Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
YUMUŞAMAYA (DETANT) DOĞRU
  Yeni Gelişmeler
      SALT-1 Anlaşması
  » Üst Konu
Bandung'tan Bağlantısızlığa
Silahsızlanma Çabaları
SALT-1 Anlaşması
Neticesiz Kalan Salt 2
Helsinki Deklarasyonu

 
SALT-1 Anlaşması

Diğer taraftan, bütün bu yasaklamalar nükleer silahların kullanılma alanlarına aitti. Yoksa, bu silahlar ortadan kaldırılmıyor veya sayıları azaltılmıyordu. Bir nükleer silahsızlanma söz konusu değildi. İşte Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya, bu antlaşmaların ardından SALT-I antlaşmasını imzalıyarak, nükleer silahsızlanma veya nükleer silahların sınırlandırılması yolunda mühim bir adım attılar ve milletlerarası münasebetlere de bir yumuşama havası getirdiler. Zira, Salt-I'in arkasından Helsinki Deklarosyonu gelecektir.

Şimdiye kadar belirttiğimiz yasaklama anlaşmalarını sadece 1962 Küba Buhranı ve "Dehşet Dengesi" ile açıklamak yanlış olacaktır. Bütün bu gelişmelerde Moskova-Pekin çatışması ile, bu çatışmanın sonunda Çin Halk Cumhuriyeti'nin Sovyet Rusya'dan kopmasının global strateji üzerinde yaptığı tesir ve bu yeni stratejik yapı içinde Sovyet Rusya'nın karşılaştığı durumun büyük rolü vardır. Doğu'da Çin Sovyet Rusya için bir tehlike olarak doğmaya başlarken, Sovyet Rusya Batı'da, yani Avrupa'da da, NATO'nun baskısı altında idi. 1964 Ekiminde işbaşına gelen Brejnev-Kosigin ekibi, Çin tehlikesini bertaraf etmek için başlangıçta Çin'le uzlaşma yolunu aramış iseler de, bir netice alamamışlardır. Sovyet Rusya "Doğu Cephesi"ni yumuşatamayınca, "Batı Cephesi"nin kendi üzerindeki ağırlığını ve baskısını hafifletme yolunu aramaya başlamış ve bundan dolayı da 1966'dan itibaren, daha aşağıda göreceğimiz üzere, Avrupada bir güvenlik sisteminin kurulması için NATO'ya tekliflerde bulunmuştur. Bu ise, Sovyetlerin Batı'ya yanaşmak için Doğu-Batı münasebetlerine bir "yumuşama" (detant) getirme çabasından başka bir şey değildi. Mamafih, yine aşağıda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansını veya Helsinki Deklarasyonunu ele aldığımızda göreceğimiz gibi, Sovyetlerin bu Batı'ya yaklaşma ve havayı yumuşatma çabalarında, Sovyet ekonomisinin, bilhassa teknolojik handikaplar dolayısiyle, Batı seviyesinden geri kalması ve Batı teknolojisi ile bağlantı kurma ihtiyacı çok mühim rol oynamıştır.

Varşova Paktı'nın Avrupada bir güvenlik ve işbirliği kurulması için NATO'ya 1966'da yaptığı teklif dokuz yıl sürecek bir iki-blok arası tartışma ve müzakere kapısını açarken, Helsinki'de 17 Kasım 1969'da Sovyet Rusya ile Birleşik Amerika arasında, Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (Strategic Arms Limitation Talks-SALT) başlamıştır.

SALT görüşmeleri iki buçuk yıl kadar sürmüş ve yedi safhada cereyan etmiştir. Bu süre içinde tartışmaların ağırlık noktasını "Stratejik Füzeler denen, Kıtalararası Balistik , Füzeler (ICBM- İntercontinental Ballistic Missiles) ile Denizaltılardan Atılan Balistik Füzeler (SLBM -Submarine Launched Balistic Missiles) teşkil etmiştir. Bunlara Saldırgan (Offensive) füzeler denilmekteydi ve bilhassa kıtalararası füzeler (ICBM) içinde MIRV (Multiple İndependently Targetable Reentry Vehicle) denen çok başlıklı ve her nükleer başlığın ayrı hedeflere yöneltilebildiği füzeler vardı. Bu saldırgan füzeler konusunda kesin bir anlaşma yapılamayıp, ancak bir "geçici" (interim) anlaşma gerçekleştirilebildi. 

Buna karşılık, füze-savar füzeler (ABM-Anti-Ballistic Missiles) denen savunma füzelerinin sınırlandırılmasında kesin bir anlaşmaya varılabildi

Bu iki çeşit füzeleri kaplayan ve SALT-I Anlaşması denen belge, 26 Mayıs 1972 tarihinde Moskova'da Amerika Cumhurbaşkanı Richard Nixon ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Leonid Brezhnev arasında imzalandı.

Füze-Savar-Füzeler konusundaki anlaşmaya göre, taraflar, kendi başkentlerinin 150 kilometrelik bir alan içinde 100 taneden fazla füze-savar-füzeye sahip olmayacaklardır. Keza, bu füzelerle ilgili radarların sayısı da iki büyük (phased-array) ve 8 küçük radar olarak sınırlanmaktaydı. Süresiz olan 16 maddelik bu anlaşmaya göre, taraflar, başka devletlere bu füzelerden vermeyecekleri gibi, başka ülkelerde bu füzelerin rampalarından kurmayacaklardı.

"Saldırgan" (offensive) denen kıtalararası füzeler (ICBM ve SLBM) konusunda ise, beş yıl süreli 8 maddelik bir "geçici anlaşma" (İnterim Agreement) imzalanmıştır. Bu anlaşma ile taraflar 1 Temmuz 1972'den itibaren, ICBM olsun, SLBM olsun, yeni kıtalararası füze yapmamayı taahhüt ediyorlardı. Bununla beraber, bu füzelerin de kesin olarak sınırlandırılması hususunda bir anlaşma yapmak için müzakerelere aktif olarak devam edeceklerdi.

Geçici Anlaşma'ya ek olarak imzalanan bir Protokol ise denizaltılardan atılan füzelere bir sayı sınırlaması getiriyordu. Buna göre de, Amerika, 44 füze denizaltısından ve bu denizaltılarda 710 balistik füze rampasından fazlasına ve Sovyet Rusya da, 62 füze denizaltısından ve bu denizaltılarda 950 füze rampasından fazlasına sahip olamıyacaktı. Amerika aleyhine olan bu farklılık, Amerikanın kendi denizaltılarının ve kıtalararası füzelerinin teknolojik üstünlüğüne güvenmesinden ileri gelmekteydi.

Füze-Savar-Füzelerde anlaşmanın kolay yapılmasının ve bu füzelerin sadece başkentlere inhisar ettirilmesinin sebebi, ABM sisteminin çok karmaşık ve pahalı olmasından ve ayrıca, saldırgan füzeleri havada yakalama yeteneğinin de çok fazla olmamasından ileri gelmekteydi.

SALT-I anlaşması Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki münasebetlerde gerçekten bir dönüm noktası olmuştur denebilir. Şüphesiz bu iki süper-devlet arasında bir çok konularda görüş ayrılıkları ve zaman zaman çatışmalar bundan sonra da olacaktır. Ne var ki, her ikisinin de bu anlaşmazlıklara, görüş ayrılıklarına ve hatta çatışmalara yaklaşımları, bunları şiddetlendirmek değil, aksine gerginliklere sebep olmadan çözümlemek, buhranları kontrol altına almak (crisis management) şeklinde olacaktır. Bu çeşit bir davranışın ilkelerini de Amerika ve Sovyet Rusya, SALT-I antlaşmasını imzaladıktan üç gün sonra, 29 Mayıs 1972'de yeni Moskova'da imzaladıkları Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Arasındaki Münasebetlerin Temel İlkeleri belgede tesbit ve ilan etmişlerdir.

12 ilkeyi ihtiva eden bu belgeye göre, her iki taraf, nükleer çağda barış içinde bir arada yaşamadan başka alternatif olmadığını kabul ederek, aralarındaki münasebetlerin tehlikeli boyutlara varmasını önlemeye, birbirleri aleyhine avantaj sağlamamaya, karşılıklı çıkarları konusunda birbirleriyle devamlı temas halinde olmaya, stratejik silahlar da dahil olmak üzere tam ve genel bir silahsızlanma için çaba harcamaya, aralarında ticari ve ekonomik, teknik ve teknolojik işbirliğini arttırmaya, kültürel münasebetlerini geliştirmeye, dünya meselelerinde birbirlerinden daha üstün bir durum elde etmemeye ve bütün devletlerin egemen eşitliğine saygı göstermeye çalışacaklardı.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi