Ana Sayfa « E-tarih.org    
   
Kölelik Cariyelik
Osmanlıda Harem
Osmanlıda Müzik ve Eğlence

 
Ana Sayfa
 Osmanlı Padişahlarının karı-koca hayatı yaşadıkları cariyelerden ikballer kimlerdir?
İkballer, Padişahların beraber karı-koca hayatı yaşadıkları ve ancak genellikle çocuk sahibi olmadıkları cariyelerdir ki, bunlara ikbal adı verilmiştir. Bazan çocuk sahibi olur olmaz Kadın Efendiliğe yükselmişlerdir. II. Mahmûd’un ikbali Pertevniyal Sultân gibi. Bazan da çocuk sahibi olmalarına rağmen, kadın unvanını hemen almamışlar ve ikbal olarak kalmışlardır. Abdülmecid’in Baş İkbali Nâlândil Hanım gibi.   Evvela şunu hatırlatmak icabeder ki, ikbal müessesesi, Osmanlı Tarihinde II. Mustafa ile başlamaktadır ve ilk ikbâlin ismi de Şahin Fatma Hanım’dır. Bundan sonra III. Ahmed’in 1, I. Mahmûd’un 4, III. Mustafa’nın 1, III. Selim’in 1, II. Mahmûd"un 4, Abdülmecid’in 6 ve II. Abdülhamid’in 4 ikbali tesbit edilebilmiştir. İkballer, Padişah’ın kadınefendilerden sonra gelen ve karı-koca münasebetinde bulunduğu cariyelerdir... Devamı

 Osmanlı Padişahlarının eşleri sayılan cariyelerden kadın efendiler kimlerdir?
Bunlar, Osmanlı Padişahlarının bazan dört kadınla evlenmek sınırına riâyet ederek nikâh akdi ile evlendikleri ve bazan da nikâh akdi yapmadan beraber yaşadıkları ve ancak ümm-i veled statüsündeki yani çocuk sahibi oldukları kadın veya Kadın Efendi denilen cariyelerdir. Bunların sayıları, en fazla sekize çıkmıştır. Ayşe Osman Oğlu’na göre bunların çoğu nikâh ile alınmaktadır. Nikâh ile alınması, evlenilen kadın câriye de olsa, aynı anda dört kadından fazla olanı haram haline getirir. Dört adedine ulaşılınca ancak birisinden boşandıktan sonra diğerini nikahlayabilir. Halbuki bir anda dörtten fazla câriye ile Kadın Efendiler olarak hayat yaşayan Padişahlar vardır. Bunun tek istisnası, Padişahların kendi cariyeleri ile ihtiyatî nikâh yapmış olmalarıdır. Padişahın ilk kadınına Baş Kadın Efendi denilirdi. Diğerleri de İkinci, Üçüncü, Dördü... Devamı

 Osmanlıda Müzik ve Eğlence

 Osmanlı Devleti’nde musiki ziyafetlerinin yapıldığını biliyoruz. Halbuki İslâm’da musikinin hükmü buna mani değil midir?
Bilindiği gibi İslâmiyette bazı sesler helâl ve bazıları da haram kılınmıştır. Gerçekten insanda ulvî ve yüce duyguların, Rabbânî aşkların doğmasına vesile olan sesler helâldir. Kâinatta yapılan zikirler ve teşbihler bu çeşit seslere girdiği gibi, rüzgârların terennümleri, denizlerin dalgalarının çıkardığı nağmeler, yağmur, kuş ve benzeri şeylerin Rabbani olan kelâmları bu gruba girmektedir. Sanki kâinat, ilâhi bir musiki dairesi-dir; türlü türlü avazlarla ve çeşit çeşit terennümlerle kalblere hüzünleri ve Rabbani aşkları doldurur; ruhları ve kalbleri manevi zevklere gark eder. Bu, nefsi susturur; kalbi, aklı ve ruhu yüce şeylere ve ebedî âlemlere teşvik eder. Osmanlı askeri musikisi olan mehter, buna verilebilecek olan en güzel misâldir. Halbuki yetîmâne hüzünleri ve nefsân&icir... Devamı

 Efendilerin cariyelerin avret yerlerini görmeleri caiz midir? Caiz olduğunu iddia edenler, havuz safalarını da buna bağlamaktadırlar. Durumu fıkıh kitapları açısından izah eder misiniz?
İslâm Hukuku kitaplarında mesele "Nazar" başlığı altında incelenmektedir. Bu hükümlere göre, dinen avret mahalli kabul edilen yerlere bakılması, zaruret hali dışında haramdır. Zaruret halinden kasıt, doktor, sünnetçi, ebe, kan alan veya hemşire gibi insanların, zaruret miktarını tecâvüz etmeyecek derecedeki nazarlarıdır. İnsanları birbirinin vücutlarından görebilecekleri yerler açısından beş gruba ayırmak mümkündür: Birinci Grup; Erkekler, erkeklerin, namazda avret mahalli olarak açıklanan dizden yukarı ve göbekten aşağı kısımları dışında kalan yerlerine bakabilirler. Bu ikisi arasındaki yerler avret sayılır; yani bakılması dinen haramdır. Ancak dizin avret olma hali ile bacağın ve bacağın avret olma hali ile avret-i galize tabir edilen ön ve arkanın avret olma hali aynı değildir. İkinci Grup; Kadınlar, kadınların, erkeğin erkeklerden bakabildiği yerlere bakabilmektedirler. Yani ... Devamı