sorularla osmanlı

Ana Sayfa
Biyografiler Tarih Sözlüğü Haberler Makaleler Görüş ve Önerileriniz Kütüphane Linkler Arama Kaynakça

Silahlar Sorularla Osmanlı Tarihi Eserler Tablolar Osmanlıca Sözlük
Barışta, oğullar babalarını gömerler; savaşta ise, babalar oğullarını gömer   Herodotus

Sorularla Osmanlı
III. Murad zamanında Astronom Takıyyuddin tarafından yapılan İstanbul Rasadhânesi’nin Osmanlı Şeyhülislâmı Kâdîzâde Şemseddin Ahmed Efendi tarafından yıktırıldığı doğru mudur?

Bu olayı ayrıntılarıyla anlatmakta yarar vardır. Asıl adı Takıyyuddin Mehmed bin Ma’rûf ve unvanı da erRâsıd yani astronom olan Takıyyuddin, 1521 yılında Şam’da dünyaya gelmiştir. Babası da Mısır’ın ileri gelen âlimlerinden olan Takıyyuddin, Mısır ve Şam’dan sonra İstanbul’a gelerek meşhur hocaların yanında ilmini tamamladı. Tekrar Mısır’a döndü ve astronomi dersleri de aldı. II. Selim zamanında tekrar İstanbul’a döndü ve 979/1571 yılında Müneccimbaşılığa yükseltilerek İstanbul’da astronomi çalışmalarına hız verdi. Takıyyuddin, astronomik hesaplarda esas alınan eski Uluğ Bey Zîc’inin tamamen eskidiğini ve mutlaka yenilenmesi gerektiğini devlet ricaline anlatmaya çalıştı.

Şeyhülislâm Hoca Sa’deddin’in ciddi tavsiyeleri ile III. Murad’ın dikkatini çekti ve İstanbul’da Tophane Bayırı üzerinde yani şu anda Fransız Sefarethanesinin bulunduğu yerin yakınlarında İstanbul Rasadhânesini kurdu. III. Murad’ın talimatıyla bu Rasadhânenin bütün masrafları devlet hazinesinden karşılandı ve bunun için 10.000 altın harcandı. Kendisine de 3.000 altınlık bir ze’âmet verildi. Burası kuruluncaya kadar, Galata Kulesinde çalışmalarına devam etti. Kuruluş tarihi 987/1579’dır.

Müneccimbaşı Takıyyuddin Efendi bu konuda bir ilke imza basıyordu. Zira Avrupa’da Danimarka Kralı II. Frederick’in teşvikleriyle TychoBrahe’nin kurduğu rasadhâne ancak 1585 tarihinde tamamlanmıştı. Osmanlı Devleti 10 yıla yakın bir zaman önde gidiyordu. Takıyyuddin, bu sahada 20’ye yakın eser verdi ve çalışmaları engellenmek istese de, 1585 yılında vefat edinceye kadar araştırmalarını aralıksız sürdürdü.

1577-1580 yılları arasında Hoca Sa’deddin’den sonra Şeyhülislâmlık makamına oturan Kâdîzâde Ahmed Şemseddin Efendi, doğru ve tok sözlü bir insandı. Padişahın bir çok fermanlarını şer’i şerife aykırıdır diyerek reddetti. Yargı mensuplarını protokolde Beylerbeyilerin önüne geçirmek için elinden geleni yaptı. Ancak bazı meselelerde, şahsî anlaşmazlıkların da etkisiyle, "astronomi ilminin sırlarına vâkıf olarak istikbali öğrenmeye çalışmanın devlete uğursuzluk getireceği" gerekçesiyle, III. Murad’a, Takıyyüddin’in inşa ettirdiği Rasadhânenin yıkılması için ilamda bulundu. Şeyhülislâmın ilamına uyan Padişah, Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa’ya, Rasadhânenin yıkılması için kati talimat verdi ve İstanbul Rasadhânesi maalesef yıkıldı.

Böyle bir kararı tasvip etmek mümkün değildir. Ancak Şeyhülislâmın karşı çıktığı husus, müneccimlik yaparak geleceğe ait haberler vermektir. Bu konuyu Osmanlı Devleti’nin aleyhine kullanmaya çalışan yazarlar, başka meselelerde, müneccimliğe şiddetle karşı çıkarlarken, burada farklı bir yaklaşım sergilemektedirler. Çifte standartlı davranmamak gerektir. Ayrıca bu mesele, Şeyhülislâm ile diğer makamlar arasında bir çekememezlik konusu da olabilir. Sonradan Kâdîzâdelerin, aşırı fikir ve tutumları sebebiyle, Osmanlı tarihinde soğuk bir taassup rüzgarının esmesine yol açtıklarını biliyoruz. Şeyhülislâm Kâdîzâde’yi aynı kefeye koymak mümkün olmasa dahi, Kâdîzâdeler ve benzeri soğuk taassup sahipleri için Kâtip Çelebi son noktayı koymaktadır ve biz de sonuna kadar bu görüşün yanındayız:

"Müslümanların sultânı bu makule soğuk taassup sahiplerini, kim olursa olsun, tedip etmesi dinî görevleri arasındadır. Çünkü seiefde bu çeşit muta’aassıplar yüzünden çok fesadlar meydana gelmiştir. Gerek Halvetî ve gerek Kâdîzâdeli bazı ahmakların görünürdeki salâhlarına bakılmayıp bunlara fırsat verilmeye. Nizâmı âlem ancak ve ancak halk haddinden tecâvüz etmemekle mümkündür".

Mahallî ve belli şahısların zihniyetine ait olan hatalar tamim edilmemelidir. Bu olayın Osmanlı’da ilmi geri bıraktığı doğrudur; ancak bunun Osmanlı Devleti’nde genel bir zihniyet olduğu doğru değildir. Çünkü ta Fâtih devrinden beri konu ile ilgili çalışmalar tarihçiler tarafından çok iyi bilinmektedir.

 

Takıyyuddin, Cedâvili Rasadiye, İstanbul Rasathanesi kütp. nr. 378;

Âlât’ürRasadiyye li Zîci Şehinşâhiyye, İÜ. Ty. nr. 1993;

Nevlzâde Atâî, Hadâık, Şakâik Zeyli, c.II, sh. 286287;

Kâtip Çelebi, Mizan’ülHakk, İstanbul 1286, sh. 122123;

Döğen, Şaban, Müslüman İlim Öncüleri Ansiklopedisi III, İstanbul 1992, c. II, sh. 633643;

Ünver, Süheyl, İstanbul Rasadhânesi, Ankara 1969;

Meselenin çarpıtılması örneği için bkz. Yılmaz, Osmanlı’nın Arka Bahçesi, sh. 8290.

 
Kaynak : Prof.Dr. Ahmet Akgündüz - Sorularla Osmanlı
Sitemiz bilgilendirme amaçlıdır, kesinlikle ticari bir amaç gütmemektedir.
Bu sayfa En iyi 1024x768 boyutlarında Görüntülenmektedir. E-Tarih.org - Farkedermi@WebTeam