sorularla osmanlı

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Kötü bir barış, savaştan daha berbattır.   Gaius Cornelius Tacitus

Sorularla Osmanlı
Osmanlı Padişahları, Yavuz’un Mısır’ı fethetmesinden itibaren halife unvanını kazanmışlar mıdır? Dinen bu mümkün müdür? Şayet mümkünse, Osmanlı Padişahları halife unvanını kullanmışlar mıdır?

İslâm hukukunda icranın başı olan şahıs için üç unvan zikredilmektedir; Halife, emîr’ülmü’minin ve imam. Hilâfet, aslında bir kimseye halef olmak, onu temsil etmek demektir. Müslümanların lideri olan şahıs da şerl hükümlerin icrasında Hz. Peygamber’e halef olduğu için kendisine halife denmiştir. Bu unvanı taşıyan âmme müessesesi yani hilâfet ise, değişik şekillerde tarif edilmiştir. Bunlardan ikisini zikredelim: "Hz. Peygamberin halefi olarak dinî ve dünyevî meselelerde bütün Müslümanları temsil etmek"; "Müslümanlar üzerinde umumî tasarruf hakkına sahip olmak yetkisi". Yani kısaca Müslümanların devlet reisliği demektir. Hilâfete imamet de denir ve namazdaki imamlık görevinden ayırmak için buna "imâmeti kübrâ" adı verilir. İmamet, aslında öne geçmek ve lider olmak demektir. Halifeye "imam" veya "imam’ülmüslimin" denmesi de bundan kaynaklanmaktadır. Emir’ülmü’minin unvanını ise ilk kullanan Hz. Ömer olmuş ve daha sonraki devlet reisleri bu unvanı "mü’minlerin emiri" manasında halifenin eş anlamlısı olarak kullanmışlardır.

Halife olmanın bazı şartları vardır. Osmanlı tatbikatında kendisine uyulmayan ve en çok tartışmalı olan bir şartı da, halifenin Kureyş kabilesinden olması şartıdır. Bir kısım İslâm hukukçuları halifenin Kureyş’den olmasının şart olmadığını ve hilâfet gibi âmmeye ait bir meselede nesebin tesiri olamayacağını ileri sürerken, çoğunluğun bu şartı kabul etmesi uygulamada zorluk çıkarmıştır. Çoğunluk "imamlar Kureyş’tendir" hadisine dayanmaktadırlar. Türkistan’ın yetiştirdiği büyük Hanefi hukukçusu Buhara’lı Sadr’üşŞerî’a (öl. 747/1346), bu meseleyi şöylece vuzuha kavuşturarak Osmanlı Padişahlarına hilâfet yolunu açmıştır: "Zikredilen şartlardan zaruret gereği ortadan kalkan şartlar aranmayacaktır. Zamanımızda Kureyşilik şartı da ortadan kalkmıştır". Bu sebepledir ki 923/1517 tarihinde Yavuz Sultân Selim, Mısır’dan beraberinde getirdiği son Abbasî Halifesi Mütevekkil Alellah’a Ayasofya Camiinde hilâfeti kendisine devrettirdiği zaman, mevcut âlimler bunu caiz görmüştü.

Şunu da bilmekte fayda vardır: Her konuda Hz. Peygamber’in izinden yürüyecek ve onu temsil edecek makam demek olan hilâfet makamı, maalesef bu mana ve fonksiyonunu her zaman devam ettirememiştir. Bu sebeple bazı araştırmacılar hilâfeti iki kısma ayırmaktadırlar: Birincisi; gerçek hilâfet (hilâfeti kâmile veya hilâfeti hakikiye)’dir ki, yukarıda zikredilen şartlara haiz ve Müslümanların rızası ile yapılan seçim ve bî’at sonucu elde edilen hilâfettir. Büyük Türk Hukukçusu Sadrüşşeria, buna hilâfeti nübüvvet de demektedir. İkincisi; şeklî hilâfet (hilâfeti sûriye)’dir ki, gerekli şartları hâiz olmayan veya milletin seçim ve bî’atıyla değil de, cebir ve istilâ suretiyle elde edilen imamettir. Bunda saltanat ve hükümdarlık manası ağır basmaktadır. Hz. Peygamber’in "Benden sonra hilâfet otuz senedir; ondan sonra saltanata inkılab eder" hadisinin işareti ve bütün İslâm hukukçularının ittifakıyla gerçek manada halife hülefâi râşidin’dir. Halife Ömer bin Abdülaziz bir tarafa bırakılırsa, Emevi ve Abbasî halifeleri hep ikinci grupta kalmışlar, bir başka ifadeyle şeklen ve hükmî halifeler olarak kabul edilmişlerdir. Hz. Peygamber’in bahsettiği 30 sene, Hz. Ebubekir’den itibaren Hz. Hasan’ın altı aydan ibaret bulunan hilâfet süresiyle sona ermektedir. Osmanlı Padişahlarının en az ikinci manada halife olduklarında şüphe yoktur. Ayrıca, hak ve yetkileri bulunmayan şeklî halifelik değil, bütün hak ve yetkilere hâiz olan halifelik manasında halifedirler.

Osmanlı Padişahları, Yavuz Sultân Selim’den itibaren, halife ve İmâm’ülMüslimîn unvanlarını son halife Abdülmecid Efendi’ye kadar kullanmışlardır. 1924 yılında hilâfetin kaldırılmasıyla ilgili kanun bunun en son delilidir. Ayrıca Yavuz’dan itibaren bütün Osmanlı Padişahları, halife unvanını kullanmışlardır. Mesela, Yavuz Sultân Selim, Haleb’in fethinden itibaren halife unvanını kullandığına delil, 1516 yılında tahrir edilen Semendire Sancağı Kanunnâmesinin başında yer alan Halifetüllah tabiridir. Daha sonra da 1519 tarihli Trablusşam Kanunnâmesinin başında ise, en az on defa halife ve hilafet unvanları kullanılmıştır. Oğlu Kanuni ise, Ebüssuud gibi bir İslâm Hukukçusunun kaleme aldığı Budin Kanunnâmesinin başında,

"Halîfei Resûli Rabb’ilÂlemîn, mümehhidü kavâ’id’iş-şer’ilmübîn ve Zıllulâh’izzalîli alâ kâffet’ilümem, Hâiz’ülİmâmet’ilUzmâ ve’sSultân’ül Bâhir, Vâris’ül Hilâfet’il Kübrâ kâbiren an kabir, Nâşir’ül Kavânîn’is Sultâniye, âşir’ül Havâkîn’il Osmaniyye, Sultân’ül Arabi ve’l-Acem ve’r-Rûm, Hami hıme’l Haremeyn’il Muhteremeyni ve’lmakâmeyn’il mu’azzameyn’il mufahhameyn es-Sultân ibn’üs Sultân Es-Sultân Süleyman Hân ibn’üs-Sultân Selim Hân"

unvanlarını kullanmaktadır ki, bu konuda fazla bir şey söylemeye ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır.

Zaten Yavuz’un Kahire ve Mekke’de bulunan Mukaddes Emânetleri İstanbul’daki Topkapı Sarayı’na taşıması ve bunlar için Hırkai Şerif Dairesinin yapılması ve nihayet Kudüs, Medine ve Mekke’nin Osmanlı Devleti’nin eline geçerek padişahların Hâdim’ülHaremeyn olarak ilan edilmesi ile halife sıfatı perçinlenmiştir. Kanuni Sultân Süleyman’ın Sadrazamı olan Lütfi Paşa, Osmanlı Padişahlarının halifeliği konusunda şüphesi bulunanlara, Risâletü Halâs’il Ümme Fî Ma’rifet’ilE’imme adlı eseriyle mukni cevaplar vermeye çalışmıştır. Bilindiği gibi, Lütfi Paşa, ilk dönem Osmanlı tarihini yazan muteber ve Yavuz’a muasır bir tarihçi ve devlet adamıdır. Bu kaynaklardan sonra, muasır kaynaklardan hiç birinde hilâfetle ilgili kayıt olmadığını söylemek ciddi bir hatadır. Kaldı ki, Yavuz’un muasırı olan Mısır’lı tarihçi İbni Iyâz da, hilâfetin Yavuz’a devrini, o günlerde kaleme aldığı eserinde açıklamaktadır.

Bu konuda önemli bir izah da Eyüp Sabri Paşa’ya aittir. Ona göre üç çeşit hükümet vardır: Birincisi, hilâfet veya imamet hükümetidir ki, Hz. Peygamber’in vekili olarak Şer’i şerifi uygulayan her hükümet bu gruba girer. İkincisi, kendi yaptıkları kanunlar ile idareyi yürüten siyâset hükümetidir. Üçüncüsü ise, akıl ve şer’i nazara almadan cebirle ve zulümle idareyi yürütenlerin hükümetidir ki, buna da tabiT hükümet denmektedir. Bu taksime göre Osmanlı idaresi, birinci gruba girmektedir.

 

BA, TapuTahrir Defteri, nr. 449, sh. 2; nr. 1007, sh. 12;

El-Ferrâ, Ebu Ya’lâ, Muhammed, Ahkâm’üsSultâniyye, Mısır, 1357, sh. 4, 1415, 2024;

El-Mâverdî, Abu’lHasanAli b. Muhammed, ElAhkâmu’s Sultânlyye ve’lVelâyâtu’d Diniyye, Kahire, 1298, sh. 11;

İbni Iyâz, Bedâyi’uzZuhûr, IH, 19 vd.;

Seyyid Bey, Hilâfet ve Hâkimiyeti Milliye, sh. 6 vd.;

İbni Haldun, Mukaddime, 212213;

Prof. Dr. Mehmed Hatiboğlu Hilâfetin kureyşliliği İle ilgili olarak yazdığı uzun bir monografisinde konuyu ayrıntılı olarak incelemiştir. Bkz. Hatipoğlu, Mehmed Said, "Hilâfetin Kureyşliliği", AÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. XXIII (Ankara 1978) ;

Cin-Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, c. I, sh. 208228;

Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III, sh. 451, 502503; c. IV, sh. 7885, Ayrıca aynı ciltteki Dede Efendi’nin Risale’sinde de halife tabiri Osmanlı Padişahları için çokça kullanılmıştır. Konu ile İlgili olarak bkz. Eyüp Sabri Paşa, Mir’ât’ülHaremeyn, İstanbul 1301, c. I, sh. 497498; 11671175; c. III, İstanbul 1306, sh. 9899;

Ahmed Cevdet Paşa, Tezâkir IIV, (neşr. Cavid Baysun), Ankara 1986), c. I, sh. 148149;

Ahmed Cevdet Paşa, Târihi Ahmed Cevdet (Vekâyi’i Devleti Aliyye) IXII, İstanbul 12711301, c. I, sh. 19;

Ahmed Râsim, Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi IIV, İstanbul 132830, c. I, sh. 278279;

İbni Ece, Muhammed bin Mahmûd, El-Irâk Beyn’el Memâlîki ve’l Osmâniyyîn’il Etrâk, Şam 1986, sh. 299;

Yılmaz, Belgelerle Osmanlı Tarihi, c. II, 6166;

İnalcık, Osmanlı İmparatorluğunda İslâm, (Tarih Risaleleri, Der. Mustafa Özel), İstanbul 1995, sh. 24 vd.

 
Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Akgündüz - Sorularla Osmanlı
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam