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya ve İtalya ile Osmanlı Devleti 23 Aralıkta Kasımpaşa'daki Bahriye nezareti binasında biraraya geldiler. Konferansta devletler İstanbul el&ccedil;ileri olmak &uuml;zere, ikişer delegeyle temsil edildiler. Osmanlı Devleti'ni Hariciye nazırı Saffet Paşa ve Berlin el&ccedil;isi Ethem Paşa temsil ettiler. Konferans'ın g&uuml;ndemi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;l&uuml;rken, duyulan top sesleri &uuml;zerine, Saffet Paşa ayağa kalkarak &quot;Efendiler duymuş olduğunuz top sesleri, Padişah tarafından Devlet-i aliyye'de tatbikine ger]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=271 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İstanbul Ağası ]]></title>
<description><![CDATA[ Yeni&ccedil;eri Ocağı subaylarındandır.   Asıl vazifesi Acemi oğlanlarının komutanlığıdır. Maiyetinde Rumeli Ağası ve Anadolu Ağası adlı iki yardımcısı vardı. Rumeli ağası Rumeli, Anadolu ağası Anadolu acemilerinin komutanıydı. İstanbul Ağası'nın bir vazifesi de İstanbul'un merkez komutanlığıdır. Diğer vazifeleri saray ile saray mutfağının odununu temin etmekti. Yeni&ccedil;eri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra İstanbul Ağası unvanı Hatap Emini'ne &ccedil;evrildi. İstanbul Ağası'nın vazifeleri de 1826'da İhtisap nazırlarına devredilmiştir.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=270 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Islahat Hareketleri ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı İmparatorluğu'nda III. Selim'in tahta &ccedil;ıkmasıyla birlikte ıslahat hareketleri başlamıştır (1789).   III. Selim d&ouml;neminde ilk defa yabancı &uuml;lkelerde ikamet el&ccedil;ilikleri kurulmuş ve Batı'nın teknik ve medeniyeti, bu el&ccedil;iler vasıtası ile &ouml;ğrenilmiştir. Aynı zamanda bilgili devlet adamı yetiştirme politikası da III. Selim zamanında uygulanmıştır. Ancak III. Selim ıslahat hareketlerini tamamlayamadan tahttan indirilmiş ve yerine II. Mahmud padişah olmuştur. II. Mahmud, usta bir i&ccedil; politikayla devletin başına dert olan Yeni&ccedil;eri Ocağı'nı kaldırmış (1826) ve yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adını alan d&uuml;zenli orduyu kurmuştur. II. Ma]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=269 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Lonca ]]></title>
<description><![CDATA[ İş hayatını d&uuml;zenleyen ve kontrol eden teşkilat.   Genellikle k&uuml;&ccedil;&uuml;k sanayi ve ticaret dallarında &ccedil;alışanların, kendi iş kollarında teşkilatlanmasından meydana gelen Lonca, M.&Ouml;. III. y&uuml;zyılda Akdeniz Medeniyeti &ccedil;evresinde gelişen, ekonomik ve sosyal kalkınmanın bir sonucu olarak meydana geldi. Akdeniz İmparatorluğu olarak da vasıflandırılan Osmanlı Devleti'nde ilk Lonca, f&uuml;t&uuml;vvet ve Ahilik teşkilatlarıyla bağlantılı olarak ortaya &ccedil;ıkmıştır. Başlangı&ccedil;ta, dini ayırıma g&ouml;re M&uuml;sl&uuml;manlar, Hıristiyanlar, Museviler i&ccedil;in ayrı ayrı loncalar vardı. Ancak, Ahiliğin yaygınlaşan dini ve tasavvufi d&uuml;ş&uuml;nces]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=268 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Levend ]]></title>
<description><![CDATA[ Delikanlı, boylu-boslu, yakışıklı, yiğit, &ccedil;evik gibi anlamlara gelen ve &ccedil;oğulu Levendat olan kelime, bir &ccedil;eşit kara ve deniz askerlerini ifade eder. Bunlar, Donanma ve Kara levendleri olmak &uuml;zere ikiye ayrılırlar:  Donanma Levendleri:   Derya Kalemine bağlı Sancaklarda yerli kulu askerlerine verilen addır. Bunlarda Levend-i T&uuml;rki, Levend-i Rumi olmak &uuml;zere ikiye ayrılırlardı. Bu levendler donanma hizmetine İnebahtı Savaşı'ndan sonra girmişlerdir. Derya sancak beylerinin emrinde sefere &ccedil;ıkarlardı. Bunlar tımarlı deniz askeri olup, donanmada yaya askeri olarak kullanılırdı. Kılı&ccedil;, mızrak, uzun namlulu t&uuml;fek ve tabanca taşırlardı. Rum Leven]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=267 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Lala ]]></title>
<description><![CDATA[ Yetiştirici, bakıcı veya eğitici anlamındadır. Osmanlılarda, saray i&ccedil;inde itibarlı olanların, ileri gelenlerin veya varlıklı kişilerin &ccedil;ocuklarını yetiştirmek i&ccedil;in tuttukları, kişiye verilen addır. Geleceğin h&uuml;k&uuml;mdarını yetiştirmek &uuml;zere g&ouml;revlendirilen ve &ccedil;eşitli kabiliyetleri olan bu kişiler, genellikle &quot;Lala&quot; adı altında anılırlardı. Osmanlı Devleti'nde lalalar yetiştirdikleri şehzadenin h&uuml;k&uuml;mdar olması ile n&uuml;fuz kazanmışlardır. Başarısızlığa uğrayan ve hayatını kaybeden şehzadelerin lalaları ise &ouml;l&uuml;mden kurtulabilirlerse de, siyasi hayatlarını kaybetmiş olurlardı. Şehzadeler sancağa &ccedil;ıkarken, emirle]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=266 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Lağımcı Ocağı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı saray teşkilatında Kapıkulu ocaklarından k&ouml;pr&uuml; yapmak veya tamir etmek, d&uuml;şman tarafından yapılmış lağımları etkisiz hale getirmek, kaleleri u&ccedil;urmak veya gedikler meydana getirmek yolları a&ccedil;mak gibi g&ouml;revleri olan teşkilatın adıdır. Ocağın başında bulunan amire lağımcıbaşı denilirdi. Bu teşkilat mensupları g&ouml;revlerini uygulayarak &ouml;ğrenir, bilgilerini arttırırlardı. Bir&ccedil;ok savaşlarda ele ge&ccedil;irilmesi imkansız olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len kaleler, lağımcı ocağından yararlanılarak elde edilmiştir. Ancak diğer ocaklar gibi bu teşkilat da zamanla bozulduğundan 1792'de yeni bir d&uuml;zenleme ile ıslahına &ccedil;alışılmıştır.]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=265 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Islahat Fermanı ]]></title>
<description><![CDATA[ Tanzimat Fermanı ile birlikte Osmanlı Devleti'nde bir&ccedil;ok ıslahat yapılmış, bazı yeni kanunlar &ccedil;ıkarılmış, bazı &ouml;nemli kanunların da hazırlamasına girişilmişti. Buna rağmen Avrupa devletleri Osmanlı topraklarında yaşayan gayr-ı m&uuml;slim tebaanın durumlarının hen&uuml;z yeterli derecede iyi olmadığı iddiasında idiler. İngiliz el&ccedil;isi bu kanunun &uuml;zerinde &ouml;nemle durmakta ve Babıali'yi yeni ıslahat teşebb&uuml;sleri i&ccedil;in tazyik etmekte idi. Bu sebeple 1855 yılında Avusturya, İngiltere ve Fransa el&ccedil;ileri ile d&ouml;nemin sadrazamı Mehmed Emin Ali Paşa ve hariciye nazırı Fuad Paşa arasında &ccedil;eşitli g&ouml;r&uuml;şmeler yapıldı. Bu g&ouml;r&u]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=264 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İrad-ı Cedid Hazinesi ]]></title>
<description><![CDATA[ III. Selim askerlikte k&ouml;kl&uuml; bir yenilik yapmak i&ccedil;in Nizam-ı Cedid'i kurunca, bu yeni askerin masrafını karşılamak &uuml;zere meydana getirdiği bağımsız hazinenin adıdır. İrad-ı Cedid Hazinesi'nin geliri, ayrı bir İrad-ı Cedid Nizamnamesi ile d&uuml;zenlenmiş, bununla diğer devlet gelirlerinin karıştırılmaması ve Hattı-H&uuml;mayun olmadık&ccedil;a bir ak&ccedil;esinin bile harcanmaması emredilmiştir. İrad-ı Cedid Hazinesi'nin korunma ve kayıtlarına &ccedil;ok &ouml;nem verilmiş, idaresi i&ccedil;in Nizam-ı Cedid'in en b&uuml;y&uuml;k amiri, İrad-ı Cedid nazırı olarak g&ouml;revlendirilmiştir. III. Selimin şehid edilmesi &uuml;zerine Nizam-ı Cedid bozulmuş, İrad-]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=263 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İrade ]]></title>
<description><![CDATA[ S&ouml;zl&uuml;k manası dilemek, arzu etmek, meram etmektir.   İrade-i Aliyye:  Sadrazam tarafından verilen emir yerinde kullanılır bir tabirdir. Bu emir yazılı olabileceği gibi şifahi de olurdu. Yazılı olan iradeye işarat-ı aliyye de denirdi. İrade-i Seniyye:  Padişahın bir işin yapılması veya yapılamaması hakkında verdiği emir yerinde kullanılır bir tabirdir. Başlangı&ccedil;ta iradeler şifahi olurdu. Daha sonra Ma-beyn başkatibinin imzasını taşıyan yazılı kağıtlarla bildirilmiştir. İradeler iki &ccedil;eşit olurdu. Ya padişah kendisine sunulan kağıt &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;ncelerini ekler, ya da herhangi bir iş hakkında arzusunu bir kağıt &uuml;zerine yazardı. Tanzimat'ta]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=262 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İmrahor Kasrı ]]></title>
<description><![CDATA[ İstanbul'da Kağıthane deresi kıyısında yapılmış olan kasır.   Bu kasır Lale Devri'nde b&uuml;y&uuml;k bir &uuml;n kazanmış olan Sadabat Sarayı'nın biraz ilerisinde kurulmuştur.  Osmanlılarda, Kağıthane deresinin iki yanındaki d&uuml;zl&uuml;k, yılın bazı aylarında sarayın has ahırındaki atların otlaması i&ccedil;in kullanıldığından, buradaki ahırların yakınında, 1589-1590 yıllarında ilk İmrahor Kasrı'nın yaptırıldığı tahmin edilmektedir. XVIII. y&uuml;zyılda bazı yabancı seyahatnamelerde İmrahor Kasrı'na &quot;B&uuml;y&uuml;k İmrahor Kasrı&quot; denmekte idi. Osmanlı tarihi boyunca bir &ouml;nceki yıkılıp yerine bir başkası yaptırılmak suretiyle İmrahor Kasrı hatırası ve adı yaşa]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=261 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İmrahor ]]></title>
<description><![CDATA[ Has ahırın en b&uuml;y&uuml;k amiri.   Buna &quot;B&uuml;y&uuml;k imrahor&quot; veya &quot;Emir-i ahur-i evvel&quot; de denirdi. Kendisinden sonra gelen amire ise &quot;K&uuml;&ccedil;&uuml;k imrahor&quot; veya &quot;Emir-i ahur-ı sani&quot; denirdi. B&uuml;y&uuml;k imrahor, &ouml;zengi veya rikab ağalarındandı. Istabl-ı amire mensuplarının amiri olduğu gibi has ahıra ait &ccedil;ayır ve korulardan da sorumluydu. Yardımcısı k&uuml;&ccedil;&uuml;k imrahor, arabacıların idaresiyle ve i&ccedil;oğlanlarına verilecek atlarla meşgul olurdu. Has imrahorların ulufelerinden başka arpalık olarak gelirleri de vardı. Bunlar ilk d&ouml;nemlerde tımar derecesinde iken sonraları zeamet derecesine &cc]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=260 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İmaret ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlılar d&ouml;neminde &ccedil;ok yaygınlık kazanmış hayır kurumlarından biridir.   Başlangı&ccedil;ta her t&uuml;rl&uuml; halka a&ccedil;ık kuruluşa imaret denildiği halde sonradan aşevlerine &ouml;zel isim olmuştur. Aşevi demek olan imaret, talebelerin, fakirlerin ve yolcuların bedava yiyip-i&ccedil;melerini sağlayan, onları ve yolcuların hayvanlarını barındıran ve &ccedil;oğu kere zengin hayırseverler tarafından kurulmuş olan sosyal yardımlaşma m&uuml;esseseleridir. Hemen hepsi vakıf olarak kurulmuştur. İslam'da sadaka-ı cariye (kişi &ouml;ld&uuml;kten sonra da onu hayırla yad ettiren g&uuml;zel işinin &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş olması bir&ccedil;ok zengin hayırseverleri, cami, medrese, ha]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=259 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İltizam ]]></title>
<description><![CDATA[ Devlete ait bir m&uuml;lk&uuml;n kefil g&ouml;sterilerek ve belirli bir s&uuml;re i&ccedil;in kiralanmasına iltizam, kiralayana da m&uuml;ltezim denirdi. İltizam devlete ait bir gelirin kesime bağlanmasıdır. Fetih devrinde zapt edilen araziler tahrir defterlerine yazıldıktan sonra belirli isimlerle belirli kimselere verilirdi. Bunların gelirleri &quot;has&quot; ve &quot;tımar&quot; adıyla sipahi, zaim, emin ve vezirlere &quot;arpalık&quot; adıyla sancak beyleri ve kale dizdar ve muhafızlarına, &quot;tahsisat&quot; adıyla vakıf kuruluşlarına ve &quot;hass-ı h&uuml;mayun&quot; adıyla devlete verilirdi. Devletin bu topraklarından alacağı vergi, başlangı&ccedil;ta bizzat devlet tarafın]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=258 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İkbal ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı padişahlarının duraklama ve gerileme devirlerinde, tahta &ccedil;ıktıktan sonra aldıkları hanımlardır.   İkballere hanım, hanımefendi de denirdi. Padişahın genellikle 4 ikbali olurdu. Ancak zaman zaman bu sayı 6'ya kadar &ccedil;ıkmıştır. Bunlar kıdem sırasına g&ouml;re baş ikbal, ikinci ikbal, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ikbal gibi adlar alırlardı. İkballer Tanzimat'a kadar odalık, g&ouml;zde durumunda idiler. Bu tarihten sonra padişahın meşru hanımları oldular. Protokolde hanım sultanlara eşit bir muamele g&ouml;r&uuml;rlerdi. XVIII. y&uuml;zyılın sonlarına doğru ikballer &ouml;nem kazanmış, XIX. y&uuml;zyılda Haremin sayılı kadınları arasında yer almışlardır. İkballer, Kadınefend]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=257 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ İç Oğlanı ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nin gelişme d&ouml;neminde, daha b&uuml;y&uuml;k ve muvazzaf bir ordu teşkil etme ihtiyacı ile birlikte bu orduyu teşkil edecek insan kaynaklarını da tespit etme &ccedil;alışmaları &ouml;nem kazanmıştır. Aşiret kuvvetleri buna yetmediği i&ccedil;in esirlerden faydalanma y&ouml;n&uuml;ne gidildi. İlk defa I. Murad zamanında Acemi Ocağı kurularak savaşlarda alınan esirlerin beşte biri vergi olarak devlet tarafından alınıp bu ocağa yerleştirildi. Bunlar, ocaklarda sınıflarına g&ouml;re eğitilir ve &ccedil;eşitli hizmetlerde kullanılırlardı. Daha sonraları bu ocağa yeni kaynaklar bulmak i&ccedil;in birtakım yeni imkanlar aranmıştır ki, bunların başında devşirmelik gelir]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=256 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Kutsal Yerler Meselesi ]]></title>
<description><![CDATA[ Kud&uuml;s ve &ccedil;evresi İsa'nın doğup b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;, &ccedil;armıha gerilerek &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; ve Hıristiyanlık dininin ilk yayıldığı b&ouml;lge olduğundan, Hıristiyanlar buralara bir&ccedil;ok kilise ve ziyaret yerleri yapmışlardı. Diğer taraftan Kud&uuml;s'&uuml; M&uuml;sl&uuml;manların elinden almak i&ccedil;in yapılan Ha&ccedil;lı seferleri sırasında kurulan Hıristiyan devletlerinin başında bulunmuş olan kralların mezarları da Kud&uuml;s'deydi. Kutsal yerler genel olarak şunlardı: Kamaine Kilisesi, İsa'nın kabri, Meryem'in t&uuml;rbesi ve yanındaki bah&ccedil;e, İsa'nın mezarı sanılan yer ve etrafı, Mağarat&uuml;'l-Mehd, Mağarat&uuml;'l-Reate ve etrafındaki arazi]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=255 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Kuleli Olayı 1859 ]]></title>
<description><![CDATA[ Sultan Abd&uuml;lmecid'i tahttan indirmeye y&ouml;nelik, başarısız ayaklanma ve suikast teşebb&uuml;s&uuml;.  Tertip&ccedil;iler gizli bir dernek kurarak padişaha karşı suikast d&uuml;zenlediler. Teşebb&uuml;sleri &ouml;nceden haber alındığından, hareket başlamadan bastırılmış ve elebaşılar tutuklanarak Kuleli Kışlası'na konulmuştur (13 Eyl&uuml;l 1859). Yargılama ve soruşturma burada yapıldığından olay Kuleli Olayı adıyla tarihe ge&ccedil;miştir. Başbakanlık Arşivi'nde bulunan belgelere g&ouml;re, olay ş&ouml;yle gelişmiştir: Derneğin başkanı, S&uuml;leymaniyeli Şeyh Ahmed'dir. Diğer &uuml;yeler Ferik H&uuml;seyin Daim Paşa, Arnavut Caferdem Paşa, Tophane katiplerinden Arif Bey, binbaşı Ras]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=254 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Kul Kethüdası ]]></title>
<description><![CDATA[ Yeni&ccedil;eri Ocağı'nın en y&uuml;ksek r&uuml;tbeli subaylarından birinin unvanı idi.   &quot;Ocak Keth&uuml;dası&quot;, &quot;Keth&uuml;da Bey&quot; de denilirdi. Yeni&ccedil;eri Ağası ile Sekbanbaşıdan sonra gelen Kul Keth&uuml;dası, aynı zamanda Ağa'nın yardımcısı durumunda idi. Daha sonra Sekbanbaşıdan fazla bir itibar kazanmış ve tamamıyla Yeni&ccedil;eri Ağası'nın yardımcısı olmuştur. Kul Keth&uuml;dası, mutlaka ocaktan yetişir ve sırasıyla kademe kademe y&uuml;kselerek bu mevkiye gelirdi. Bu sebeple Keth&uuml;dalar ocağın usul ve kaidelerini &ccedil;ok iyi bilirlerdi. Yeni&ccedil;eri ağaları ocak dışından da se&ccedil;ildikleri ve bu gibilerin ocak nizamlarını bilemeyecekleri i&cced]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=253 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Kubbe Vezirleri ]]></title>
<description><![CDATA[ Topkapı Sarayı'nda &quot;Kubbe altı&quot; diye anılan ve burada toplanan vezirlere verilen addır.   Bunlara &quot;kubbe altı vezirleri&quot; de denilirdi. Osmanlılarda &ouml;nceleri bir vezir vardı. Sonra ikiye, &uuml;&ccedil;e, beşe &ccedil;ıkarılmış ve sonra bu sayı daha da artmıştır. Kubbe vezirleri ikinci vezir demek olan &quot;vezir-i sani&quot;, sonra sırasıyla &quot;vezir-i salis&quot;, &quot;vezir-i rabi&quot;, &quot;vezir-i hamis&quot; şeklinde anılırlardı. Beşinci vezire &quot;k&uuml;&ccedil;&uuml;k vezir&quot; de denilirdi. Vezirler &ccedil;oğalınca birinci vezir yerinde olana &quot;vezir-i azam&quot; denilmeye başlandı. Vezir-i sani, vezir-i azamdan sonra geliyor, diğerleri de sı]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=252 ]]></link></item><item><title><![CDATA[ Köprülüler Devri ]]></title>
<description><![CDATA[ Osmanlı Devleti'nde g&ouml;rev almış vezir ailesi.   K&ouml;pr&uuml;l&uuml;ler devri, K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Mehmed Paşa'nın sadrazam olmasıyla başlar. K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinde hi&ccedil;bir sadrazamın padişahtan istemeye cesaret edemediği yetkileri istemiştir. Bu yetkiler, yaptıklarına asla karışılmaması, hakkında yapılan şikayetlere &ouml;nem verilmemesi, devlet memuriyetlerinde yapacağı tayinlere ve azillere karışılmamasıydı. Saltanat naibesi Turhan Valide Sultan, Mehmed Paşa'nın b&uuml;t&uuml;n bu isteklerini kabul etti ve 15 Eyl&uuml;l 1656'da 78 yaşındaki Mehmed Paşa'ya m&uuml;hr-i h&uuml;mayun verildi. Bu şekilde II. Viyana kuşatmasına kadar 27 yıl devam e]]></description><pubDate><![CDATA[ 14.03.2012 ]]></pubDate><link><![CDATA[ http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=251 ]]></link></item></channel></rss>
