sorularla osmanlı

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.   Mustafa Kemal Atatürk

Sorularla Osmanlı
Fâtih devrinden itibaren Osmanlı devlet teşkilâtında "devşirme ve mühtediler partisi" ile "Türk aristokrat partisi" arasında tam bir mücadele yaşandığını; Fâtih’in daima Türk aristokrasisinin aleyhinde yetkilerini kullandığını ve dönme asıllı paşaların devletteki Türk unsurları temizlediğini ileri süren yazarlar var. Bu iddialar doğru mudur?

Saltanatın, devlet idare etmenin ve özetle menfaat ve yetkinin paylaşılmasının bulunduğu her yerde, bazı mücadelelerin bulunması reddedilemez bir gerçektir. Ancak sadece Osmanlı Devleti’ni tenkit uğruna, Fâtih’den itibaren Osmanlı Devleti’nin bir kanun ve anane haline getirdiği devşirme sisteminin (gılmân sistemi ve kapıkulu sistemi de denmektedir) veyahut bir diğer ifadeyle haremden ve kapıkulundan çıkanların devlet idaresinde Türk ve şehirlü olanlara tercih edilmesinin yanlış yönlere çekilmesini doğru bulmuyoruz.

İbn-i Kemal konuyu açıklarken, kapıkulu sisteminin devletin istikrar ve devamını sağlayan bir müessese olduğunu; tarihde bir çok devletlerin kendilerine tabi olan aristokrat beylerin isyanlarıyla yıkıldıklarını verdiği misâllerle anlatmaktadır. İbn-i Kemal’e göre, Abbasîler, bu manadaki aristokratların isyanıyla; Sîman-oğulları Devleti bir asilzade olan Mahmûd Sebüktekin’in isyanıyla ve Büyük Selçuklu Devleti de Harizm-şah’ların isyanlarıyla yıkılmışlardır. İbn-i Kemal’e göre, Kul sistemiyle aristokrat bir sınıf kabul etmeyen Osmanlı Devlet sisteminde, kapıkulu sistemi ile, her şerefi devlette bulmuş olan köle asıllı kişilerin devlete isyan edemedikleri ilave olunmaktadır.

Koçibey de, iç oğlanlarının ve Enderun’a alınan insanların eskiden beri devşirme veyahut gerçekten köle asıllı olanlardan seçildiğini; kendi zamanında, daha evvel kapıkulu arasına alınması caiz olmayan Türkler, Kürdler ve Araplar gibi Müslüman unsurlar yanında, gayr-i müslimlerden de alınmaları yasak olan Yahudi ve Çingenelerin alınmaya başlandığını; bunlardan birisinin vali veya benzeri memuriyete geldiklerinde nasıl isyan ettiklerinin gayet iyi bilindiğini açıkça beyan etmektedir. Koçi Bey’e göre, eğer bu grupları kapıkulu sınıfına dahil etmek caiz olsaydı, selefdeki devlet adamları zikredilen kanunu koymazlardı.

O halde bu sistem, Türk düşmanlığından değil, devletin devam ve bekasının böyle bir sistemde görülmesinden kaynaklanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Veziriazam Karamanı Mehmed Paşa ile İshak Paşa veya Cem Sultân ile II. Bâyezid arasındaki mücadeleyi, Türk aristokrasi partisi ile devşirmeler arasındaki mücadele gibi göstermek doğru değildir. Devlet adamları arasında her zaman görüş ayrılığı bulunabilir. Karaman? Mehmed Paşa’nın yeniçeriler tarafından katledilmesini, söz konusu partilerin mücadelesi gibi göstermek de mümkün değildir. Muteber tarihçilerin ittifakla beyanına göre, Karamanî Mehmed Paşa, bazı irsâdî vakıfları neshederek tîmara çevirmesi ve yeni vergiler koyarak hazineyi güçlendirmeye çaılşması sebebiyle, halk ve asker tarafından sevilmemektedir. Bu sevilmeyişi, Sultân Cem’i tahta çıkarma ve hatta Fâtih’i zehirletme isnadlarının yapılmasına sebep olmuştur. Bu isnadlar sonucunda Yeniçerilerin ellerinden kurtulamamıştır. Âşıkpaşa-zâde, Karamanî Mehmed Paşa’yı sevmediğini her ifadesiyle belli etmesine rağmen, onun son derece namuslu olduğunu ve rüşvet yemediğini kabul etmektedir.

Osmanlı şöyle düşünmüştür: devletin belkemiğini teşkil eden Müslümanlar ayrı ayrı milletlerden ve kabilelerden olabilirler. Ancak aralarında binbirler adedince birlik bağları vardır. Yaratanları bir, Rezzâkları bir, peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir... Bu kadar bir birler, kardeşliği, muhabbeti ve birliği iktiza etmektedir. Zaten Kur’ân da aynı hakikati beliğine şöyle ifade etmektedir:

"Sizi, taife taife, millet millet, kabile kabile yarattık. Ta birbirinizi tanımalısınız. Ve birbirinizdeki sosyal hayata ait münasebetlerinizi bilesiniz ve birbirinize yardım edesiniz. Yoksa, sizi, kabile kabile yaptım ki, yek diğerinize karşı inkâr ile yabanî bakasınız, husumet edesiniz diye değildir"

Müslümanlar indinde ve yanında din ve milliyet, bizzat müttehiddir; bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Aralarında itibarî ve arızî bir ayrılık var. Belki din, milliyetin hayatı ve ruhudur. Şarklılar, garplılar gibi değildir. İçlerinde ve kalblerinde hâkim olan din duygusudur. Kaderin çoğu peygamberleri şarkta göndermesi işaret ediyor ki, şarkı uyandıracak ve terakki ettirecek sadece ve sadece din duygusudur. Asr-ı saadet ve Osmanlı dönemi bunun en bariz misâlidir.

 
Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Akgündüz - Sorularla Osmanlı
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam