konular banner

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar   M. Kemal Atatürk

  Ana Menü  
Türk Kurtuluş Savaşı

Batı Cephesi

Gediz Saldırısı

I.İnönü Savaşı

II.İnönü Savaşı

Kütahya-Eskişehir Savaşları

Sakarya Meydan Savaşı

Büyük Taarruza Hazırlık

Büyük Taarruz

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web
  Konular  
Doğu Cephesi

Güney Cephesi

Batı Cephesi

Ayaklanmalar

Antlaşmalar

Kuvva-i Milliye

Kronoloji

 

E-Tarih.org
farkedermi@Web

E-Tarih.org


 
 
06 Kasım 2007 14:52
e-Posta   Yazdır

 
Batı Cephesi
Batı Cephesi

Efendiler,1919 Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkesi'ni imzalayarak savaştan yenik çıkmıştı. Ateşkesin hükümlerine göre Türk ordusunun silah ve cephanesi elinden alınıyor, tüm askeri kuvveti, jandarma da dahil olmak üzere 50.000 ile sınırlanıyordu. Bu durum karşısında Osmanlı Genelkurmayı ordusunun kadrolarını yeniden düzenlemek zorunda idi. İtilaf Devletleri'nin yetkilileriyle anlaşan Genelkurmay orduyu 9 Kolordu ve 20 Tümen halinde örgütlemeyi kabul ettirdi. Ateşkes'te birlik sayısı değil, insan sayısı sınırlandırılmıştı. Osmanlı Genelkurmayı bu boşluktan yararlanarak, insan sayısı az, fakat ileride mevcutlarının arttırılması ile büyüyebilecek bir iskelet kurmayı tercih etti. Böylece çok sayıda subay birliklerinin başında bulunabilecek, er sayısı çok az olmakla beraber, ordunun iskeleti bulunduğu için,gerekirse er sayısı arttırılabilecekti. 16 Mart 1920'de İstanbul'un resmen işgali üzerine Ankara'da B.M.M.'nin açılması ve Türk Devleti'nin Genelkurmayı'nın kurulmasıyla bu çalışmaların önemi kalmamakla beraber, Osmanlı Genelkurmayı'nın az mevcutlu da olsa, çok sayıda kolordu ve özellikle tümen, alay ve tabur kadrolarını koruması, yani hazır bir iskelet bırakması Türk Ulusal Ordusu'nun kuruluşunda büyük yararları oldu.

İzmir'in işgali ve Yunan ilerleyişine karşı ilk direniş bu zayıf askeri birliklerin bazılarından ve milis kuvvetlerinden geldi. Yunanlıların karşısındaki 17. Kolordu'nun 56. Tümeni hiç karşı koymadı. Bir kısmı Yunanlılarca esir ve bir kısmı da terhis edildi. Bu dağılma karşısında Yunan ordusuna karşı kurulan Kuva-yı Milliye ise zayıf askeri birlikler ve milislerden oluşuyordu. Kuva-yı Milliye ruhu bir süre sonra yayılmaya başladı. Müdafaa-i Hukuk örgütleri, Kuva-yı Milliye'ye asker ve para sağlamak işlerini yüklendiler. Böylece Ayvalık, Salihli, Denizli'ye kadar uzanan bir çizgi üzerinde Yunanlılara karşı Kuva-yı Milliye cephesi kuruldu. M. Kemal Paşa daha Havza'da iken Kuva-yı Milliye ile doğrudan ilgilenerek, birliklere gönderdiği emirlerde, her işgal eylemine karşı, halkın silahlandırılarak karşı konulmasını bildirmişti. Kuva-yı Milliye'nin büyük kısmını efelerin ve Ethem'in emrindeki kuvvetler oluşturuyorlardı. Bunların ağır silahları olmadığı gibi merkezi bir komuta düzeni ve disiplini de yoktu. M. Kemal Paşa Sivas Kongresi sırasında, bu kuvvetlerin örgütlenmesi gereğini göz önüne alarak 9 Eylül 1919'da Ali Fuat Paşa'ya "Batı Anadolu Genel Kuva-yı Milliye Komutanlığı" görevini verdi. Ancak Ali Fuat Paşa yeterince etkili olamadı. 23 Ekim'de Albay Refet Bey yöreye gönderildi ve bir rapor hazırlayarak, daha uzun süre Batı Anadolu Cephesi'nin tek komuta altına alınamayacağını bildirdi. Bu sebeple askeri, kuvvetler Albay Refet Bey'in komutasına verildi. Milis kuvvetler ise durumlarını korudular.

22 Haziran 1920'de başlayan Yunan genel saldırısı üzerine Balıkesir, Bursa düştü. B.M.M.'inde büyük tepkiler oluştu ve komutanlar sorumlu tutulup cezalandırılmaları istendi. M. Kemal Paşa komutanların kabahati olmadığını, emirlerinde yeterince asker, silah ve malzeme bulunmadığını, oysa Yunan Ordusu'nun Avrupa Devletleri'nce silahlandırılmış ve donatılmış olduğunu, milis kuvvetleriyle Yunan Ordusu'nun durdurulamayacağını belirterek, T.B.M.M.'nin gerçek anlamda bir orduya sahip olması gerektiğini söyledi. Bunun sağlanabilmesi için Kuva-yı Milliye'nin düzenli ordu haline dönüşmesi ve kısmi seferberlik yapılması gerekiyordu. Meclis'in kararı üzerine düzenli ordu kurulmasına başlandı.

Batı Cephesinde düzenli ordunun kuruluşunu engelleyen iki engel vardı. Birincisi firar olayları, ikincisi Kuva-yı Milliye örgütleri ve özellikle Ethem'in kuvvetleriydi. Birinci Dünya Savaşı sonunda asker kaçağı sayısı 300.000'e ulaşmıştı. Savaşın doğurduğu bunalım, yıkım ve sefalet, yeni bir savaş başlamasında büyük engelleyici durum yaratıyordu. Buna, Padişah'ın askerliği kaldırdığı propagandaları da eklenince, Anadolu'da T.B.M.M.'nin kararlarının yürütülebilmesi çok güçleşti. Asker kaçakları yüzünden düzenli ordu kurulmasında büyük güçlüklerle karşılaşıldığı için "Firariler Hakkında Kanun"un kabulüyle İstiklal Mahkemeleri kurulmuşlardı. İkinci engel ise Kuva-yı Milliye'nin düzenli ordu şekline dönüştürülmesi sırasında Ethem'in direnmesinden çıktı.

 
 

Sayfa Başına Dön

 
     

Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam