Ana Sayfa « E-tarih.org    
 
   
TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1960-1980
  Genel Görünüm
  Kıbrıs Buhranları
  Türk-Amerikan Münasebetleri
  Türk-Sovyet Münasebetleri
  Türk-Yunan Münasebetleri
  Türkiye ve Orta Doğu
  Yunanistan'ın NATO'ya Dönmesi

 
TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1960-1980

Son yirmi yıllık Türk dış politikasının esas mihverini bir tek mesele teşkil etmiştir: Kıbrıs meselesi. Türk dış politikasının aktivitesi Kıbrıs meselesi etrafında dönmüş ve diğer alanlardaki faaliyetlerimiz bu meselenin dalları olarak gelişmiştir dersek, herhalde gerçeği ifade etmiş oluruz. Türk dış politikasının Kıbrıs meselesinden fışkıran veya bu meselenin tesirinde gelişen ana faaliyet dalları, Amerika, Sovyet Rusya, Yunanistan ve Orta Doğu ile münasebetlerimizdir. Bunu da normal karşılamak gerekir. Çünkü, son otuz yıl içinde Kıbrıs, Türkiye’nin hayati ve milli meselesi, milli menfaatlerimizin ağırlık noktası olmuştur. Bir dış politika her şeyden önce milli meselelere dayanmak zorundadır.

Türk dış politikasının ikinci mühim unsuru, Birleşik Amerika ile olan münasebetlerimizdir. Fakat geriye, son yirmi yıla baktığımızda, tesbit edeceğimiz husus şudur ki, Türk-Amerikan münasebetleri, NATO çerçevesi içinde bağımsız bir ittifak münasebeti olarak gelişeceği yerde, hemen daima, Kıbrıs meselesinin iniş-çıkışlarına göre değişen bir yapı göstermiştir. Her ne kadar 1970’lerin ortalarından itibaren bir Ege meselesi de ortaya çıkmış ise de, Kıbrıs meselesi Türk-Yunan münasebetlerinin daima mihenk taşı olmuş ve Amerika da, NATO’nun güney-doğu kanadı olarak Türkiye ve Yunanistan’a eşit ağırlık vermiştir. Halbuki çıplak eşitlik prensibi, Türk-Yunan münasebetlerinin çıplak gerçeği ile daima ters düşmüştür. Kıbrıs meselesinin gelişmelerinde ağırlık daima Türkiye tarafında olması gerekirken, Amerikanın salt eşitlik prensibine veya genellikle dengesizliklerle hastalıklı bir denge politikasına sarılması, Türk-Amerikan münasebetlerinin, bu münasebetleri zaman zaman ağır bir şekilde sarsan, ciddi bir meselesi olmuştur.

Bu sebeplerden dolayıdır ki, Türk-Amerikan münasebetleri 1884 ve 1974 Kıbrıs buhranlarında çok ağır sarsıntılar geçirecektir.

Yine son yirmi yıl içinde Türkiye, Amerika ile olan ittifak bağlarına rağmen, ikinci süper devlet olarak Sovyet Rusya ile münasebetlerinde bir istikrarın mevcut olmasına ve bu büyük kuzey komşumuz ile gereksiz yere anlaşmazlık veya çatışma çıkarmamaya daima ehemmiyet vermiştir. Bununla beraber, Türk-Amerikan münasebetlerindeki dalgalanmalar, Türkiye tarafından aksettirilmese bile, daima Türk-Sovyet münasebetlerine de aksetmiştir. Yani Kıbrıs meselesi Türk-Amerikan münasebetlerine şekil vermiş, Türk-Amerikan münasebetlerinin şekline, bir bakıma, Türk-Sovyet münasebetlerini şekillendirmiştir. 1945 Martındanberi kötü giden Türk-Sovyet münasebetlerinin, biraz aşağıda göreceğimiz üzere, Kıbrıs buhranı içinde, 1964 yılı sonlarından itibaren yeni ve müsbet bir yola girmesinde, 1964 Haziranındaki Johnson mektubunun büyük rol oynadığını unutmamalıyız.

Türkiye’nin Yunanistan’la münasebetleri, yaklaşık otuz yıldanberi çalkantılar içinde cereyan etmektedir. Zira bu çalkantılar Kıbrıs meselesi ile başlamış ve 1974 Kıbrıs buhranından sonra buna bir de, Ege meselesi eklenmiştir. Fakat temel anlaşmazlık Kıbrıs mihverine oturmuş bulunmaktadır. Kıbrıs meselesi çözümlendiği gün, yani Kıbrıs meselesi ortadan kalktığı zaman, Yunanistan’la olan diğer anlaşmazlık ve meselelerimizin de müsait ve müsbet bir zemine oturacağından şüphe edilmemelidir.

Orta Doğu ile münasebetlerimiz, tabiatiyle Kıbrıs meselesinden en az müteessir olmuş bir dış politika faaliyet alanımızdır. Türkiye’nin Orta Doğu ülkeleri ile münasebetlerinin temel faktörü İsrail olmuştur. İsrail meselesinde onlara yaklaşabildiğimiz ölçüde münasebetlerimiz gelişme göstermiştir. Fakat unutmamak gerekir ki, Türkiye’yi başlangıçta Arap ülkelerine yaklaşmaya götüren esas mesele, Arapların Kıbrıs meselesinde ve bilhassa Birleşmiş Milletlerde Türkiye’yi desteklemeleri olmuştur. Arap ülkeleri, kendilerinin İsrail meselesi ile Türkiye’nin Kıbrıs meselesi arasında bir bağ kurunca, Türkiye de İsrail politikasına yeni bir şekil vermek zorunda kalmış ve 1967’deki Arap-İsrail savaşı da, bu yeni politikanın ilk tatbikatına imkan vermiştir.

Görülüyor ki, Kıbrıs meselesi Türk dış politikasının hemen her şeyi demek olmuştur. Bundan dolayı, Türk dış politikası konusundaki açıklamalarımıza, Kıbrıs meselesinin gelişmeleriyle başlayacağız.

Kaynak : Fahir ARMAĞANOĞLU - 20.Yüzyılın Siyasi Tarihi