sorularla osmanlı

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.   M. Kemal Atatürk

Sorularla Osmanlı
Dünyanın ilk Çevre Nizâmnâmesinin Kanuni zamanında hazırlandığı doğru mudur?

Çevre temizliği ve korumasının hukukî mevzuata konu teşkil edecek kadar önemli olduğunun farkına varılması, tesbitlerimize göre 20. asırdan öteye gitmemektedir. Yani fertlerin ve devletlerin bu mes’ele üzerinde önemle durmalarının tarihi yenidir. Çevre ile ilgili hukukî düzenlemenin Türkiye’deki tarihi, henüz iki veya üç senedir dersek, mesele daha iyi anlaşılır. Çevre temizliği ile alâkalı tedbirlerin tarihini de, bir asırdan öncesine götüremezsiniz.

Bu konuda tarihimizin nelere sahip olduğunun bilinmediği de bir hakikattir. "Temizlik dinin yarısıdır" düstûrunu hayâtlarının en önemli esası olarak kabul eden ecdadımız, İslâmiyet’e tam ma’nâsıyla sarıldıkları ve kudretli oldukları devirlerde, her konuda olduğu gibi, çevre temizliği ve koruması hususunda da, diğer milletlere örnek olmuşlardır. Biraz sonra zikredeceğimiz Nizâmnâme bunun müşahhas bir delilidir.

Osmanlı Devletinde, şehir, kaza ve köylerde, şehrin emniyet ve asayişini temin, maddî ve manevî temizliğini muhafaza görevlerini üstlenen hususî memurlar vardır. Bunlara subaşı denmektedir. Köy ve kasabalardakine il subaşıları, diğer büyük merkezdekilerine ise şehir subaşıları denirdi. Bu memurlar, günümüzdeki zabıta, emniyet görevlileri ve kısmen de belediyecilerin vazifelerini ifa ederler ve kadıların emri altında çalışırlardı. Osman Bey’in ilk tayin ettiği iki memurdan birinin subaşı olduğunu kaydedersek, Osmanlıların yerleşim merkezlerinin emniyet, âsâyiş, maddî ve manevî temizlik ve huzuruna ne kadar önem verdiklerini daha iyi anlarız.

Bizi asıl şaşırtan husus ise, Osmanlı Devleti’nin sadece yerleşim merkezlerinin çevre temizliği ve korumasıyla ilgilenmek üzere hususî bir memur tayin etmekle yetinmemesi, görevli memurun eline de, çevre temizliğini te’min için uygulaması gereken hukukî esasları belirleyen bir Nizâmnâmeyi vermiş olmasıdır. Bu özel çevre temizliği görevlisinin adı, çöplük subaşısıdır ve çevre temizliği ile alâkalı Nizâmnâme’nin ilki ise, bundan yaklaşık 460 sene önce yani 1539 yılında hazırlanmıştır. Elimizdeki iki çevre Temizliği Nizâmnâmesinden sadece birisini bu yazımızda iktibas edeceğiz.

Biraz sonra metnini zikredeceğimiz ve üslûbunun sade olması sebebiyle aynen aktaracağımız Nizâmnâme’nin hükümlerini, elbette ki günümüzdeki çevre temizliği konusuyla alâkalı hukukî düzenlemelerle kıyaslamak doğru değildir. Zira zemin ve zaman farklıdır. Yine de 450 sene önceki bu Nizâmnâme’de günümüzde dahi tatbik edilebilecek hükümlerin bulunması, gerçekten dikkat çekicidir. Meselâ, evlerin ve dükkanların çevrelerinin temiz tutulması (Md.l); görülen pisliklerin o çevre halkına temizlettirilmesi (Md.2); hamam ve hanlar gibi umuma ait yerlerin temizliğine dikkat edilmesi (Md.34); çevreyi kirleten esnafın artık maddeleri ve pis sularını, tamamen boş yerlere ve şehir dışına taşımaları mecburiyeti (Md.67); en önemlisi de, arabacıların yani bugün de oto sahiplerinin arabalarını ev ve dükkanların önüne park etmemeleri ve mutlaka özel park yerlerinde durdurma mecburiyetleri (Md.10); bugün de muhtaç olduğumuz ve yürürlükte bulunan esaslardır.

Şimdi de Kanunî Sultân Süleyman devrinde Edirne çöplük subaşısına verilmek üzere hazırlanan Çevre Temizliği Yasaknâmesinin metninden bazı hükümler nakledeceğiz.

 

’Edirne’nin Mahalleleri Ve Sokakları Ve Çarşılarının Temiz Etmesi İçün Nişanı Hümayun

 

1.  Çağırdub ve yasak ede; min ba’d hiç ehad evi yörelerin ve dükkânların nâpâk tutmayub mezbele ve anın emsalinden nesne vâki olmaya, olursa gidereler.

 

2.  Mezkûr subaşı, bu bâbda kemâli ihtimam üzere olub çarşularda ve mahallelerde dökülen mezbeleleri, kimin evine ve havlusuna yakın olursa anın döktüğü ma’lûm olıcak pâk etdüre. "Biz etmedük" derler ise, edeni bulıvereler, anun yasağı ana ola.

 

4. Ve hamamların çirgâbı yolları mezbeleler ile tutulmuş ola, kimin evine ve havlusuna ve haremine yakın olursa, ayırtlatduralar. "Biz etmedük" derlerse, edeni bulıvereler, ana pâk etdüre.

 

6.  Ve câmeşûyların ve kan alıcıların kanların ve çirgâbların tarîki amma dökmekden men’ edüb hâli ve halvet yerlere iletdüre.

 

7.  Ve boyacıların ve aşçıların ve başçıların ve semercilerin otların ve gübrelerin yol üstünde dökmekden tamam men’ ve yasak edüb hâli ve halvet yerlere iletdüre.

 

8.  Ve yasak ede ki; arabacılar sığırların na’lband dükkanında aleflemeyüb evvelden kanda alefler ise, gerü anda alet ede. Eğer zaruret olursa, na’lband dükkânlarında aleflemelü olursa, anlara pâk etdüre. Ve mezbeleden ve sığırları tersinden ne olursa, hâricden ve hâli yerlere iletdüre.

Fî Safer sene 946 (1539)"

 

Bâyezid kütp. Veliyyüddin Ef., nr. 1970, vrk. 101/a102/b, 125/b127/a;

Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri, c. VI, sn. 540-543;

Pakalın, Tarih Deyimleri, c. III, sh. 259-261;

Cin Akgündüz, Türk Hukuk Tarihi, c. I, sn. 234.

 
Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Akgündüz - Sorularla Osmanlı
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam