sorularla osmanlı

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Cesur bir adam ölebilir, ama vazgeçemez   Latin atasözü

Sorularla Osmanlı
Mithat Paşa hakkında çeşitli dedikodular bulunmaktadır? Mason olduğu ve İngilizlerin adamı olarak çalıştığı bu iddialar arasındadır. Bunların aslı esası varmıdır?

Önce Mithat Paşa’yı kısaca tanıyalım. Ahmed Mithat Paşa, 1822’de İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Kadı Hacı Eşref Efendi’dir. 10 yaşında hafızlığını tamamlamış ve temel ilimleri babasından öğrendikten sonra, İstanbul’un meşhur âlimlerinden ders almıştır. Mantık, fıkıh ve hikmet gibi ilimlerin yanında Arapça, Farsça ve Fransızca’yı öğrenen Ahmed Mithad Paşa, daha sonra Divânı Hümâyûn Kalemine girdi. Sultân Abdülmecid devrinde Reşid, Âli, Mütercim Rüşdü ve Sâdık Rif’at Paşaların başkanlığında toplanan bir çok toplantıya katılan ve bunlardan devlet idaresi ve diplomatika dersi alan Mithat Paşa, çok önemli vazifelerle görevlendirilmeye başlandı. 1858’de Avrupa seyahatine çıkarak Fransızca’sını geliştiren ve bazı simalarla tanışan Mithat Paşa, sırasıyla Niş, Tuna ve Bağdad Valiliklerine getirildi. Şûrâyı Devlet’in ilk başkanı olan Mithad Paşa, Sultân Aziz devrinde 1872 yılında sadrazamlığa kadar yükseldi.

Mithad Paşa, akıllı, zeki, çalışkan ve açık sözlü bir insandı. Ancak bu vasıfları bazı menfi eller tarafından kullanıldı. İngiltere’nin en büyük arzusu, V. Murad’ı Padişah ve Midhat Paşa’yı da sadrazam görmekti. Bu sebeple Midhat Paşa, İngilizlerin adamı kabul ediliyordu. O dönemin CIA’sı olan BIS (British Intelligence Service), bankalar, mason locaları ve benzeri lobiler tamamen Osmanlı Devleti’nin üzerine çullanmış vaziyetteydi. Böyle bir ortamda Midhat Paşa’nın İngilizlerin en yakın dostu olması ve V. Murad’ın mason olduğunun duyulması, tenkit rüzgarlarının Midhat Paşa aleyhinde de esmesine sebep teşkil ediyordu.

Sadrazam olur olmaz, Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın tahrikleriyle, Mısır’a dış borçlanma yetkisi veren fermanı yayınladı ve böylece Mısır’ın İngiliz hâkimiyetine girmesine sebep oldu. Sultân Abdülaziz’e yalan söyleyerek, açığı olan bütçeyi fazla vermiş gibi göstermesi, görevden alınmasına sebep oldu. Yeni Osmanlılar denilen meşrutiyetçiler ısrarla Midhat Paşa’nın tekrar sadrazam olmasını arzu ediyorlardı.

Midhat Paşa’nın bir diğer kusuru da, 6 Ramazan Kararnamesini imzalayan Ticâret Bakanı olması ve bu yolla çok büyük paralar kazanırken, Osmanlı Devleti’ni Avrupalı devletlerin nazarında perişan etmesiydi. Bu arada Hüseyin Avni Paşa ile birlikte Sultân Abdülaziz’i hal’ eden Hal’ Erkânı arasında yer alması ve Yıldız Mahkemesinde daha sonra Abdülaziz’e düzenlenen suikast sebebiyle yargılanması, aksi iddialara rağmen Midhat Paşa’yı halkın ve devletin nazarından düşürmüştür. V. Murad’dan aldığı paraları bir Hıristiyan sarraf eliyle üniversite talebelerine dağıtarak, talebei ulûm isyanını başlatan da Midhat Paşa olmuştur. İlmine ve dirayetine rağmen, Osmanlı Devleti’ne ilk defa bir faiz müessesesi olan bankayı sokması, dindar insanların nazarında Midhat Paşa’yı sevilmez hale getirmiştir.

Midhat Paşa’nın "Âli Osman değil de bir de Âli Midhat olsun" diyerek, saltanata dahi göz dikmesi, onun Kanunı Esâsî ve meşrutiyetle ilgili çalışmalarına da leke sürmüştür. Onu tenkit edenler, meşrutiyeti istemekten çok, saltanat atabeği olarak Osmanlı Devleti’nin idaresini ele geçirmek istiyor demişlerdir. Nitekim Osmanlı Devleti’ndeki meşrutiyet anlayışı gerçekten öyle yürümüştür. Herkes bilmektedir ki, Midhat Paşa’nın çok arzuladığı Kanunı Esâsî ve meşrutiyet nizâmı ile Avrupalı devletlerin maksadı Osmanlı Devleti’nin yükselmesi ve mutluluğu değildi; asıl maksat değişik milletleri ve din mensuplarını hürriyet adı altında tahrik ederek Osmanlı Devleti’ni küçük küçük devletlere bölmek idi. Nitekim mahiyetleri güzel olmakla beraber, Tanzîmât, Islâhat ve Kanunı Esâsî ile yapılanlar neticesinde, Osmanlı Devleti ileri değil geri gitmiştir. Yoksa kimsenin Tanzîmât ve Kanunı Esâsî gibi zahiren güzel şeylere karşı olması mümkün değildir. Kısaca Midhat Paşa’nın başta İngilizler olmak üzere, Batılı devletlerin oyununa geldiği muhakkaktır.

Mason olduğu konusunda bir belgeye sahip değiliz. Kesin belge olmadan konuşmak doğru olmadığı gibi, Midhat Paşa’yı hemen mason ve dinsiz ilan etmek de doğru değildir. Ancak Midhat Paşa, 1999 yılında Masonların yaptıkları açıklamalara göre masondur; devlet ve milletin hayatının ancak kendi hayatıyla devam edeceğine inanan enteresan bir insandır; bunun da doğru olmadığı ortadadır153.

 

İbn’ül-Emin Mahmûd Kemal İnal, Son Sadrazamlar IIV, İstanbul 1982, c. I, sh. 315-414;

Karal, Osmanlı Tarihi, c. VII, sh. 132-133;

Mahmûd Celâleddin Paşa, Mir’âtı Hakikat, c. I, sh. 100-130 (Sultân Aziz’in hal’ındaki rolü); 220-224 (Kanunı Esasi);

Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir, c. IV, sh. 155-198

 
Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Akgündüz - Sorularla Osmanlı
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam